Geçen hafta bu köşede yayımlanan “Avrupa’daki Türkiye kökenli siyasetçiler” başlıklı yazımda, çeşitli Avrupa ülkelerinin parlamentolarına giren Türkiye kökenli siyasetçilerin sayısındaki artışa dikkat çekmiş, bunun karar alma mekanizmalarında Türk kökenli isimlerin giderek daha güçlü şekilde temsil edilmeye başlandığını gösterdiğini ifade etmiştim.
Ayrıca, ilgili kurumlarımızın ve dış temsilciliklerimizin, siyaset başta olmak üzere çeşitli alanlarda başarı kazanmış Türkiye kökenli isimlerle iletişimlerini güçlü tutmalarının önemini vurgulamıştım.
Yazımın ardından yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına duyarlı birçok okurum görüş ve değerlendirmelerini paylaştı. Gelen mesajlar, konunun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bir okurum, “Türkiye kökenli siyasetçilerin sayısının artması sevindirici. Ancak bu isimlerin önemli bir bölümü artık yaşadıkları ülkelerin siyasi ve kültürel iklimi içinde yetişiyor. Türk diasporasını ilgilendiren konulara mesafeli duruyor, hatta zaman zaman bu başlıklardan özellikle kaçınıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
Bir başka okurum ise AK Parti iktidarının ilk yıllarında yurt dışındaki Türklere yönelik önemli açılımlar yapıldığını, ancak son yıllarda bu çalışmaların ivme kaybettiğini belirtti. Bu süreçte Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerin vatandaşlığına geçişlerinin hızlandığını, buna rağmen Türkiye ile ilişkilerin aynı ölçüde kurumsallaştırılamadığını söyledi. Bazı sivil toplum kuruluşlarının ise kapsayıcı olmak yerine dışlayıcı bir görüntü verdiğini, bunun da iletişimi zorlaştırdığını dile getirdi.
Bazı okurlarım da Avrupa’daki Türkiye kökenli siyasetçiler arasında terör örgütlerine veya sözde Ermeni soykırımı iddialarına destek veren isimlerin bulunduğunu, bu nedenle Türkiye kamuoyunda zaman zaman rahatsızlık oluştuğunu hatırlattı.
Almanya da yaşayan bir okurum da, “Okudum, yüreğinize sağlık, güzel olmuş Gerçek şu ki, Almanların çocukları Türk kökenli çocuklarımız gibi bilgili değiller veya okuma isteğinde bulunmuyorlar” dedi.
Bir okurun görüşü de şöyle oldu:
“Güzel bir konu olmuş. Kadın erkek sayısı da eşit. Bizden 50 yıl ilerde oradaki siyasi Türkler. Çoğu mütevazı ailelerin çocukları, yani imkan, kültür bakımlarından. Alman meslektaşlarına göre, maça 2-0 geride başlayan, daha uzun, daha hızlı koşmaları gereken insanlar. İsimlerini seçmenlere kabul ettirmeleri, en az iki kat enerji ve dürüstlük gerektirmiştir.”
Ancak en dikkat çekici değerlendirme şuydu:
“Türkiye’nin Avrupa’daki insanlarına yönelik politikası günlük siyasetin değil, devlet politikasının konusu olmalıdır. İç siyasetteki kutuplaşma yurt dışındaki vatandaşlarımıza taşınmamalıdır. Birleştirici bir dil kullanılmalı; siyasetçiler, iş insanları, akademisyenler, bilim insanları ve sivil toplum temsilcileri ortak değerlerde buluşturulmalıdır. İnsanlarımız kendilerini dışlanmış değil, bu büyük bütünün doğal bir parçası olarak hissedebilmelidir.”
Öte yandan, 2026 FIFA Dünya Kupası’nda görüldüğü üzere Türkiye kökenli sporcularımız da başarıdan başarıya koşuyorlar. Zürih’te Başkonsolos’ken gurur duyduğumuz sporcularımızdan olan İsviçre Milli Takımı Teknik Direktörü Murat Yakın hakkında bakın Deutsche Welle (DW) ne diyor:”
“İsviçre’yi çeyrek finale çıkaran Murat Yakın’ın hikayesi film gibi! Adana’dan İsviçre’ye göç eden bir aile… 13 yaşındayken evi terk eden bir baba… Ve Almanca bilmeden 8 çocuğunu tek başına büyüten bir anne: Emine Yakın. Türkiye’den göç edenler arasındaki aile en dibi de gördü, zirveyi de! Bir dönem Fenerbahçe forması da giyen Murat Yakın, İsviçre futbol tarihine geçti, dünya onu konuşuyor. Sıfırdan zirveye uzanan o başarı öyküsü.”
Bu görüşlerin üzerinde düşünmeye değer olduğu kanaatindeyim.
Bugün Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli nüfus 6 milyonu aşmış durumda. Bu büyük topluluk yalnızca ekonomik hayatta değil; siyaset, akademi, bilim, kültür, sanat ve kamu yönetiminde de önemli başarılara imza atıyor.
Artık Almanya’dan Hollanda’ya,İsviçre’ye, Belçika’dan Avusturya’ya, Fransa’dan İsveç’e kadar birçok ülkede Türkiye kökenli milletvekilleri, belediye başkanları, bakanlar, Avrupa Parlamentosu üyeleri ve parti yöneticileri görev yapıyor. Sporcular alkış topluyor.
Elbette bu isimlerin tamamının Türkiye’ye bakışı aynı değildir. Farklı siyasi görüşlere ve ideolojik yaklaşımlara sahip olabilirler. Bulundukları ülkelerin vatandaşlarıdır ve öncelikle o ülkelerin çıkarlarını gözetmeleri doğaldır. Ancak ortak bir gerçek vardır: Aile köklerinin önemli bir bölümü Türkiye’ye uzanmaktadır. İşte bu ortak kültürel miras, sağlıklı ilişkiler kurabilmek için önemli bir fırsattır.
Artık yeni bir anlayışa ihtiyaç vardır.
Diasporaya yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir seçmen kitlesi gözüyle bakmak yerine, onları Türkiye’nin doğal paydaşları olarak görmek gerekir. Avrupa’da başarı elde etmiş siyasetçilerle, akademisyenlerle, girişimcilerle, sanatçılarla ve kanaat önderleriyle düzenli ve kurumsal ilişkiler kurulmalıdır.
Bunun için atılabilecek somut adımlar da vardır.
TBMM bünyesinde Avrupa’daki Türkiye kökenli siyasetçilerle sürekli temas yürütecek bir “Parlamenter Diplomasi Platformu” oluşturulabilir. Bu platform belirli aralıklarla Ankara’da ve Avrupa başkentlerinde toplantılar düzenleyebilir.
Dışişleri Bakanlığı ile Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı koordinasyonunda her yıl “Avrupa Türkiye Kökenli Siyasetçiler Forumu” gerçekleştirilebilir. Bu toplantılar herhangi bir siyasi partinin değil, devletin organizasyonu olarak düzenlenmeli; farklı siyasi görüşlerden bütün isimlere açık olmalıdır.
Üniversiteler, belediyeler, ticaret odaları ve düşünce kuruluşları ortak projeler geliştirerek bu isimlerle ilişkileri yalnızca seçim dönemlerine sıkıştırmamalıdır.
Ayrıca Avrupa’da siyaset yapmak isteyen genç Türkiye kökenli nesillere yönelik liderlik programları, akademik değişim projeleri ve kültürel çalışmalar desteklenmelidir.
Bütün bunlar yapılırken en önemli ilke ise ayrım yapmamaktır.
İktidara yakın ya da uzak, muhafazakâr ya da sosyal demokrat, sağcı ya da solcu ayrımı yapılmadan ortak kültürel bağlar ve karşılıklı saygı temelinde hareket edilmelidir. Çünkü devletlerin hafızası uzun, diplomasinin dili ise kapsayıcıdır.
Günümüzde uluslararası ilişkiler artık yalnızca hükümetler arasında yürümüyor. Parlamentolar, yerel yönetimler, üniversiteler, düşünce kuruluşları ve diaspora toplulukları da diplomasinin vazgeçilmez aktörleri hâline geliyor.
Avrupa’daki Türkiye kökenli siyasetçiler de bu yeni diplomasi anlayışının önemli unsurlarından biridir.
Türkiye, bu insan kaynağını doğru değerlendirebildiği ölçüde hem Avrupa ile ilişkilerini güçlendirecek hem de kamu diplomasisinde yeni ve kalıcı kazanımlar elde edecektir.
Ortak geçmişten beslenen, karşılıklı güven üzerine kurulan ve geleceğe birlikte bakan yeni köprüler kurabilmek dileğiyle…
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
