Medya Günlüğü’nde 29 Kasım 2025 tarihinde yayınlananan yazımın F-35 savaş uçaklarıyla ilgili bölümü
***
ABD yasaları kapsamında, Başkan Donald Trump’ın Kongre’ye rağmen CAATSA yaptırımlarını teorik olarak aşması olası. Buna başkanlık yaptırım kaldırma yetkisi (Presidential waver) deniyor. Bu yetkiyi kullanabilmesi için Kongre’ye ulusal güvenlik çıkarı gibi bazı gerekçeler sunması gerekiyor. Türkiye’nin stratejik önemi, S-400’leri kullanmaması, Rusya ile ilişkileri azaltması, bu açıdan kolaylaştırıcı olacaktır. Tabii, Suriye’de esneklik, Gazze’de İsrail çıkarlarını kollamak da buna eklenebilir.
Gelecek yıl sonbaharda yapılacak seçimlerde topal ördek konumuna düşmesi pek muhtemel olan Trump bu yetkisini kullanır mı bilmiyoruz. Ancak F-35 alımının önü açılsa bile Türkiye bu uçakları almaktan imtina etmelidir. Her ne kadar F-35’ler son derece gelişmiş beşinci nesil uçaklar olsa da, bizim hava kuvvetlerimize katılımı çok ciddi riskler taşımaktadır. Bunları maddeler halinde sıralayalım:
1-Türkiye’nin bakım ve işletiminde büyük deneyim sahibi olduğu ve teknolojisine hakim olduğumuz F-16’larda bile ABD yenileme ve mühimmat konusunda engeller çıkarmış, yeni alımları kısıtlamıştır. Türkiye halen bu uçakları sınırlı yeteneklerle kısıtlı sürelerle uçurabilmektedir.
2-F-35’ler çok daha karmaşık uçaklar olup, parça lojistiği dahil pek çok konuda ABD’deki merkezi bir yapıya doğrudan bağlıdır. O nedenle uçakların ABD ile bir sorun halinde etkin olarak uçma yeteneğini kaybetme olasılığı F-16’lara oranla çok daha hızlı bir şekilde ortaya çıkacaktır. Bazı uzmanlar bu süreyi 5-6 ay olarak belirtmektedir. Hatta uçaklarda kill-switch (uçağın uzaktan kilitlenmesi) özelliği olduğu konusunda da iddialar devam etmektedir.
3-ABD artık, Türkiye dahil pek çok ülke için güvenilmez bir müttefiktir. Askeri, siyasi ve ekonomik olarak güven kaybına uğramıştır. Güvenilmezliğinin son örneği şu sıralar Ukrayna’yı sırtından bıçaklama girişimidir. Dolayısıyla Türkiye’nin başta hava kuvvetleri olmak üzere silah alımlarında olanaklar el verdiği oranda ABD menşeili ürünlerden uzaklaşması ve tedarikçi gamını genişletmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, hava gücümüz sadece ABD’nin bir taşeronu olarak kalacak, izin verilmeyen operasyonları yapamayacaktır. İsrail, hatta Yunanistan açısından bu bir risk oluşturmayabilir ama daha bağımsız bir dış politika yürütmek isteyen Türkiye için ABD’ye aşırı bağımlılık sorunludur.
ABD’ye olan güvensizlik nedeniyle, Kanada yeni F-35 alımlarını sınırlamış, Portekiz Eurofighter ve İsveç’in Gripen E uçaklarına yönelmiştir. Keza Kolombiya ve Ukrayna Gripen E almak istemektedir. Brezilya’ya ise halen bu uçakların teslimatı yapılmaktadır. Gripen E’lerin motorları ABD yapımı olmakla birlikte, Eurofighterlarda kullanılan Eurojet EJ230’ların (her ne kadar maliyetli ve zaman alıcı olsa da) bu uçaklara entegrasyonu da mümkündür.
Orta boy kargo uçakları alımında ise pek çok ülke C-130’lar yerine Brezilya’nın ürettiği Embraer C-390 tipi uçaklara yönelmektedir. Yine motorlarda ABD bağımlılığı sürse de, komple ABD uçağı alımına göre C-390’lar daha fazla bağımsızlık sağlamaktadır. Keza NATO ve Hollanda, ABD yapımı AWACS (erken uyarı uçakları) yerine Gripen E’yi de üreten SAAB’ın GlobalEye uçaklarını değerlendirmeye almış, Fransa ise bu uçakları seçmiştir.
Toparlarsak, F-35’ler Türkiye’ye, İran veya Rusya ile sorun yaşamadığımız sürece, bir avantaj sağlamaz. İsrail’le bir sorun çıkması halinde ise, Türkiye’nin bir hava üstünlüğü sağlaması askeri ve siyasi nedenlerle zaten olanaksızdır.
Yunanistan’ın F-35 ediniyor olması ise ciddi bir sorundur ve Ege, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs’ta kendisine üstünlük sağlayacaktır. Ancak, yukarıda belirttiğim nedenlerle, Türkiye ya bu uçakları edinemeyecek ya da edinse bile etkin olarak kullanmasına izin verilmeyecektir. Yunanistan ile bir savaş olmayacağını kabul etsek bile, bu Türkiye’nin dengelemesi gereken bir risktir.
Yunanistan göreceli olarak küçük bir yüzölçüme sahiptir. Dolayısıyla Türkiye gibi uçaklarını menzil dışında konuşlandıramaz. Bu nedenle Mora Yarımadası’na konuşlandırılması düşünülen F-35’leri Türkiye’nin havalanmadan önce üslerinde imha etmesi mümkündür. Meteor füzeleriyle donatılmış Eurofighterlar ve (günün birinde gerçekten beşinci nesil standardına ulaşırsa) milli Kaan uçaklarından oluşan filomuzla Yunanistan’la hava dengesini kurabiliriz.
Bitirirken son bir not: Ukrayna Savaşı bizlere büyük askeri üslere gereksinim duyan savaş uçaklarının ciddi risk altında olduğunu göstermiştir. O nedenle eldeki F-16’lar ve gelecek olan Eurofighterlara ek olarak, karayollarından kolaylıkla kalkabilen, bakımı bir iki personel tarafından kısa sürede yapılabilen Gripen E’lerle filonun daha da çeşitlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
