-0.3 C
İstanbul
8 Şubat 23, Çarşamba
spot_img

Biz Mosfener’i çok sevmiştik

Yazının bir futbol takımının kurduğu taraftar derneğiyle ilgili olduğunu anlar anlamaz bazı okurlar herhalde koşarcasına sayfayı terk edecek!

Ama biraz sabrederlerse bunun sandıkları gibi bir “futbol yazısı” olmadığını görecekler.

O zaman başlayalım… 

“Yurt dışında yaşayan Türklerin en önemli sorunları nelerdir” diye bir soru sorulacak olsa, “örgütlenme eksikliği” herhalde başlarda gelir. Nedendir bilinmez, Türkler yaşadıkları ülkelerde bir araya gelemez, bir türlü örgütlenemez. Örgütlenseler bile, örneğin iş adamları farklı dernekler kurarak yine bölünürler, tek bir yumruk, gerçek bir lobi gücü oluşturamazlar.

Aynı durum Rusya’da yaşayan Türkler için de geçerliydi…

Türkler ve Rusya kelimeleri uzun süredir sık sık yan yana geldiği için bu ülkedeki Türk vatandaşlarının sayısının çok yüksek olduğu sanılır ama gerçek farklıdır. Rusya’da yaşayan Türklerin sayısı-inşaat işçisi arkadaşlar dahil- herhalde hiçbir zaman 40-50 bini geçmemiştir.

2000 yılında üç arkadaş, Erhan Özçelik, Akın Teksöz ve ben Moskova’da Fenerbahçe derneği kurmaya karar verdik. Amacımız aslında basitti: Maçları birlikte seyretmek. Önce Fenerbahçe Kulübü’ne yazı yazdık ve derneğin adında Fenerbahçe’yi kullanmak için izin istedik.

İzin gelince, “Madem bir iş yapıyoruz, düzgün yapalım” dedik ve derneğin resmi statüde olması için Rusça tüzük hazırlayarak Rusya Adalet Bakanlığına başvurduk. Orada Rusya’da kurulan ilk yabancı taraftar derneği olduğumuzu öğrendik ve mutlu olduk, gurur duyduk. Dernek resmen kurulunca bir yönetim kurulu oluşturduk ve üye kaydına başladık. Dernek umduğumuzdan büyük ilgi gördü ve yüzlerce kişi yıllık 200 dolar aidatı gözünü kırpmadan ödedi. Üç kişi maç seyredelim derken yüzlerce kişiye ulaşmıştık, hemen bir lokal kiraladık. Ardından da, Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve Yönetim Kurulu üyelerini resmi açılışı yapmaları için davet ettik.

Doğrusu hiç umudumuz yoktu ama Yıldırım, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı ve Atilla Kıyat açılışımıza geldi. Kulüp tarihinde ilk kez bir başkan yurt dışı derneğinin açılışını yapıyordu; medya büyük ilgi gösterdi, haber pek çok kanalda, gazetelerin birinci sayfalarında yer aldı.

Dernek işi giderek büyüyordu, rüyada gibiydik.

Hızımızı alamadık, Sarı Kanaryalar Derneğindeki dostların yardımıyla Şükrü Saraçoğlu’nun Migros tribününe tam 45 metrelik yarısı Rusça “Davay Fenerbahçe” (Haydi Fenerbahçe) yazılı pankartımızı her maçta asmaya başladık. Adımız kısaca “Mosfener”di, amblemimizi taşıyan montlar, tişörtler, atkılar, şapkalar yaptırdık. Giderek ünleniyorduk ama ünlendikçe sırtımıza binen yük ve sorumluluk da artıyordu.

Bozkurt Ünaldı

Lokalimize sığmamaya başladık, bir duvarının tamamını Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nin kapladığı yeni bir lokale taşındık. Aziz Bey ve yöneticiler ricamızı kırmadı, oranın da açılışını yapmak için yine Moskova’ya geldi. Bizim ardımızdan Galatasaraylı arkadaşlar da kendi derneklerini kurmuştu, onları da açılışımıza çağırdık. Sağ olsunlar çok şık kıyafetlerle, ellerinde bir buket –elbette sarı kırmızı– çiçekle geldi, heyecanımıza ortak oldu. Galatasaraylı konuklarımızı Aziz Bey’le tanıştırdım, onlarla şakalaştı. Sonradan biz de Galatasaray Taraftarlar Derneğini ve Beşiktaşlılar Derneğini ziyaret ettik.

O yıllarda Moskova’da yaşayan Türklerin bir araya gelebileceği tek bir mekan bile yoktu. Türk Büyükelçiliği bayram kutlamalarının dernekte yapılmasına karar verdi. Gururlandık.

Yeni lokalimizde çocuklar için bir oyun odamız da vardı, pazar sabahları aileler için kahvaltı ve sinema günleri düzenlemeye başladık. Kahvaltı sabahları Moskova’da Türk sucuğu satan birilerini bulmak için panik halde kan ter içinde koşturuyorduk ama giderek herkesi kucaklayan bir sivil toplum kuruluşuna dönüşmüştük. Mutluyduk.

2003 ya da 2004 yılı olabilir, Panathinaikos-Fenerbahçe maçında diplomasiye de el attık ve o sırada iki ülkenin ilişkileri kötü olsa da Moskova’daki Türk ve Yunan büyükelçilerini maçı birlikte seyretmek için lokalimize çağırdık. Büyükelçi Kurtuluş Taşkent’le Yunan meslektaşı Dimitrios Paraskevopoulos davetimizi kabul etti. Maç öncesi kısa hoş geldiniz konuşmasında Yunan Büyükelçi’nin dilimin bir türlü dönmediği zor soyadını hatasız söyleyebilmek için uzun uzun prova yapmak zorunda kaldım!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Moskova’daki büyük Türk şirketleri İzvestiya gazetesine ilan verdi, biz eksik kalır mıyız!

Biraz ironik bir durumdu: Tam sayfa ilanın en altında milyar dolarlık dev şirketlerin adı ve Mosfener logosu vardı! Onur duyduk.

Lokalde kitap tanıtımları, sohbet toplantıları düzenledik, Japonya-Güney Kore’deki 2002 Dünya Kupası maçlarını-saat farkı nedeniyle-sabah karanlığında bütün Türkler beraber seyrettik, birlikte sevindik.

Yaşadığımız ülkeyi unutmadık, yoksul Rus çocukları için yardım topladık.

Roman Abramoviç’in İngiliz Chelsea Kulübü’nü almasından sonra Moskova’daki Rus taraftarlar da dernek kurma kararı alınca bize geldi, tüzüğümüzü örnek aldı. Rusya’da Ruslara bile öncü olmuştuk. Ardından, yakın arkadaşım Serdar Oğhan’ın başkanlığını yaptığı Romanya Fenerbahçeliler Derneği kendilerine uyarlamak için bizden tüzüğümüzü rica etti.

Adımız o kadar çok duyulmuştu ki, Moskova’ya iş için ya da turist olarak gelen diğer takımların taraftarları merak ettikleri için lokalimizi ziyaret ediyordu.

Lokal bir sosyalleşme ortamıydı aynı zamanda; maçların devre arasında sigara içmek için dışarı çıkanlar (evet daha o yıllarda sigarayı yasaklamıştık) sohbet edip tanışıyor, samimiyet ilerledikçe birlikte iş yapmaya başlayanlar bile oluyor, güzel dostluklar kuruluyordu.

Aziz Yıldırım ve Cenk Başlamış lokal açılışında.

Tam gaz gidiyorduk.

Kız Basketbol takımının yöneticileri aradı, Fenerbahçe’ye bir Rus takımı çıkmıştı ama ellerinde rakiple ilgili hiç görüntü yoktu. Hemen kamera kullanmasını bilen birisini ayarladık, ta Sibirya’ya o takımın lig maçına gönderdik, rakibin karşılaşmasını “gizlice” çektik, İstanbul’a gönderdik. Görev tamamdı.

Kız takımını Moskova’ya dönüşte sabahın köründe sıcacık poğaçalarla karşılamaya koştuk. Belki maçı kaybettikleri için moralleri bozuktu, Moskova’da Türk poğaçası bulmanın ne kadar zor olduğunu bilmeleri de tabii mümkün değildi, yüzümüze bile bakmadılar ama olsun, sevgimiz kişilere değil “Çubuklu”yaydı. Kırılmadık. (Basketbol Şubesi İdari Menajeri Cenk Renda’nın annemi kaybettiğimde arayıp baş sağlığı dilemesini unutamam)

Kulüple aramız çok iyiydi, Aziz Bey’e istediğimiz zaman ulaşabiliyorduk. Onun ve bizi tanıyan yöneticilerin desteğiyle çoğumuz o zamanlar kulübe üye olduk. İstanbul’daki Sarı Lacivert Derneği ile “kardeş dernek” gibi ortak etkinlikler düzenledik. 1907 Derneğinin dergisinde yazılarımız çıktı, camia bizi sahiplenmişti.

Ama bütün bu süreçte kulüpten tek bir kuruş yardım almadık, istemek aklımıza bile gelmedi, hep kendi yağımızla kavrulmaya çalıştık. Doğrusu, iki bin dolarlık aylık kirayı karşılamakta zorlanıyorduk çünkü genelde lokali hafta sadece bir kez, maç olduğu gün açıyorduk ve lig bitince haliyle kapalı oluyor, dolayısıyla gelir elde edemiyorduk. Ama Galatasaray ve Avrupa Kupası maçlarında hasılat rekorları kırıyorduk, elenince yüzümüzden düşen bin parça oluyordu. Yenilgi ve gelir kaybı nedeniyle derneği yaşatamama korkusu Moskova’nın ayazıyla birleşince tokat yemiş gibi oluyorduk.

Üye olmayanlardan “misafir parası” adı altında 10 dolar karşılığı 300 ruble giriş ücreti alıyorduk. Derneğin Fenerbahçe Kulübü tarafından kurulduğunu ve finanse edildiğini sananlar şaşırıyor, hatta küçük tartışmalar bile yaşanıyordu. Ama bizim bir kuruşa bile ihtiyacımız vardı, lokalin girişinde “misafir ücreti makbuzu” elimizde “zebella” gibi bekliyor, kuş uçurmuyorduk! Bugün en yakın dostlarımın başında gelen Mehmet Doğan’la ilk tanışmamız da “misafir parası” tartışması sayesinde olmuştu!

Kendimiz için asla yapmayacağımız şeyler yapıyor, madden çok sıkıştığımız zaman yüzümüzü kızartıp Fenerbahçeli iş adamlarının kapısına dayanıyor, düzenlenecek etkinlikler için sponsor olmalarını istiyorduk. Malum, akçeli işler tehlikelidir, paranın olduğu yerde dedikodu vardır ama herkes derneği yaşatmak için mücadele ettiğimizin farkındaydı. Mosfener’in adına hiçbir zaman halel getirmedik.

Maç seyredelim diye yola çıkıp neredeyse Moskova’daki bütün Türkleri kucaklayan bir sivil toplum kuruluşuna dönüşmüştük. Moskova Türk Kadınlar Organizasyonu ile iş birliği yapıyorduk. “Çubuklu” giyen Rus konuklarımız da eksik olmuyordu.

Fenerbahçe şampiyon olunca Rus televizyonlarında canlı yayınlara davet edildik. Kızıl Meydan tarihinde şampiyonluk kutlamasını belki de ilk kez biz yaptık.

Lokomotif Moskova’ya Galatasaray çıkınca Moskova’daki maçta bir muziplik yapıp başlama vuruşundan önce stat hoparlöründen Fenerbahçe marşı çaldırmayı düşündük. Aslında bunu yapabilecek bağlantılarımız da vardı ama bir UEFA organizasyonunda ortalığı karıştıracağımızı, uluslararası skandal yaratarak, Türkiye’ye ve derneğimize zarar vereceğimizi, Galatasaraylı dostları kızdırıp üzeceğimizi, şakanın tadının kaçacağını anlayınca “operasyonu” son anda iptal ettik!

Herkes derneği yaşatmak için uğraşıyordu ama gecesini gündüzüne katan üç kişinin adını özellikle vermek gerekir: Bozkurt Ünaldı, Hulki Kahvecioğlu ve Şanser Görgün.

İlk Başkan Özçelik’in kuruluştan kısa süre sonra Türkiye’ye dönmesinin ardından iki dönem başkanlık yapma onurunu yaşadım. Hayatım boyunca hiçbir görevi bu kadar gurur duyarak yapmadım. Görev süremin sonunda veda konuşmamda, bir Osmanlı padişahının “Cihangirane bir devlet yarattık bir aşiretten” sözünü derneğe uyarladım; biz de kendi çapımızda aynı şeyi başarmıştık.

Heyhat!..

Bir gün rüyanın sonu geldi.

Aylık kiramız dört bin dolara çıkınca çocuğumuz gibi sevdiğimiz, büyüttüğümüz, kem gözlerden sakındığımız, pamuklara sarıp sarmaladığımız Mosfener’in lokalini kapatmak zorunda kaldık.

Çok üzüldük.

İçimizden bir parça koptu.

10 yıla yakın süre Rusya’da Türkiye’nin, kulübümüzün bayrağını yukarıda tutabilmek için bir misyoner gibi çalışmıştık.

Biz Mosfener’i çok sevmiştik…

***

Not 1: Bu yazı daha önce yayınlanmış bir yazının güncellenmiş halidir.

Not 2: Fotoğraflar için Mosfenerli arkadaşlara teşekkür ederim.

Not 3: Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Mosfener’i ziyaretinin hiçbir yerde yayınlanmamış bol “aksiyonlu” perde arkasını bir sonraki yazıda anlatacağım.

İlgili yazı: https://medyagunlugu.com/erdogan-moskovada-nasil-kayboldu/

Cenk Başlamış
39 yıllık meslek yaşamının 21 yılını Milliyet gazetesi, CNN Türk ve 32. Gün'ün muhabiri olarak Moskova'da geçirmiş bir gazeteciden medya eleştirileri ve Rusya ağırlıklı dış politika, kimi zaman da gezi yazıları. "Sovyetleri Yıkan Darbe: Kuğu Gölü Operasyonu", "Rusya'da Bir Çılgın: Son Çar Jirinovski" ve "Gorbaçov'dan Putin'e...Rusya'nın Sırları" ve "Vladimir Vladimiroviç Putin: Rusya'yı Ayağa Kaldıran Lider" (Okay Deprem'le) kitaplarının yazarı. Sürekli basın kartı sahibi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesi.

İlginizi Çekebilir

4,757BeğenenlerBeğen
666TakipçilerTakip Et
11,150TakipçilerTakip Et

Popüler İçerikler