Bir devletin siyasetini eleştirirken onunla ticaret yapmak, o siyaseti onaylamak anlamına gelir mi?
Gazze savaşı bu eski soruyu yeniden gündeme taşıdı. Çin, İsrail’in askeri operasyonlarına karşı sert bir diplomatik tutum alırken İsrail pazarının başlıca tedarikçilerinden biri olmayı sürdürüyor. İlk bakışta çelişkili görünen bu ilişki, ekonomik alışverişin siyasi sorumlulukla nerede kesiştiğini anlamak için elverişli bir örnek.
İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsünün (INSS) verilerine göre 2024’te İsrail’in Çin’den mal ithalatı yaklaşık 13,5 milyar dolar, Çin’e ihracatı ise 2,8 milyar dolardı. Elmas ve Hong Kong’un hariç tutulduğu bu mal ticareti kapsamındaki açık 10 milyar doları aşıyordu. Elektrikli ekipman, otomobil ve tekstil ithalatın önemli kalemleriydi. Para ağırlıklı olarak İsrail’den Çin’e gidiyordu. Fakat ödenen para ile kazanılan ekonomik kapasite aynı şey değil. Çin ihracat geliri elde ederken İsrail de tüketim mallarına, üretim girdilerine ve ekipmana erişiyor. Ticaretin iki tarafa sağladığı faydayı yalnızca ödeme yönünden çıkarmak mümkün değil.
Sermaye hareketleri farklı bir tablo çiziyor. INSS’in Mayıs 2026 araştırmasına göre Çin kaynaklı yatırımlar 2020’de 1,63 milyar dolarla İsrail’e gelen yabancı yatırımların yüzde 6,7’sini oluştururken 2023’te 39 milyon dolara, yüzde 0,12’ye geriledi. 2024’teki yaklaşık 800 milyon dolarlık yükselişin büyük bölümü, INSS’in tanımıyla Çin sahipliğindeki İsrailli şirket Playtika’nın SuperPlay’i satın almasından kaynaklandı. Anlaşma sayısı 2018’de 76 iken 2025’in mevcut verilerinde beşe indi. Bu veriler 2025 sonuna kadar yatırımın daraldığını gösteriyor; ekonomik bağların tümüyle koptuğunu değil.
Temmuz 2026’da Calcalist, Playtika’nın SuperPlay’i 1 ila 1,5 milyar dolar değerlemeyle Çinli Tencent’e satmak üzere görüşmeler yürüttüğünü bildirdi. Haber bir anlaşmanın tamamlandığını göstermiyor. Olası bir satışın yeni yatırım sayılıp sayılmayacağı da işlemin yapısına bağlı. Dolayısıyla tek bir görüşmeden sermaye akımlarında yeni bir yön değişikliği sonucu çıkarılamaz.
Yatırımlardaki gerilemeyi yalnızca Gazze savaşıyla açıklamak yanıltıcı olur. ABD ile Çin arasındaki teknoloji rekabeti ve Washington’ın İsrail’deki hassas yatırımlara ilişkin kaygıları daha önce de etkiliydi. İsrail, Çin’le ekonomik fırsatları korumak isterken güvenlik alanında bağlı olduğu Amerikan sisteminin sınırları içinde hareket ediyor. Eski İsrail Pekin Başkonsolosu Ilan Maor, Calcalist’e verdiği demeçte ilişkiyi en çok ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının gerdiğini söylüyor.
Araştırma ve teknoloji iş birliği ise mal ticareti ve yatırımlardan ayrı incelenmeli. Jiangsu eyaletiyle başlayan Ar-Ge bağlantıları, Changzhou’daki yenilik parkı ve Technion ile Shantou Üniversitesinin kurduğu Guangdong Technion–Israel Institute of Technology, kurumsal temasların sürdüğünü gösteriyor. Fakat bu kurumların varlığı, bilgi transferinin büyüklüğünü veya askeri kapasiteye etkisini kanıtlamıyor. Ortak patentler, yayınlar ve somut teknoloji çıktıları olmadan stratejik katkının hacmi hakkında hüküm vermek doğru olmaz.
Teknoloji ilişkisinin tarihi de tek yönlü bir hikâyeye izin vermiyor. Junhua Zhang’ın 2021’de yayımlanan değerlendirmesinde hatırlattığı üzere İsrail, geçmişte Çin’e askeri teknoloji sağlayan ülkeler arasındaydı. Havadan erken uyarı sistemi ve insansız hava aracı anlaşmaları 2000 ve 2005’te Amerikan itirazlarıyla durduruldu. Bu örnekler bugünkü sivil Ar-Ge akışını ölçmüyor; buna karşılık teknoloji ilişkisinin uzun süredir büyük güç rekabetinin gölgesinde geliştiğini gösteriyor.
Albert Hirschman’ın 1945’te yayımlanan National Power and the Structure of Foreign Trade adlı kitabı, ticaretin siyasi anlamını kavramak için hâlâ yararlı. Hirschman’a göre ekonomik alışveriş karşılıklı kazanç üretirken bağımlılık ve nüfuz da yaratabilir. İsrail’in Çin’den yoğun ithalatı, Pekin’e teorik bir etki imkânı sağlayabilir. Bunun gücü ise ticaret açığından değil, malların başka kaynaklardan hangi maliyetle ve ne kadar sürede bulunabileceğinden anlaşılır. Mevcut veriler Çin’in bu imkânı Gazze konusunda siyasi baskıya dönüştürdüğünü göstermiyor.
Diplomatik düzlemde mesafe daha belirgin. INSS’e göre Pekin, 7 Ekim 2023 Hamas saldırısını açıkça kınamaktan kaçındı; İsrail’in Gazze’deki operasyonlarını eleştirdi ve Filistin devletini savunan çizgisini sürdürdü. Bu tutumun Çin’in Arap ülkeleriyle ilişkileri ve ABD’yle rekabeti açısından siyasi sonuçları olabilir. Yine de olası diplomatik getirileri, Pekin’in her kararının kanıtlanmış nedeni gibi okumamak gerekir.
Burada ticaretin üç ayrı etkisini ayırmak önemli: gelir, kapasite ve meşruiyet. Sivil mal ithalatı ile çift kullanımlı teknoloji transferi aynı sonucu doğurmaz. Özel şirketlerin alışverişiyle devletlerin stratejik yatırımları da aynı siyasi ağırlığı taşımaz. Resmî ziyaretler ve uluslararası platformlarda verilen destek ise başka bir alandır. Bu ayrımları kaldırdığımızda her ekonomik ilişkiyi otomatik olarak siyasi onay sayma kolaycılığına düşeriz.
Max Weber’in 1919’daki siyaset tartışmasında ortaya koyduğu inanç etiği ile sorumluluk etiği arasındaki gerilim de burada anlam kazanıyor. Bir ülkeyle ticareti kesmek, ilkesel bir tutumun ifadesi olabilir. Fakat böyle bir kararın kimlere maliyet yükleyeceği ve hedeflenen siyaseti değiştirip değiştirmeyeceği de sorulmalı. Weber’in işaret ettiği güçlük, ilke ile sonucu birbirinden bütünüyle ayırmadan birlikte düşünmekte yatıyor.
Çin–İsrail ilişkisi ne Pekin’in Filistin konusundaki söylemini tek başına geçersiz kılıyor ne de ekonomik bağların siyasi etkilerini önemsizleştiriyor. Asıl sınav, aynı ölçütü farklı ülkelere ve kendi ticaret tercihlerimize de uygulayıp uygulamadığımız. Satın almak her zaman onaylamak değilse, hangi alışverişin hangi noktada siyasi sorumluluğa dönüştüğünü nasıl belirleyeceğiz?
Kaynak notları
INSS, “Trends in Chinese Investment in Israel”, 3 Mayıs 2026: https://www.inss.org.il/publication/chinese-investments-in-israel/
Calcalist / CTech, 20 Temmuz 2026: https://www.calcalistech.com/ctechnews/article/hkvfmqsvme
Guangdong Technion–Israel Institute of Technology, kurumsal tanıtım: https://gtiit.technion.ac.il/about/
Albert O. Hirschman, National Power and the Structure of Foreign Trade (1945); Max Weber, Politik als Beruf (1919).
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
