Özel’den “Nisan 2027” mesajı-Deniz Zeyrek (Nefes)
“Yeni Parti dün TBMM’deki ilk kapalı grubunu topladı ve TBMM’deki yöneticilerini belirledi. Sırada yeni adımlar var.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel’le grup toplantısı öncesinde yaptığımız telefon konuşmasında, izleyecekleri yolu sordum.
Öncelikle yeni bir formatla ilerleyeceklerini söyledi. TBMM, yaz dönemi için YENİ Parti grubuna salı günleri 11:45’i tahsis etmiş. Grup toplantısı saati, sonbahardan itibaren yeniden salı 13:30 olacakmış.
Bu arada TBMM Başkanlığı CHP’ye de grup toplantısı için perşembe günlerini önermiş ve CHP’nin yeni grup yönetimi de bu öneriyi kabul etmiş.
Özel’e yeni binaya ne zaman taşınacaklarını, logo konusundaki tartışmaları, üyelik ve bağış kabul etmeyi, teşkilatlanma sürecini tek tek sordum. Şu bilgileri verdi:
* YENİ BİNA: Marangozlar harıl harıl çalışıyor. İki haftaya taşınırız.
* LOGO: Şu anda kullandığımız partinin esas logosu değil, Partimizin isminin yazılı olduğu bir görseldi. Parti logosunu ilk kurultayımızda kamuoyuyla paylaşacağız. Mümkün olduğunca geniş katılımla belirleyeceğiz. Gerekirse yarışma açacağız. Herkesin içine sinen bir logo olacağından kimse şüphe duymasın.
* ÜYE KABUL ETME: Pazartesi gününden itibaren üye kabul etme aşamasına geldik. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı benim Genel Başkanlığım, partinin ismi gibi bütün detayları kabul etti, tescilledi ve sitesinde paylaştı. Çarşamba gününden (bugün) itibaren üye kabul etmeye başlayacağız. CHP’den ayrılanlar üye olmak için bekliyor. Bir de ilk defa üye olacaklar var. Rakam vermek istemem ama sayının yüksek olmasını bekliyoruz.
* BAĞIŞ KABUL ETME: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tescilinin ardından bağış kabul etmemizin önünde engel kalmadı. Bağışlar da Çarşamba gününden (bugün) itibaren alınacak. Bu amaçla banka hesabı açıldı ve kamuoyuna duyurulacak.
* TEŞKİLATLANMA: En kısa zamanda bütün illerde teşkilatlarımızı tamamlayacağız. Zaten CHP’den ayrılan teşkilatlarımız bekliyor. Kısa sürede 81 ilde teşkilatlanacağız.
* BÜYÜK KURULTAY: Büyük kurultayı ekim ayı sonunda ya da kasım ayı başında toplamayı planlıyoruz. Kasım’ın ilk haftası bütün süreçleri tamamlamış olacağız. Böylece partimiz 2027 Nisan ayında yapılacak bir seçime dahi girme hakkı kazanacak. (Bu arada her ihtimale karşı seçime girme hakkı olan bir parti yedeklenecek ve o partinin yönetim organları kurultayla devralınacak.)
* MİTİNGLER: Anadolu’da yaptığımız il ziyaretlerini ve mitingleri aynı şekilde devam ettireceğiz.”
Türkiye’nin geleceği-Ahmet Süha Umar (Cumhuriyet)
“Türkiye’nin etrafında iki büyük vekâlet savaşı sürmektedir. Birisi ABD’ye diğeri Rusya Federasyonu’na karşı yürütülen bu savaşların Lübnan’da Hizbullah, Gazze’de Hamas, Yemen’de Husiler aracılığı ile yürütülen vekâlet savaşlarından farkı, terör örgütleri, devlet dışı örgütler değil bizzat devletlerin aracılığı ile yürütülüyor olmalarıdır. Ukrayna ve İran savaşları ABD tarafından kışkırtılmış veya başlatılmıştır.
UKRAYNA SAVAŞI
Ukrayna savaşı, ABD’nin “Dünya hâkimiyeti-Tek süper güç” politikası nedeniyle Çin ile kaçınılmaz gördüğü çatışma öncesinde Rusya’nın etkisizleştirilmesi, onun Çin ile işbirliğinin önlenmesi, Çin’in yalnızlaştırılması politikasının aracı olarak başlatılmıştır. Ancak Ukrayna savaşından beklenen sonuç alınamadığı gibi, Rusya daha da Çin’e yaklaşmış, bu iki ülke ABD’ye karşı birleşmişlerdir. Avrupa Rusya’yı yine tehlike olarak görmeye başlamış, bu nedenle ABD’nin yanında yer almak gereğini duymuş ancak bu Avrupa’ya oldukça pahalıya patlamış, Avrupa, Trump’ın sonu gelmeyeceğe benzeyen tehditleri ile karşı karşıya kalmış, NATO zaafa uğramıştır.
İRAN SAVAŞI
İsrail’in yanıltmaları ve kışkırtmalarına kapılan Trump, kısa sürede hakkından gelebileceğini düşündüğü İran’a saldırmış ancak savaş beklediği gibi gitmemiş, ABD bu savaşta ciddi yara almış, almaya da devam etmektedir. Daha da önemlisi, Avrupa’da Rusya’ya karşı Ukrayna’yı kullanarak vekâlet savaşı yürüten ABD, Rusya ve Çin’e, İran’ı kullanarak ABD’ye karşı bir vekâlet savaşı yürütme fırsatı vermiştir. İran’ın, ABD ve İsrail saldırılarına karşı gösterdiği direnişin arkasında, çeşitli biçimlerde Rusya ve Çin’in olduğu artık açık bir sırdır. Sonuç olarak ABD, başlattığı bu iki vekâlet savaşının hem en ağır yükünü kaldıran hem en büyük zararını gören devlet olmuştur.
NATO Ankara Zirve Toplantısı’nın Ukrayna ve İran kararları, bu iki savaşın Türkiye’yi çok yakından ilgilendirdiğini göstermektedir.
NATO ve Avrupa’nın Ukrayna’da Türkiye’den beklentileri, Türkiye ile Rusya arasında ciddi sorunlara yol açabilecek, Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasına hatta feshine gidebilecek beklentilerdir. Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin, sözleşmenin imzalandığı tarihten çok farklı konumları (Romanya ve Bulgaristan artık NATO üyeleridir ve ABD ile yakın işbirliği içindedir) bu tehlikeyi artırmaktadır.
ABD kasım ara seçiminden çekinen Trump, varılmış mutabakatı yok sayarak İran’a yeniden başlattığı saldırıyı, askeriendüstriyel düzenin de baskısıyla, sürdürmek hatta şiddetlendirmek zorunda kalacak gibi görünmektedir. Savaşın uzaması, ABD ve müttefiki İsrail’in, İran’ın bölünmesi girişimlerini artırmalarına, Büyük Kürdistan’ın kurulması çabalarının hız ve güç kazanmasına yol açacaktır. Suriye’nin parçalanmasına ve ABD-İsrail etkisine girmesine katkıda bulunan AKP iktidarı şimdi de ABD’nin arkasında olduğu, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus devlet yapısını ve ülke bütünlüğünü hedef alan “terörsüz Türkiye” açılımı ile yine emperyalizmin oyununa gelmektedir.”
Yaklaşık iki aydır gözler tamamen muhalefet cephesine kilitlenmiş durumda. “Butlan geldi gitti, CHP bölündü bitti” derken YENİ Parti’nin kuruluşuyla sürecin kritik bir evresi tamamlandı. Bununla birlikte muhalefet kanadı için “Her şey netleşti, artık yeni bir kriz çıkmaz” demek son derece erken. Çözüm süreci, CHP’nin devam eden davaları ve fezlekelerle birleştiğinde iktidarın elinde hâlâ ciddi bir cephane olduğu görülüyor. Seçim takvimi işledikçe bu kartlar tek tek sahaya sürülecektir.
Saray’dan bakıldığında mevcut tablo oldukça elverişli görünebilir. Çözüm süreci ilerliyor ve Kürt hareketi pozitif mesajlar veriyor, CHP eksenli muhalefet bölünmüş durumda ve merkez siyaset iktidar saflarına doğru kayıyor. Hatta bırakın erken seçim kararı aldıracak çoğunluğu, Meclis’te yeni anayasayı yapacak vekil sayısına ulaşıldığı bile düşünülebilir.
İktidar gözlüğünü takıp Saray balkonundan baktığınızda görünen manzara bu. Ancak sokaktaki gerçeklik çok başka ve elden ele dolaşan siyasi fotoğraf bu pembe tabloyla uyuşmuyor.
NATO rüzgârı dindi, S-400’ler hangarda bekliyor; Trump ise bir yandan Erdoğan’ı överken diğer yandan hareket alanını sınırlandıran bir hat çiziyor. Trump’ın bu çizgisi, iç siyasette Erdoğan’ın ayağına dolanıyor. Cumhur İttifakı’nın küçük ortağı Bahçeli’nin ne yapmaya çalıştığını anlamak ise neredeyse imkânsız. AKP’yi destekliyor mu, yoksa yıpratıyor mu belli değil. Ancak gidişattan ve iş yapış biçiminden duyduğu rahatsızlık aşikâr.
Partilerin tepesi değil mutfağı da karışık. AKP örgütlerinde görevden almalar sıradan bir haber bültenine dönüştü. Bilal Erdoğan örgütler üzerindeki baskıyı artırdıkça güvenlik bürokrasisi cevabı başka kulvarlardan veriyor. MHP 10 ay sonra kongreye gidecek ve o tarihe kadar neredeyse el değmemiş il örgütü kalmayacak. Yeni ortak CHP ise iki ay içinde üçe bölündü. Mesele öyle bir düğüme dönüştü ki AKP-MHP bloku, CHP’yi yeniden Özgür Özel ekibine teslim etmemenin kendi lehlerine daha hayırlı sonuçlar doğurup doğurmayacağını tartışıyor. Yargıtay ve eylül ayı eksenli tartışmalar tam olarak bu tereddüdün ürünü.
Yaklaşık iki hafta önce Erdoğan’a sunulan bir teklif gündemden hızlı düştü. AKP Milletvekili Serap Özbudun’un bir toplantıda Erdoğan’a yaptığı “Parlamenter sisteme geçelim ve siz de ömür boyu Cumhurbaşkanı olun” önerisi, ilk bakışta Erdoğan’a sunulan güçlü bir destek gibi görünse de gerçekte derin bir çaresizliğin dışavurumuydu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan AKP’liler için her zaman bir kurtarıcı olarak algılandı. Ancak ilk kez Erdoğan’ın varlığı belirsizliği artıran bir faktöre, yüke dönüştü. Erdoğan var olduğu için artık ayak bağı olan başkanlık rejiminden vazgeçemiyor. Yüzde 50’lik seçmen desteği hayal ise başkanlık rejiminin bu biçimiyle devam etmesi siyasi intihar anlamına gelir. Herkes durumun farkında. Erdoğan’ın bir kez daha kazanması için muhalefetin devasa bir hata yapması gerekiyor Hata yoksa, Erdoğan için yenilgi kaçınılmaz. AKP kurmayları ve iktidar bloğunu ayakta tutan güçler, böylesi bir yenilginin sadece bir seçim kaybı değil, elde kalan her şeyin yitirilmesi anlamına geleceğini iyi biliyor. Arayışlarını gizlememelerinin sebebi de bu. İsimlerden önce sistem değişikliğinin konuşulması, hazırlıksız bir şekilde Erdoğangillerle doğrudan karşı karşıya gelmek istememelerinden kaynaklanıyor.”
Reel sektörde kur riski duyarlılığı arttı-Naki Bakır (Dünya)
“Küresel piyasalarda jeopolitik risk fırtınası ve ekonomik belirsizliklerin gölgesinde geçen yılın ilk beş ayında, Türk reel sektörünün döviz varlık ve yükümlülük dengesi alarm verdi, net döviz pozisyonu açığı tarihi seviyelerden biri olarak 204,5 milyar dolara yükseldi.
Beş aydaki gelişme ile firmaların “kur riski” duyarlılığı, başka deyişle varlık ve yükümlülükleri arasındaki para birimi uyumsuzluğu nedeniyle, döviz kurlarında olası dalgalanmalar kaynaklı zarar yaşama olasılığı belirgin biçimde arttı. Uzmanlar, Türk reel sektörünün kur riskini kendi imkanlarıyla yönetebilecek sınırların çok ötesinde olduğu ve kurlarda yukarı yönlü her hareketin şirket bilançolarında doğrudan “finansman zararı” olarak yansıyacağını belirtiyor.
Merkez Bankası’nın son açıkladığı verilere göre finans kesimi dışındaki firmaların (reel sektör) ocak-mayıs döneminde toplam döviz varlıkları yüzde 3,7 oranında 6 milyar 667 milyon dolar artışla 187 milyar 963 milyon dolar olurken, toplam döviz yükümlülükleri yüzde 5,3 oranında 19 milyar 664 milyon dolarlık bir artışla 392 milyar 377 milyon dolara yükseldi.
Böylece firmaların net döviz pozisyonu açığı beş ayda yüzde 6,8 oranında 12 milyar 996 milyon dolar büyüyerek 204 milyar 415 milyon dolarlık bir büyüklüğe ulaştı. Yükümlülüklerdeki artışın varlıklardaki üç katına yaklaşması, reel sektörün kur hareketlerine karşı hassasiyetini ciddi şekilde artırdı. Net döviz açığının önceki aya göre ise bir miktar gerilediği görüldü.
Aralık itibarıyla 191,4 milyar dolar olan, ocakta 200 milyar doları aşan, sıcak savaş öncesi gerilimin arttığı şubatta 203 milyar dolara çıkan söz konusu açık, martta ise 200 milyar doların altına indikten sonra, nisan sonu itibarıyla 206,3 milyar dolara kadar çıkmıştı.
Reel sektör firmaların döviz cinsi nakdi kredileri yılın ilk beş ayında yüzde 5,6 oranında artışla 17,1 milyar dolarlık büyüme ile 323 milyar doları aştı ve reel sektörün dış borç çevirme riskini yukarı taşıdı. Yurt içinden sağlanan krediler 7,8 milyar dolarlık artışla 188,8 milyar dolara, yurt dışından sağlanan krediler 9,8 milyar dolar artarak 134,2 milyar dolara ulaştı.
Beş aylık süreçte reel sektör firmalarının ithalat borçları 1,4 milyar dolar artarak 52,4 milyar dolara, türev yükümlülükleri 1,2 milyar dolarlık artışla 16,9 milyar dolara çıktı. Bu verilere göre ithalat maliyetleri ve küresel tedarik zincirindeki değişimlerin etkisiyle ithalat borçları kalemi (firmaların mal aldıkları yurt dışı firmalara olan ticari borçları) dönemsel olarak düşüş eğilimli bir seyir izledi, başka deyişle şirketler ticari borçlarını azalttı, bu boşluğu banka kredileriyle finanse etti.”
Çin’in üniversite reformu bize ne anlatıyor?-Ceren Ergenç (Evrensel)
“Bugün üniversite tercih dönemi başlarken Çin’de yükseköğretime dair bir tartışmayı paylaşmak istedim, bizim için de aydınlatıcı olduğunu düşünüyorum. Çin’de yakınlarda birçok bölüm kapatıldı. Çin Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2021-2025 arasında 12 bin 200 lisans programı kapatılmış ya da askıya alınmış, yerine 10 bin 200 yeni program açılmış. Yani ülkedeki üniversite programlarının yüzde 30’undan fazlası bu beş yılda değişime uğramış. Kapatılanların büyük kısmı sanat, beşeri bilimler, yabancı dil ve işletme gibi alanlarda yoğunlaşmış, açılanların çoğu ise devletin teknoloji hedefleriyle örtüşüyor. Örneğin, dokuz üniversite “somutlaşmış zeka” (embodied intelligence) adıyla yeni bölümler açmış, bu da insansı robot ve yapay zeka entegrasyonunu hızlandırma politikasının bir parçası.
Bunu yapay zekanın eğitimi öldürmesi olarak yorumlayanlar da oldu, Çin’in gizli dünyayı ele geçirme planı olarak da, sosyal bilimlerin uygulamalı bilimler karşısındaki yenilgisi olarak da. Ben “D, hiçbiri” diyorum. Bu, genç işsizliğini gizlemek ve küçük kent ekonomilerine kriz sırasında hayat suyu taşımak için “her ilde bir üniversite” politikasının iflasının Çin tarafından kabul edilmesi. Darısı başımıza. Çin’de genç işsizliği yüzde 16’yı aşmış durumda, mezun sayısı her yıl rekor kırıyor ve bu mezunların önemli bir kısmı diplomalarının iş piyasasında bir karşılığı olmadığını görüyor.
İngiliz Liverpool Üniversitesinin Çin kampüsünde Çin çalışmaları bölümü lisansüstü programları koordinatörüyken, her sene yüzlerce başvuru, kaligrafi, radyo spikerliği gibi aslında dört sene lisans eğitimi olmaması gereken bölümlerden gelirdi. Bu bölümler de hep ücra taşra üniversitelerinde olurdu. Bu öğrenciler sözüm ona üniversite mezunu ama iş bulma umudu olmadığından bizdeki KPDS benzeri memuriyet sınavına hazırlanırken CV’lerini geliştirmek ve resmi işsizliği ertelemek için yüksek lisans yapmaya karar veriyorlar, ama eğitim seviyeleri bizdeki LES benzeri lisansüstü sınavını geçmeye elvermediği için ve yabancı üniversitede bir yandan İngilizce de öğrenirim umuduyla bizim yüksek lisans programımıza başvuruyorlardı. Aileler de çocuklarına bu son çareyi sunmak için muhtemelen tüm birikmişlerini gözden çıkarıyordur. Yani lisans ve yüksek lisans, Çin’de uzun zamandır genç gizli işsizliğinin örtüsü olmuştu. Bugün kapatılan bölümlerin çoğu bu tip bölümler. Çin sosyal bilimlere savaş açmış değil. Hatta Çin’in dışa açılması sürdükçe bölge çalışmalarına verdiği önem artıyor. Ama bu kaligrafi gibi bölümlerin genç işsizliğini örtmeye yaramadığını görünce yön değiştirdi.
Son on yıldır, Mao sonrası dönemde orta sınıfın oluşmasıyla gözden düşmüş olan meslek okullarını canlandırmaya çalışıyor. Yapay zeka ve dijital teknolojiler de meslek okullarının prestij kaybını telafi ediyor, çünkü orta sınıflar tarafından zanaatkarlık olarak hor görülmüyor. Kapatılan lisans bölümlerinin yerine uygulamalı bölümler açılmasının bir nedeni de bu. Dünya çapında sosyal bilimlere ideolojik bir saldırı olduğu doğru, Trump döneminde ABD’de köklü arkeoloji, sanat tarihi bölümleri kapatıldı ve bununla mücadele etmek gerekiyor, ama hedefe dijital teknolojileri koymak yanlış olur.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
