Cuma, 1 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Kendine geç kalan insan

Erdal Çolak
Son güncelleme: 12 Mart 2026 19:47
Erdal Çolak
Paylaş
Paylaş

Modern insan, tarihin belki de en gürültülü dönemlerinden birinde yaşıyor.

Siyasetin sert dili, sosyal medyanın durmaksızın akan görüntüleri, gündemin hızla değişen krizleri ve bitmeyen tartışmalar, insanın zihnini ve ruhunu kuşatan görünmez bir atmosfer yaratıyor. Bu gürültü içinde en zor duyulan ses ise çoğu zaman insanın kendi iç sesidir. İnsan dış dünyanın taleplerine cevap vermeye o kadar alışır ki, bir noktadan sonra kendine ne hissettiğini, ne istediğini ve gerçekten kim olduğunu sormayı unutabilir. İşte modern çağın en sessiz ama en derin krizlerinden biri burada başlar: İnsanın kendi hayatında kendisine geç kalması.

Hayat, insanı teorilerle değil deneyimlerle eğitir. Kırgınlıklar, aldatmalar, hayal kırıklıkları ve yüzleşmeler çoğu zaman insanın iç dünyasında derin izler bırakır. Bu izler ilk bakışta yaraya benzer; fakat zamanla insanın kendini tanımasının kapılarını aralayabilir. Ne var ki günümüz dünyasında bu içsel öğrenme süreci giderek zorlaşmaktadır. Çünkü modern toplum bireyden yalnızca yaşamasını değil, aynı zamanda sürekli bir rol oynamasını da bekler. İnsan artık sadece bir birey değildir; aynı zamanda bir profil, bir kimlik ve bir imajdır.

Sosyal medyada, iş hayatında ve hatta dostluklarda bile insanlar çoğu zaman gerçekte oldukları kişi gibi değil, görünmeleri gerektiğini düşündükleri kişi gibi davranırlar. Beğenilme isteği, kabul görme arzusu ve dışlanma korkusu bireyin davranışlarını görünmez biçimde şekillendirir. İnsan farkında olmadan kendisini bir sahnenin içinde bulur; bu sahnede herkes izlenir, değerlendirilir ve yargılanır. Böyle bir atmosferde insanın kendi iç dünyasına dönmesi giderek zorlaşır.

Bu durum modern insanın en belirgin psikolojik çelişkilerinden birini doğurur. İnsan hem özgür olmak hem de kabul görmek ister. Hem kendi düşüncelerini savunmak ister hem de dışlanmaktan korkar. Bu nedenle çoğu zaman gerçek düşüncelerini yumuşatır, gerçek duygularını gizler ve gerçek tepkilerini erteler. Özellikle siyasetin sert kutuplaşmalarla şekillendiği bir çağda bu durum daha da belirgin hâle gelir. İnsanlar çoğu zaman hakikati aramak için değil, ait oldukları grubun doğrularını savunmak için konuşurlar. Tartışmalar düşünce üretmekten çok kimlik koruma refleksine dönüşür.

Böyle bir atmosferde insan, farkında olmadan iki ayrı hayat yaşamaya başlar. İç dünyasında sorgulayan, şüphe eden, kırılan bir birey vardır; dış dünyada ise kararlı, net ve güçlü görünmesi beklenen bir karakter. Bu iki kimlik arasındaki mesafe büyüdükçe insanın iç dünyasında bir çatlak oluşur. Psikoloji bu durumu kendilik bütünlüğünün zedelenmesi olarak tanımlar. Birey gerçek benliği ile sosyal maskesi arasında sıkıştığında zamanla kendisine yabancılaşmaya başlar. Bir süre sonra insan kendi duygularını bile ayırt etmekte zorlanabilir.

Modern kültür bu durumu çoğu zaman uyum ve fedakârlık adı altında meşrulaştırır. Başkalarını mutlu etmek, uyum sağlamak ve sorun çıkarmamak erdem gibi sunulur. Oysa bu davranışlar bir noktadan sonra insanın kendi varlığını ikinci plana itmesine yol açabilir. Başkalarının mutluluğu için sürekli enerji harcayan birey zamanla kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeye başlar. Bu görünmezlik ise insanın içinde sessiz ama güçlü bir boşluk yaratır.

Bir noktada insan şu soruyla karşı karşıya kalır: Ben bu hayatın neresindeyim?

İşte geç kalmışlık hissi çoğu zaman bu soruyla birlikte ortaya çıkar. Bu duygu yalnızca zamanın hızla geçtiğini fark etmek değildir. Asıl mesele insanın kendi hayatına, kendi benliğine ve kendi gerçekliğine geç kaldığını hissetmesidir. İnsan bazen yıllar boyunca başkalarının beklentilerine göre yaşadığını fark eder. Ailenin beklentileri, toplumun normları ve sosyal çevrenin görünmez baskıları bireyin hayatını şekillendirmiş olabilir. Böyle bir farkındalık ilk anda ağır bir hayal kırıklığı yaratır; fakat aynı zamanda bir uyanışın da başlangıcıdır.

Tarihi boyunca birçok düşünür insanın yaşadığı bu içsel yabancılaşmayı farklı şekillerde ele almıştır. Bazı yaklaşımlara göre insan toplumun dayattığı değerleri sorgulamadan kabul ettiğinde kendi özgün varlığından uzaklaşır. Başka bir bakış açısı ise modern insanın hayatın anlamsızlığıyla yüzleştiği anda gerçek özgürlüğe yaklaşabildiğini savunur. Günümüze daha yakın düşünceler ise modern toplumun bireyi sürekli üretmeye, performans göstermeye ve kendini kanıtlamaya zorladığını vurgular. Bu durum insan ruhunda derin bir yorgunluk ve tükenmişlik yaratabilir.

Fakat hayatın ironisi şudur: İnsan çoğu zaman en büyük dönüşümlerini tam da kırılma noktalarında yaşar. Hayal kırıklıkları ve sahte ilişkiler ilk bakışta yıkıcı görünse de insanın gözünü açabilir. İnsan bu süreçte başkalarının maskelerini görmeyi öğrenir. Ama daha önemlisi kendi maskesini de fark eder.

Kendi sınırlarını çizmek, kendi ihtiyaçlarını kabul etmek ve kendi değerini görmek bencillik değildir. Aksine, sağlıklı ilişkilerin temelidir. Kendini tamamen ihmal eden bir insanın başkalarına sunduğu sevgi de çoğu zaman eksik kalır. Gerçek sevgi, insanın önce kendi varlığını kabul etmesiyle başlar.

Geç kalmışlık hissi bu anlamda bir son değil, bir başlangıç olabilir. İnsan ne kadar geç kaldığını düşünürse düşünsün, kendine dönüş yolculuğu her zaman mümkündür. Modern dünyanın gürültüsü içinde insanın belki de en önemli görevi kendi sesini kaybetmemektir.

Başkalarının beklentilerine göre yaşanan bir hayat dışarıdan düzenli görünse bile içeride derin bir boşluk bırakabilir. Oysa insanın en büyük sorumluluğu kendi hayatının öznesi olmaktır. Geç kalmak bazen yalnızca bir uyarıdır; insanın içinden gelen sessiz bir çağrı. Bu çağrı şunu söyler: Kendin olmayı erteleme. İnsan, kendine ulaşabildiği ölçüde özgürdür. İnsan çoğu zaman başkalarının hayatını yaşamaya o kadar alışır ki, kendi hayatına ne zaman geç kaldığını fark etmez.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanErdal Çolak
Takip et:
Gazeteci-yazar-akade​misyen. Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça kasabasında 1975’te doğdu. İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı, 1996 yılında başladığı Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki üniversite, daha sonra Danimarka Kraliyet Okulu’nda (İVA) Copenhagen (The Royal School of Library and Information Science) Kütüphanecilik bölümünde tamamladı. Kütüphanenin Kültüre Etkisi ve Bilginin Bilimselliği üzerine doktora yaptı. Danimarka The Union Press Associat​ion IPC yönetim kurulu üyesi, uluslararası basın yayın kartı sahibi. Kişisel gelişim alanında eğitimler aldı. Psikoterapi Eğitimi sertifikası, Yaşam Koçluğu ve NLP (Zihinsel ve Dilsel Programlama) konusunda diploma sahibi. ”Sonsuzluk İle Hiçlik Arasındaki İnsan” adlı deneme kitabı Dancaya, ”Yalnızlık Aşktır; Yalnızlık, Yokluğun, Hiçliğin Şiirleri” kitabı”. ”Loneliness Is Love” adıyla İngilizceye çevrildi. ”Yüreğim Sensizliğim”, ”Yalnızlık Aşktır”, ”Ben Sana Değil Kendime Geç Kalmışım” adlarında şiir kitapları var. Danimarka’da yaşamaktadır.
Önceki Makale Tarihi değiştiren adam
Sonraki Makale ‘Sudan ucuz’ İran kamikazeleri

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Türkiye’nin kendi zihnine yabancı aydını

Metin Duyar
1 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Hazmedemedikleri gün

Orhan Alpdündar
1 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Emeğin sessiz hikâyesi

İsmail Boy
1 Mayıs 2026
*Köşe Yazıları

“Ağır sıklet” Verşinin Ankara’da

Aydın Sezer
1 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?