Dünya sinemasının en ikonik yüzlerinden biri olan Marilyn Monroe, 100. doğum yıl dönümünde alışılmışın dışında bir anmayla yeniden gündeme geldi.
Britanya Komünist Partisi (CPB), Monroe’yu Hollywood’un parıltılı vitrininden çekerek sınıf mücadelesinin içine yerleştirdi ve ona “yoldaş” diyerek ideolojik bir yeniden okuma sundu. Öte yandan, kamuoyunda bu çıkış, popüler kültürün en güçlü ikonlarından birine yönelik politik bir yeniden sahiplenme hamlesi olarak değerlendirildi.
CPB’nin açıklamasında Monroe yalnızca bir ekran yıldızı değil, üretim ilişkilerinin içinde şekillenmiş, sınıf bilinci gelişen, Marx okuyan ve Çin Devrimi’ne ilgi duyan bir figür olarak tanımlandı.
Britanya Komünist Partisi’nin bu anlatısı Hollywood’un yıllardır inşa ettiği sarışın bomba imajını bilinçli biçimde ters yüz ederken. Bildiri, Monroe’nun çocuklukta kurumsal bakım sistemlerinde büyümesi, fabrika deneyimi ve stüdyo sistemindeki ağır sömürü ilişkileriyle biyografisini bireysel bir başarı hikâyesi olmaktan çıkarıp sınıfsal bir çerçeveye oturttu.
Partinin açıklamasında FBI gözetimi, McCarthy dönemi baskıları ve Arthur Miller ile evliliği de politik bir bağlama yerleştirilirken. Monroe’nun Ella Fitzgerald gibi isimlerle kurduğu dayanışma ilişkileri ise dönemin ırkçı ve dışlayıcı yapısına karşı küçük ama anlamlı kırılmalar olarak işaret edildi.
Tüm bu kutlama ve bildiri, ister istemez bir soruyu da beraberinde getiriyor. Karşımızda duran tarihsel yeniden okuma mı? Yoksa ideolojik bir yeniden inşa mı? Çünkü CPB’nin metni, Monroe’nun bilinen biyografik sınırlarını aşarak onu doğrudan bir devrimci özneye dönüştürüyor.
Yine de ortada güçlü bir gerçek var. Marilyn Monroe yalnızca Hollywood’un ürettiği bir yıldız olarak kalmadı. Zamanla farklı ideolojik kamp ve anlatıların üzerine anlam yüklediği bir sembole dönüştü. Bir yanda tüketim kültürü, diğer yanda sınıf, emek ve beden politikaları.
Bu nedenle CPB’nin çıkışı sadece bir anma metni olarak görülmemeli. Aynı zamanda kültürel hafızanın nasıl yeniden yazılabileceğine dair de bir müdahale. Monroe’yu sessiz ve güzel bir ikon olmaktan çıkarıp politik bir figür olarak yeniden konumlandırma girişimi.
Görünen o ki Marilyn Monroe bugün hâlâ tek bir kimliğe sığmıyor. O, Hollywood’un ürünü ama aynı zamanda onun dışında kalan tüm anlatıların da malzemesi. Tam da bu yüzden, ölümünden onlarca yıl sonra bile, farklı ideolojik dünyalar onun üzerinde söz söylemeye devam ediyor.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
