Cumartesi, 13 Haz 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Kapadokya’dan Amasya’ya gezi notları (2)

İlhan İlmenöz
Son güncelleme: 31 Mayıs 2026 08:18
İlhan İlmenöz
Paylaş
Paylaş

Birinci bölümde İzmir’den yola çıkıp Kapadokya’dan Amasya’ya uzanan gezi rotamızda neler yaptığımızı, nereleri gezdiğimizi anlatmaya çalışmıştım.

İkinci bölümde Kayseri-Sivas-Tokat ve Amasya’da yaptıklarımızı, yaşadıklarımızı anlatmaya başlıyorum.

 İzmir’den yola çıkmadan ilk ve öncelikli amacımız Kapadokya’yı gezip görmekti. Ancak daha sonra “Madem oraya kadar gidiyoruz o zaman 1-2 saat uzaklıktaki Kayseri’yi de gezelim” düşüncesi ortaya çıktı. Planlı gezi yapanlar bilir ki, bir yerlere çıkmadan önce bir plan, bir organizasyon yapmak gerek. Kalınacak yerler, gezilecek mekan ve yöreler, yolculuk saatleri vb. konuları önceden ayarlamadan yola çıkarsanız çeşitli zorluklar yaşayabilirsiniz.    

Bazen dostlarımız soruyor, “sizin aracınız yok, nasıl bu kadar çok gezebiliyorsunuz? diye…Evliya Çelebi’nin torunları olarak “Seyahat ya Resulallah” dedik bir kere, bütün araçlar bizim, olmadı dağ tepe tabana kuvvet yürürüz. 

Yola çıkarken asıl amacımız, öncelikle Kapadokya ve çevresini gezmek ondan sonra Tokat ve Amasya ile gezimizi sonlandırmaktı. Ancak Nevşehir’e gelince yaklaşık 80 kilometre (km) uzaklıktaki Kayseri’ye, oradan da Sivas’a geçerek bu şehirlerde birer gün konaklayıp merkezlerde görülecek eserleri ve yerleri kısa süreli de olsa görelim dedik.

Tabii ki herkesin ilgi alanları farklıdır. Kimileri çarşı pazar gezerek alışveriş yapmayı severken bizim gibi bazıları da daha çok antik kent, müze, cami, medrese, kilise, kervansaray, han, hamam, çeşme, köprü vb. yerler gezmeyi sever. Bu anlamda Anadolu tam bir cennet, Hititlerden Likyalılara, Urartulardan Friglere, Roma-Bizans-Selçuklu-Osmanlı derken kaybolup gidersiniz. Sizin çok önem verdiğiniz tarihi bir yere başkası “Hepsi taş işte ne olacak” diyebilir. Zevkler ve renkler olayı…

Hatta benim bir kenti gezerken en çok hayat dersi çıkardığım ve etkilendiğim yerlerin başında mezarlıklar gelir. Oralarda öyle hayat hikayeleri, öyle dramlar, öyle etkileyici yaşamlar var ki şaşar kalırsınız. Her mezar taşı ve üzerine yazılanlar yaşamın ve yaşamanın ne kadar değerli olduğunu hatırlatır. Ama biz insanoğlu gündelik hayatın karmaşası içinde bunu hep unuturuz. Herkese naçizane tavsiyem, yılda en az bir kere bir mezarlık ziyareti yapıp orada birkaç saat geçirmeleri ve biraz düşünmeleri olur. Görebilene mezarlıklarda büyük dersler var. Kavgalar, kıskançlıklar, küslükler, arkadan iş çevirmeler, makam, koltuk sevdası, iktidar ve güç hırsı hepsi boş, sonuçta herkesin buluşacağı yer orası…

Neyse biz dönelim Kayseri’ye…

Otogarın hemen yanından geçen tramvay ile kent merkezine ulaşabilirsiniz. Zaten merkezde görülecek yerler ve çarşı genellikle Kayseri kalesinin de olduğu Cumhuriyet Meydanı ve yakınında yer alıyor. Kale deyince insanın aklına öncelikle yüksek bir tepe çevresinde oluşan surlar ve yapılar geliyor ama Kayseri Kalesi öyle değil. Tam şehrin merkezinde düz bir alanda yapılmış görkemli surlardan oluşuyor.

Kalenin içinde de Kayseri Arkeoloji Müzesi yer alıyor. Müzede özellikle Hitit-Asur ticaret kolonilerinin eserleri ile Kültepe Kaniş’te çıkarılan tabletler dikkat çekici. Ayrıca Roma-Bizans-Selçuklu ve Osmanlı eserleri de görülebilir. Herakles Lahdi burada sergilenen önemli eserlerin başında geliyor.

Kayseri müzesini gezdikten sonra çarşı içinde meşhur Kayseri mantısı ve yağlısını deneyelim dedik. Her ikisi de gerçekten çok lezzetliydi. Özellikle Kayseri yağlısına bayıldık. Zaten buraya gelenlerin çoğunluğu bu lezzetleri denemeden gitmez. Ayrıca Cumhuriyet Meydanı civarındaki dükkanlardan sucuk pastırma ve mantı alışverişi de yapabilirsiniz. Burada en çok tuhafımıza giden de kete ile turşunun gördüğü ilgi oldu. Sadece kete ve turşu satan dükkanlardaki müşteri yoğunluğu şaşırtıcıydı.

Öğleden sonra Kayseri’de nereleri gezdiniz diye soracak olursanız; Hunat Hatun Külliyesi, Selçuklu Uygarlığı Müzesi, Kapalıçarşı, Mimar Sinan’ın eseri olan Kurşunlu Cami, Ulu Cami ve Taş Mektep olarak bilinen tarihi Kayseri Lisesi içinde yer alan Milli Mücadele Müzesi…Ayrıca Cumhuriyet Meydanı ortasında yer alan Saat Kulesi ve Atatürk Anıtı da en çok göze batan eserlerden. 

Kayseri’de bir gece konakladıktan sonra ertesi sabah Sivas’a doğru yola koyulduk. Kayseri-Sivas arası yaklaşık 200 km ve 2.5/3 saat sürüyor. Sivas’a da 1 gün ayırdığımız için sadece merkezde yer alan yerleri gezebildik. Gerek Kayseri gerekse Sivas’a yakın çevrelerde görülecek çok güzel doğa harikası yerler var. 

Sivas, Kayseri’ye göre daha küçük olduğu ve görülecek eserlerin birbirine yakınlığı nedeniyle kolaylıkla ve yorulmadan gezilebilecek bir kent. Burada da Cumhuriyet Meydanı merkez ve tüm eserler bu meydan civarında. İlk olarak iki katlı tarihi Taşhan binasını gezdik. Üst katı kafeler alt katı bavulcular çarşısı olarak kullanılan binanın hali ne yazık ki içler acısı. İyi bir bakıma ihtiyacı olan bina çok daha farklı ve kültürel amaçlı kullanılabilir diye düşünüyorum. Daha sonra Arkeoloji Müzesi ve tam karşısında yer alan Zanaatkarlar Çarşısı/Müzesini gezdik, açıkçası her ikisi de biraz beklentimizin altında kaldı.

Sivas Ulu Cami ve Buruciye Medresesi şu an restorasyon sürecinde olduğu için oraları gezemedik ama Gök Medrese ile Çifte Minareli Medrese gerçekten harika ve görülmeye değer. Özellikle Gök Medrese taç kapısı, minareleri, çini süslemeleri ile muhteşem. Aynı şekilde Anadolu’nun en görkemli eserlerinden biri olan Çifte Minareli Medrese’nin taç kapısı da çok güzel. Selçuklu dönemi mimarisinin en güzel örneklerinden olan bu iki harika eser Sivas’ın sembolü olmuş durumda. Cumhuriyet Meydanı civarındaki tarihi binalardan biri de Osmanlı mimarisi örneklerinden olan Jandarma Binası günümüzde sosyal tesis olarak kullanılıyormuş.

Sivas’ta insanı duygulandıran en önemli yapılardan biri de Sivas Kongresi’nin yapıldığı ve bugün Atatürk ve Kongre Müzesi’ne dönüştürülen lise binası. Müzeyi gezerken Kurtuluş Savaşı’nın ne kadar zor koşullarda ve olanaksızlar içinde yapıldığını çok daha iyi anlıyorsunuz. Her türlü zorluğa karşı yılmadan mücadele eden Gazi Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarına minnet ve şükran duymamak mümkün değil.

Sivas’a gelmeden birçok kişi bize” Sivas’ta köfte yemeden dönmeyin” demişti biz de öyle yaptık. Evet güzel ama sanki burada köfte işi biraz abartılıyor gibi. Tekirdağ ve Edirne’de çok daha güzellerini yemiştik. Açıkçası beklentimizin altında kaldı. Köftenin yanında getirilenler ise epeyce zengin ve çeşitliydi. 

Ertesi gün Sivas’tan ayrılarak gezimizin dördüncü durağı olan Tokat’a gitmek için yola koyulduk. Sivas-Tokat arası yaklaşık 110 km ve otobüs ile 1.5 saat sürüyor. Bu sene yağan aşırı yağmurun izlerini gezdiğimiz her yerde gözlemledik. Kızılırmak ve Yeşilırmak son yılların en yoğun su miktarını taşırken baraj ve göllerin dolması olumlu sayılabilir ama tarım alanlarının sular altında kalması köylünün canını epeyce sıkacağa benzer.

Bu tür gezilerde tarihi eser ve mekanları gezmek ve yöresel lezzetler tatmak dışında o bölgeye ait insanlarla iletişim kurarak ülkeye ve gündeme dair farklı gözlemlerde bulunabiliyorsunuz. Örneğin sokaktaki halkın gündemi ile sosyal medyanın gündemi çok farklı. Ayrıca turizmin daha çok geliştiği, yerli yabancı turistin daha çok geldiği yerlerde esnafın ve yerel halkın bizim gibi kente gezmeye gelenlere bakış açıları çok farklı oluyor. Turizmin geliştiği yerlerde size yürüyen ATM muamelesi yapılırken, turistik yönden daha az gelişmiş yörelerde halkın size bakışı daha dostça ve daha konuksever oluyor.

 Bunları gözlemlemek için toplu taşım araçlarında seyahat etmek, çarşı pazar gezmek, özellikle yerel yönetimlere ait park, bahçe, sosyal tesis vb. yerlerde bulunmak, esnaf ile sohbet etmek bazen yeterli olabiliyor. Örneğin Kayseri ve Nevşehir’de yabancılara karşı daha mesafeli, soğuk ve kuralcı yaklaşılırken Tokat’ta tam tersine daha sıcak ve daha samimi bir yaklaşım görebiliyorsunuz.

Sivas sonrası 3 gün geçirdiğimiz Tokat’ta bunu fazlasıyla yaşadık. İnsanları cana yakın, yardımsever ve son derece konukseverdi. Örneğin bir gün çarşıda gezerken yöreye ait Tokat çöreği satan esnafa bunun nasıl yapıldığını sorarken orada olan Tokatlı bir hanımefendi bize çörek ikram etti. Parasını vermek isteyince de, “Siz bizim misafirimizsiniz, para almak ne demek” dedi. 

Sadece bu olay değil tabii, gezerken ne zaman bir adres sorsak ya da bir alışveriş yapsak çok yardımcı olup çay kahve ısmarladılar. Mevlana’nın “Tokat’a gitmek gerek çünkü Tokat’ta insan ve iklim mutedil” diye övdüğü şehir olan Tokat ve Tokat halkı bu övgüyü gerçekten hak ediyor. 

Burada Tokat çöreği dışında bizim İzmir boyozuna benzer Tokat yağlısını da beğendik. Bir de yoğurtmaç var ama yoğurtla ilgisi yok. Cevizli veya haşhaşlı olarak yapılan yöresel mayalı çörek. Tokat kebabına ise henüz o yöreye ait kuzuların ve sebzelerin zamanı olmadığı ve aşırı pahalı olduğu için hiç bulaşmadık.

Tokat, ortasından geçen Yeşilırmak’ın ikiye ayırdığı küçük, yeşili bol ve şirin bir Anadolu kenti. Şehrin eski yapıları ve tarihi eserleri daha çok Tokat Kalesi’nin yükseldiği dağın eteklerine yakın yerlerde bulunuyor. Karşıyaka dedikleri ve daha yeni, modern binalardan oluşan Yeşilırmak’ın diğer tarafındaki bölge ise hızla gelişmekte ve daha çok tercih edilmekte. Büyük şehrin kaos ve kargaşasından yorulup kaçmak isteyenler, huzur ve sakinlik arayanlar için Tokat ideal bir Anadolu kenti.

Sivas’ta olduğu gibi burada da bir Taşhan var ama burası son derece bakımlı ve güzel. İki katlı yapının alt katında yöresel ürünler ve tahta baskılı özel Tokat el yazmaları satılırken, üst katta bu tahta basmacılık ile ilgili atölyeler görebilirsiniz. Taşhan çevresindeki dükkanlardan bölgenin meşhur asma yaprağı, Zile pekmezi, çemen, “köme” dedikleri cevizli sucuk, kuşburnu marmelatı, salça gibi ürünler alabilirsiniz.

Taşhan dışında Arkeoloji Müzesi, Şehir Müzesi, eski Tokat evleri, Latifoğlu Konağı, Saat Kulesi, Tokat Mevlevihanesi, Atatürk Evi Müzesi, Yağıbasan Medresesi, Gök Medrese, Ulu Cami, Ali Paşa Hamamı, Takyeciler Cami, Hıdırlık Köprüsü’nü gezip gördük. Tokat’ta diğer yerlerden farklı olarak tüm müzeleri ücretsiz olarak gezebilirsiniz.

Ayrıca buralara gelirseniz Ballıca Mağarası’nı, Niksar ve Zile’yi gezebilirsiniz. Zile, Jül Sezar”ın kazandığı zaferden sonra söylediği “Veni, Vidi, Vici” (Geldim, Gördüm, Yendim) sözü ile tanınan bir yer. Ayrıca kalesi, pekmezi ve eski evleri ile ünlü bir ilçe. Biz Ballıca Mağarası’nı görmek istedik ama yağan aşırı yağmur nedeniyle mağaraya giden yolun kapalı olduğunu öğrendik. 

Tokat’tan güzel anılarla ayrılırken son durağımız olan Amasya için yola çıktık. İki kent arası yaklaşık 110 km ve otobüsle 1.5 saat sürüyor. Amasya, Tokat gibi Yeşilırmak Nehri’nin ortadan ikiye böldüğü, iki dağın arasına yerleşmiş tablo gibi fotoğraf veren küçük bir kent. Ancak son yıllarda tur firmalarının buralara gelmesi nedeniyle turizm bir hayli canlı görünüyor. Yeşilırmak kıyısındaki tarihi evlerin ve konakların çoğu butik otellere dönüştürülmüş durumda.

“Şehzadeler kenti” olarak bilinen Amasya’da farklı uygarlıklara ait eserleri gezip görmek mümkün. Harşena Dağı’nda Pontus Krallığı’na ait Kral Kaya Mezarları bunların başında geliyor. Ayrıca II.Bayezid Külliyesi ve camii, Sabuncuoğlu Tıp ve Cerrahi Müzesi, Arkeoloji Müzesi, Şehzadeler Müzesi, Hazeranlar Konağı, Taşhan, Amasya Minyatür Müzesi, tarihi Yalıboyu Evleri, Saat Kulesi, Gümüşlü Cami, şu an kapalı olan Amasya Kalesi kentin gezilip görülecek başlıca yerleri ve hepsi birbirine çok yakın. Sadece Ferhat ile Şirin Müzesi kent merkezine biraz uzak olduğu için göremedik. Tokat’ın tersine buradaki müzelerin çoğuna girişler ücretli. Ayrıca Yeşilırmak üzerinde yer alan Roma döneminden kalma Alçak Köprü, İstasyon Köprüsü ve Künç Köprü gibi kentin iki kıyısını birbirine bağlayan köprüleri de görebilirsiniz.

Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen İlhanlılara ait 6 adet mumya ise dikkat çekiyor. Mumyalar; İlhanlıların o dönemdeki vali ve emirlerin aile ve çocuklarına ait.

Amasya’da ne yedik konusuna gelince… Bakla dolması dedikleri yaprak sarması, keşkek, Amasya çöreği ve Amasya yağlısı gerçekten güzeldi. II. Bayezid Camisi’nin hemen yan tarafındaki sokakta yer alan kadın kooperatiflerine ait ev kadınlarının çalıştığı küçük dükkanlar fiyat ve lezzet bakımından tercih edilebilir. Bir de burada her yerde elma çayı, elma kolonyası ve farklı elma ürünlerini bulmak mümkün. Özellikle akşamları ışıklandırılan Yeşilırmak kıyılarında ve Şehzadeler gezi yolunda dondurma ve mısır yemek herhalde buradaki en önemli sosyal etkinlik.

Gezimizin son durağı olan Amasya’dan ayrılırken çok yakın bir ilçesi olan Merzifon’a geçtik ve orada Çelebi Sultan Medresesi ve Saat Kulesi, Bedesten, Taşhan ve Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camisi’ni gezerek İzmir’e dönüş yolculuğuna başladık.

Sonuç olarak çok güzel yerler görüp farklı insanlarla sohbet ettik, dost olduk. Ülkemizin farklı yörelerine ait yöresel lezzetler tattık değişik, yeni kültürlerle tanıştık, yüzlerce fotoğraf çektik. Anadolu’nun her köşesi gerçekten gezilip görülmeye değer paha biçilmez gerçek bir hazine…

Yeter ki değerini bilelim, gözümüzün önündeki zenginlikleri, güzellikleri art niyetsiz ve karşılıksız sevelim.

1. Bölüm:

Kapadokya’dan Amasya’ya gezi notları

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Yazanİlhan İlmenöz
Takip et:
Yaşama ve olaylara, bardağın dolu tarafından bakmayı ilke edinmiş tarihçi eskisi... Doğayı, denizi, gezip görmeyi, okumayı ve öğrenmeyi çok seven gerçek bir hayvansever... Müzik, spor ve yabancı dizi tutkunu İzmir aşığı... Aklına ne gelirse, özgürce, hiçbir kişi, kurum ve ideolojiye bağımlı olmadan yazmayı seven bir amatör...
Önceki Makale En “marjinal” beşli
Sonraki Makale “Tokmak” küçük savaş büyük!

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Diyarbakırlı Sarı Pişo

İlhan İlmenöz
13 Haziran 2026
Köşe Yazıları

CHP, genetik kodlar ve hizipler

Aydın Sezer
10 Haziran 2026
Köşe Yazıları

Algı ve ötekileştirme üzerine

Erdal Çolak
10 Haziran 2026
Köşe Yazıları

Sandıktan çıkan jeopolitik tablo 

Aydın Sezer
9 Haziran 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?