Geçenlerde Whatsapp’taki “Moskovalılar” grubumuzda Bozkurt Ünaldı’nın gönderdiği “Futbol tarihinde 300 gol-300 asist barajını geçen 5 futbolcu” ile ilgili mesajı okurken gözüm son sıraya takıldı.
Grubun adı aslında başka ama kestirmeden “Moskovalılar” dememin nedeni, bir kişi dışında hepimizin yolunun Rusya’dan geçmiş olması.
Bozkurt’un gönderdiği mesajda beşinci isim olan Alex de Souza kariyeri boyunca 421 gol atmış, 363 de asist yapmış. Birinci sırada Messi, ikinci sırada Puskas var; onları Pele ve Cruyff izliyor. İnternette dolaşan bu tür bilgiler bazen yanıltıcı olabiliyor ama zaten asıl konumuz gol ve asist istatistikleri değil.
Alex adını görünce ister istemez, yıllar önceki ilginç karşılaşmamızı hatırladım. Gerçi üzerinden çok uzun süre geçtiği için ayrıntıları unutmuştum, fotoğraflar da bir şekilde bilgisayardan uçmuştu. Bunun üzerine arkadaşları aramaya başladım. Kimi fotoğraf gönderdi, kimi unuttuklarımı hatırlattı ve böylece 21 Mayıs 2005 tarihindeki ziyaretimizi anlatan bu yazı ortaya çıktı.
2000 yılında kurulan Moskova Fenerbahçeliler Derneği’nin (Mosfener) bir taraftar örgütlenmesinden Türkiye’yi temsil eden sivil toplum kuruluşuna nasıl dönüştüğünü daha önce Medya Günlüğü’nde yazmıştım. Başkan Aziz Yıldırım’ın ilk lokalimizi bizzat açmasının sayesinde adımız çok duyulmuş, Şükrü Saraçoğlu Stadı’ndaki yarısı Rusça dev pankartımızla da dikkat çekmiş ve sempati toplamıştık. Hatta, tam başbakanlık koltuğuna oturmaya hazırlandığı günlerde AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da “maceralı” bir şekilde derneğimizi ziyaret etmişti.
Derneğin adında Fenerbahçe olacağı için kurulmadan önce yazılı başvuru yaparak izin almıştık ama kulüple hiçbir zaman maddi ilişkiye girmemiş, kendi yağımızla kavrulmaya özen göstermiştik. Sadece maç günleri açılan lokalimizin iki bin dolar olan aylık kirasını çıkarabilmek için çılgınca denilecek şekilde çırpınıyor, gelir elde edebilmek için montlar, tişörtler, atkılar yaptırıyor; yemekler, piknikler, karting yarışları düzenliyorduk.
Kimin aklına geldi hatırlamıyorum, birisi yeni tişörtümüze saraya benzer istasyonları olan ünlü Moskova Metrosu’ndaki istasyonların şemasını bastırmayı önerdi. Herkes fikri çok beğenince tekstil sektöründeki üyemiz Gürbüz Uysal heyecanla tam işe koyulmak üzereydi ki -rezil demeyelim ama- espri konusu olabileceğimiz “tarihi bir hata” yapmaya ramak kaldığını fark ettik!
Efendim mesele şuydu: Mosfener tişörtüne bastıracağımız Moskova Metrosu haritasındaki duraklardan birinin adı “Ulitsa 1905 Goda”ydı yani “1905 Yılı Sokağı.” Begovaya ile Barrikadnaya arasında yer alan istasyonun adı, 1905 Rus Devrimi sırasında bölgede yaşanan olaylardan geliyordu.
Bu konuda hemen “olağanüstü” toplantı yaptığımızı hatırlıyorum. Malum, rakibimiz Galatasaray 1905 yılında kurulmuştu ve biz de 1905 tarihini taşıyan bir istasyonun adını tişörtümüze koyarsak espri konusu olabilirdik. Fakat diğer yandan, hoşumuza gitse de gitmese de istasyonun resmi adı öyleydi. Yani ortada çözmemiz gereken bir kriz vardı!
Zaten az sayıda Türk’ün yaşadığı Moskova’daki Galatasaraylı arkadaşlarla aramız kötü değildi. Hatta ikinci lokalimizin açılışına gelmişler ve Başkan Yıldırım’a çiçek vermişlerdi. Aziz Bey, takım elbiseyle gayet şık gelen Galatasaraylı arkadaşlarla sohbet etmiş ve şakalar yapmıştı. Sonradan biz de onların lokalini ziyaret etmiştik. Bir de yazmaya elim varmıyor ama Galatasaray Derneği ile salon turnuvasında karşılaşmış, ilk yarısını 3-0 yenik kapattığımız maçta ikinci yarıda bulduğumuz gollerle tarihi tekerrür ettirmek üzereyken yenilmiştik!
Neyse…
Uzun lafın kısası, Gürbüz’ün parlak fikriyle krizi çözdük ve tarihi istasyonun adını “Ulitsa 1907 Goda” olarak değiştirmeye karar verdik! Övünmek gibi olmasın, Rusya Adalet Bakanlığı’nda resmen kayıtlı ilk yabancı taraftar derneğiydik, yani Ruslar Mosfener’den haberdardı ama bastırdığımız tişörtte Rusya tarihini çarpıttığımızı fark edecek kadar da bizi yakından izlemiyorlardır diye umut ediyorduk.
Fakat coşmuştuk bir kere!
Kim olduğunu hatırlamıyorum, bir arkadaş tam toplantı bitmek üzereyken ortaya başka bir müthiş fikir attı: Tamam 1905 İstasyonu’nu 1907 yaptık da, derneğin yakınındaki metronun adını da neden Mosfener koymayalım!
Ne demek, hayhay…
Rusya tarihini çarpıttığımız yetmiyormuş gibi, bir de yakınımızdaki Tulskaya İstasyonu’nun adını tişörtümüzde Mosfener İstasyonu’na çevirdik. “Günahlarımız” artıyordu, Moskova Belediyesi acaba hakkımızda “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu”ndan dava açar mıydı?!

Tişört görseli için Eray Okyaltırak’a teşekkürler.
O yıllarda Alex Fenerbahçe’de yarı tanrı seviyesine ulaşmıştı, milyonlarca hayranı vardı. Biz de, derneğin tanıtımına katkıda bulunması için Alex’i ziyaret edip Mosfener ürünlerini hediye etmeye karar verdik.
Kulüple aramız çok iyi olduğu için ziyareti organize etmekte hiç zorlanmadık ve tarih kesinleşince hemen uçağa atlayıp İstanbul’a geldik.
Bozkurt, bize İstanbul’da katılan kardeşi Devrim Ünaldı, Hulki Kahvecioğlu ve ben heyecan içinde Samandıra’ya koştuk.
Antrenman bitince, ziyaretten önceden haberi olan Alex, umuyorum adını doğru hatırlıyorumdur, tercüman Gökhan Bozkurt’la yanımıza geldi. Zaten Alex’in yüzünde çoğunlukla ciddi bir ifade olurdu; bu kez de farklı değildi. Şimdi belki antrenmanın yorgunluğu da yüzüne yansımıştı ya da belki bu tür taraftar ziyaretleri onun için sıradan bir olaydı. Haliyle, bizim kadar heyecanlanması için bir neden yoktu.
Kendimizi tanıttık, kısaca dernekten söz ettik, faaliyetlerimizi anlattık. Bizi dikkatle dinliyordu ama yüzündeki ciddi ifadede en küçük bir değişiklik olmamıştı. Sıra hediyelere geldi; bir matruşka, küçük kızı Maria Eduarda için üzerinde Rus motifleri olan mavi minik bir elbise ve uğruna Rusya tarihini değiştirdiğimiz Moskova metrolu Mosfener tişörtü.

(Soldan sağa) Bozkurt Ünaldı, Hulki Kahvecioğlu, Alex de Souza, Gökhan Bozkurt
Tabii açıklamazsak espri anlaşılmayacaktı, Hulki hemen atıldı ve tişörtün üzerindeki “Ulitsa 1907 Goda” ile Mosfener İstasyonu’nu göstererek tercüman yardımıyla yaptıklarımızı anlattı. (Manşet fotoğrafı) Hikayeyi duyan ciddi Alex birden başladı gülmeye; muzipliğimizi o da komik bulmuştu…

Herhalde yarım saat kadar süren ziyaretimiz sonunda bizim için Fenerbahçe formalarının yanı sıra getirdiğimiz başka bir Mosfener tişörtünü de imzaladı ve üzerine Portekizce şu yazıyı yazdı:
“Um abração e obrigado pelo carinho.” (Mealen: Hepinize kucak dolusu sevgiler, gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ederim.)
Bizim için çocuklarıma anlatacağımız tarihi bir anı, Alex içinse sıradan başlayan ama keyifli noktalanan bir ziyaret olmuştu…
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
