Salı, 17 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

ABD’nin İran’a müdahalesinde Çin faktörü

Gürsel Demirok
Son güncelleme: 6 Mart 2026 07:26
Gürsel Demirok
Paylaş
Paylaş

ABD’nin İsrail’le ortak düzenlediği harekatla İran’a yönelik saldırıları uluslararası gündemin ön sırasında.

Tüm dünya gelişmeleri yakından kaygıyla izliyor. Uluslararası hukukun hiçe sayıldığı bir ortamda dünyanın geleceği tartışılıyor. ABD-İsrail ortaklığının bu müdahalesinin nedenlerinin ne olabileceği üzerinde çeşitli yorumlar yapılıyor. Bu çerçevede Grönland üzerindeki iddiaları ile Venezuela’ya müdahalesi anımsatılıyor.

İsrail’in amacı belli. Kendi bekası için birinci derecede tehdit gördüğü İran’daki molla rejimini devirmek, yerine sağlıklı iletişim kurulabilecek, nükleer çalışmaları rafa kaldıran, “akıllı uslu” bir yönetimin iktidara gelmesini sağlamak. İsrail, bu amaçla İran’daki iç zaafiyetleri, etnik, mezhepsel ayrılıkları, rejim karşıtlığını vs. kullanma çabasında. ABD de bu amaçları güdüyor. Ancak küresel hedefleri de var. Önümüzdeki süreçte kendine en büyük rakip olarak gördüğü Çin’i frenlemek, İran gibi üçüncü ülkelerle ilişkilerine “taş koymak.”

Nitekim, savaşa ilişkin süregelen tartışmalarda ABD’nin ticari savaş içinde olduğu Çin faktörüne de işaret ediliyor. Çin’in İran ekonomisininin can damarı görevi gördüğü belirtiliyor. Gerçekten de Çin İran’ın en büyük ticaret ortağı ve enerji ihracatçısı. Güçlü diplomatik ve askeri bağları var. Çin, tarihsel olarak ABD’nin dünya çapındaki rejim değişikliği stratejilerine karşı çıkan bir ülke. Çin ile İran arasındaki yakın ilişkilerinin özünde de, karşılıklı yarar sağlayan bir ekonomik ortaklık yatıyor.

Geçmişte NATO’da görev yapmış bazı uzmanlar ve bazı akademisyenler de son gelişmeleri değerlendirirken, Amerika’nın gelecek 100 yıldaki en güçlü rakibinin Çin olduğuna dikkat çekiyorlar. Bu görüş sahiplerine göre, ABD bugünden ön almazsa 15-20 yıl içinde Çin ABD’yi dengeleyebilecek güce sahip olacak. Bu kaygılarla, son 10 yıldır ABD, NATO’da sürekli Çin’e odaklanılması gerektiğini savunuyor, ancak  yeterince destek bulamıyor.

Çin günde 11.5 milyon varil petrol ithal ediyor. 2025 yılında bunun 600 bin varilini Venezuela’ dan ithal etti. O ülkedeki petrol altyapısını, boruları, limanları yenileyip, günlük üretimi yeniden 3 milyon varile çıkarıp 2.5 milyon varilini satın alma anlaşması yaptı. ABD Venezuela Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak bu planı bozdu. ABD’nin yeni yönetimden isteklerinden biri, Çin ve Rusya ile ilişkilerini kesmesiydi.

Çin ise İran’la da önemli bir anlaşma yaparak OBOR (Modern İpek Yolu Ekonomi Kuşağı) kapsamında, İran’ın petrol üretim ve rafine kapasitesini artırmak ve ticarette renminbi (Çin’in resmi parası) kullanma yolunda çalışmalara başlamıştı. Ayrıca İran’ın deniz suyunu arıtıp boru hatlarıyla 1000-1200 kilometre taşıyarak Lut Çölü civarını tarıma açması projesine de katkıda bulunuyordu. 2025 yılında günde ortalama 1.38 milyon varil petrol alımı yapıyordu ve bunu ikiye katlamayı planlıyordu. 

ABD’nin buna müsaade etmeyeceğini değerlendiren Çin ve İran, Washington’dan gelen sinyalleri dikkate alarak son 1 ayda 170 milyon varil petrolü tankerlerle bölgeden çekti; yani yaklaşık 3 aylık stok ve Tahran’a taze para girişi sağlandı. Karışık, karmaşık bir ilişkiler ağı mevcut. 

ABD’nin yakında Çin’e petrol satan Nijerya, Sudan (Güney Sudan Abyei petrolü) ve Angola’yı da sıkıştırması bekleniyor, Kuzey Mozambik’teki gaz yataklarının işletilmesine de bulaşması öngörülüyor. Görünen o ki, ABD’nin stratejik planlarında Çin ile yakın ilişkiler içinde olan Afrika ülkeleri de var.

ABD, İran’a yıllardır uyguladığı ağır yaptırımlarına rağmen Çin çeşitli yollarla büyük miktarlarda petrolü indirimli fiyatlarla İran’dan satın aldı. Çin İran’a can veren ülke konumunda. 2021′ de imzalanan ve İran altyapısı ile telekomünikasyon sektörüne yüz milyarlarca dolarlık Çin yatırımı vadeden 25 yıllık stratejik anlaşma ilişkileri sağlamlaştırdı.

Öte yandan, ABD’nin İran’a yönelik müdahalesini sert bir biçimde eleştirse de Çin’in askeri müdahalesi beklenmiyor. Askeri müdahalenin durdurulması çağrısında bulunan Pekin’in stratejisi, ABD’yi Orta Doğu’da çıkmazda tutmak, ancak küresel petrol fiyatlarında ani bir yükselişe yol açacak bölgesel bir çöküşü tetiklememek. Çin, kendisini uluslararası hukukun ve istikrarın savunucusu bir ülke olarak konumlandırıyor. İran füzelerinin Çin kaynaklı olabileceği bu arada dillendirilmeye başlandı.

Pekin’in diplomatik kazançlarının ötesinde krizi, nadir mineraller üzerindeki hakimiyetini kullanarak lehine çevirmek isteyebileceği de söyleniyor. ABD’nin savaşta kullandığı silahların tümünün Çin’in tedarik zincirini kontrol ettiği mineraller olduğu vurgulanıyor. Bu durumun  Pekin’in elini güçlendirdiği ifade olunuyor. Diğer yandan, İran ve Venezuela’ya düzenlenen operasyonların ise özellikle petrol tedariki açısından Çin’i zora sokabileceği belirtiliyor.

ABD ve İsrail’in müdahaleleri sonucu Tahran’da Batı yanlısı rejim değişikliğinin gerçekleşmesi, İran’ın zengin kaynaklarının Venezuela’da görüldüğü gibi ABD şirketlerinin kontrolüne geçmesi Çin’in hiç arzulamadığı bir gelişme olur. Bu itibarla Çin’in önümüzdeki süreçte İran liderliğini devralacak yönetim ile de iyi ilişkiler kurmayı amaçlayan bir tutum içinde olacağı görülüyor.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanGürsel Demirok
Takip et:
Emekli diplomat. 1945 yılında doğdu. Darüşşafaka Lisesi'ni 1964 yılında bitirdi. 1968 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu. 1969'da Dışişleri Bakanlığı'na girdi. Türkiye Daimi Temsilciliğinde görevli olduğu yıllarda (1974-1977) BM Genel Kurulu 4, Komite (Decolonisation Committee) Raportörlüğüne seçildi. Kuveyt”in, Irak tarafından işgal edildiği tarihlerde, Kuveyt Büyükelçiliğimiz Müsteşarı idi. 1993-1997 yılları arasında Mainz Başkonsolosu olarak görev yaptı. Bu görevde iken girişimlerde bulunarak Mustafa Kemal Atatürk’ün 1917’de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya’ya yaptığı ziyaret anısına Türk heyetinin kaldığı görev bölgesindeki Bad Kreuznach Park Hotel‘de 23 Nisan 1997 de Atatürk Salonu açılmasını ve ziyaret anısına otelin girişine bir yazıt konulmasını sağladı. Açılış görkemli bir törenle gerçekleştirildi. Otel bugün Türklerin etkinlikler düzenledikleri bir mekâna dönüştü. 1997 yılında Dışişleri Bakanlığı müşaviri olarak atandı. Bakanlık müşaviri iken, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekreterya Başkanı oldu. 57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde hazırladığı ilerici insan hakları raporu AB Kopenhag Kriterlerinin karşılanmasına yönelik çalışmalarda referans belgesi olarak kullanıldı ve “Demirok Raporu “olarak anıldı. 2000-2004 yılları arasında Zürih Başkonsolosu olarak görev yaptı. Zürih Başkonsolosluğu binasında Park Hotel’deki Atatürk Salonuna benzer bir Atatürk Salonu açtı. Salonda Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarına ilişkin belge ve fotoğraflar yer almakta. Bu salonda da Türkleri buluşturan etkinlikler düzenlenmekte. Mainz ve Zürih‘te Başkonsolos iken vatandaşlarımızla birlikte olmaya, derneklerinin düzenledikleri etkinliklere katılmaya, çocuklarımızı okullarında ziyaret etmeğe, gençlerin sportif müsabakalarına katılmaya büyük önem verdi. 2004 yılında Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Yiğit Alpogan'ın başdanışmanı oldu, 2005 yılında MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanı olarak atandı ve bu görevindeyken 2010 yılında yaş haddinden emekliye ayrıldı. MGK Araştırma ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığı'na atanmış ilk sivil görevlidir. Atatürk’ün Almanya gezisi ve Avrupa’daki Türkler üzerine kitapları var. Emekli olduktan sonra medyada köşe yazıları kaleme almaya başladı .
Önceki Makale Ertelenen savaş, kaçan fırsat ve rejim değişikliği korkusu
Sonraki Makale Günün köşe yazıları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

ManşetSerbest Kürsü

Türkiye “kuşatılıyor…”

Alper Eliçin
17 Mart 2026
ManşetSerbest Kürsü

Gelecek umudu kaybolursa

Yıldırım Aktuğan
17 Mart 2026
Serbest Kürsü

Medeniyetin dünü bugünü yarını

Gürsel Demirok
16 Mart 2026
Serbest Kürsü

“Sandıktan Çıkanlar” Basın Müzesi’nde

Medya Günlüğü
16 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?