Pazartesi, 25 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Batı’nın fabrikasından Rus yoldaşlığına

Aydın Sezer
Son güncelleme: 25 Mayıs 2026 18:53
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

Bugün uluslararası ilişkiler ve küresel ekonomi okumalarında en çok düştüğümüz hata, ülkeleri geçmiş yüzyılın “Soğuk Savaş” şablonlarıyla kategorize etmeye çalışmaktır.

Batı medyasının, hatta bizim basının bile sık sık tekrarladığı bir ezber var: “Komünist Çin.” Oysa bugün Pekin’in inşa ettiği sisteme baktığımızda, klasik bir sosyalizmden ziyade, dünya kapitalizminin şah damarına dönüşmüş bir “devlet kapitalizmi” görüyoruz, buna isterseniz “piyasa sosyalizmi” de diyebilirsiniz.

Daha önce sıkça altını çizdiğimiz bir husus var: Çin’i anlamak için ideolojik sloganlara değil, ekonomik altyapıya ve tedarik zincirlerine bakmak zorundayız. Çin Komünist Partisi, Mao sonrası dönemde, özellikle Deng Şiaoping ile birlikte müthiş bir pragmatizme imza attı. “Bir ülke, iki sistem” formülü sadece Hong Kong veya Makao’nun siyasi statüsü için değil, aslında Çin’in kendi iç iktisadi dönüşümü için de gayriresmi bir rehber oldu. Siyasette tek parti diktatoryası ve katı bir merkeziyetçilik (sosyalist kontrol mekanizması) işlerken, ekonomide vahşi denebilecek boyutlarda bir serbest piyasa, ucuz iş gücü sömürüsü ve sermaye birikimi (kapitalizm) devrede. Çin, sosyalizmin kızıl bayrağı altında küresel kapitalizmin en büyük üretim bandını kurdu. Bu, tarihin en ironik ama en başarılı ikilemidir.

Peki bu ikilem dış politikaya nasıl yansıyor?

Çin ve Batı’nın göbek bağı

Bugün Washington’dan yükselen “Çin’i çevreleme”, “yaptırım” veya “ticaret savaşları” söylemlerinin ardındaki yapısal gerçeği iyi okumak lazım. ABD ve Batı, Çin ile stratejik bir rekabet, hatta hegemonya savaşı içinde olabilir; ancak aynı Batı, ekonomik olarak Çin’e göbekten bağlıdır. Ve aynı şekilde Çin de, ürettiği devasa arzı eritebilmek, teknolojik transferi sürdürebilmek ve büyüme oranlarını içerideki toplumsal barışı (daha doğrusu pasifizmi) koruyacak seviyede tutabilmek için Batı pazarlarına muhtaçtır.

Bakın, kapitalist üretim tarzı Çin’i, ABD’nin ve Avrupa’nın en büyük alacaklısı, aynı zamanda bir numaralı tedarikçisi yaptı. Apple’dan tutun da Alman otomotiv devlerine kadar Batı sermayesi, Çin Komünist Partisi’nin yarattığı bu “istikrarlı” üretim adasına yatırım yaptı. İki taraf arasında öyle bir finansal ve ticari entegrasyon var ki, bugün “de-coupling” (ayrışma) dedikleri şeyin kısa vadede gerçekleşmesi, her iki tarafın da ekonomik intiharı anlamına gelir. Çin, Batı’nın sistemini yıkmak istemiyor; o sistemin tepesindeki koltuğa oturmak veya en azından o koltuğu paylaşmak istiyor.

Rusya denklemi mecburi istikamet

Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var: Rusya. Çin’in Batı ile olan bu kapitalist dansı, siyasi ve güvenlik alanında hissettiği kuşatılmışlık duygusunu ortadan kaldırmıyor. İşte tam bu noktada, Çin Komünist Partisi yönetiminin Rusya ile kurduğu derin ve çok boyutlu stratejik ortaklık devreye giriyor.

Rusya-Çin ilişkisini salt bir “anti-Amerikan cephe” olarak okumak da oldukça sığ bir yaklaşımdır. Bugün Pekin ve Moskova arasındaki ilişki, tam anlamıyla “karşılıklı jeopolitik ve ekonomik bağımlılık” ilişkisidir. Çin’in o devasa kapitalist üretim çarklarının dönmesi için kesintisiz, güvenli ve ucuz enerjiye ihtiyacı var. Batı’nın deniz yollarındaki hegemonyası Çin için büyük bir ulusal güvenlik riskidir. Rusya ise kara komşusu olarak, Çin’in ihtiyaç duyduğu petrolün, doğal gazın ve ham maddenin en güvenilir, üstelik yaptırımlar nedeniyle en ucuz tedarikçisidir.

Öte yandan, Ukrayna savaşıyla birlikte Batı sisteminden izole edilen Rusya için Çin, sadece ürün satacak bir pazar değil, ekonomisini ayakta tutan tek can damarı, teknolojik ihtiyaçlarını karşıladığı ana kapı haline gelmiştir. Siyasi açıdan ise Çin, Sibirya sınırını güvene alıp milyarlarca dolarlık askeri kaynağı Güney Çin Denizi’ne, yani asıl hesaplaşma alanına kaydırabilmektedir. Rusya’nın Batı’yı (özellikle Avrupa’yı ve ABD’yi) meşgul etmesi, Çin’e sessizce güçlenmek ve küresel nüfuzunu artırmak için eşsiz bir zaman ve manevra alanı kazandırmaktadır.

Sonuç

Özetle; karşımızda siyasal olarak komünist, ancak iktisadi olarak Batılı rakiplerine kapitalizm dersi veren, hastalıklı görünse de son derece rasyonel bir Çin var. Pekin, bir eliyle ABD ve Avrupa ile trilyonlarca dolarlık ticareti yönetip küresel kapitalizmin nimetlerinden faydalanırken, diğer eliyle Rusya ile sırt sırta vererek Batı’nın hegemonyasına karşı jeopolitik bir duvar örüyor.

Çin’in kurduğu bu denge oyunu, “Bir ülke, iki sistem” felsefesinin sadece kendi topraklarında değil, dış politikasında da uygulandığının en somut kanıtıdır: Batı’ya karşı kapitalist bir entegrasyon, Rusya’ya karşı ise siyasi/stratejik bir yoldaşlık. Bizim buralardan, hamasi sloganlarla veya basit kamplaşmalarla anlaşılabilecek bir oyun değil bu. Çok daha soğukkanlı, çok daha pragmatik ve tamamen çıkar odaklı, yepyeni bir dünya tasarımıyla karşı karşıyayız.

Umarım Ankara’da da bu ince dengeler, hamasetten uzak, gerçekçi bir akılla okunuyordur.

Fotoğraf: kremlin.ru

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitikRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale Yusuf Bozkurt Özal anıları
Sonraki Makale İşte Lugansk’ta vurulan öğrenci yurdu

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetMG Özel

İşte Lugansk’ta vurulan öğrenci yurdu

Fuad Safarov
25 Mayıs 2026
ManşetSerbest Kürsü

Yusuf Bozkurt Özal anıları

Alper Eliçin
25 Mayıs 2026
GünlükManşet

Emojiler yeni bir dil mi?

Medya Günlüğü
25 Mayıs 2026
GünlükManşet

Gazetecilere şiddete kınama

Medya Günlüğü
25 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?