Perşembe, 17 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörSerbest Kürsü

Neden sıkılır kararsız kalırız?

İrfan Muhtar
Son güncelleme: 25 Ağustos 2026 19:42
İrfan Muhtar
Paylaş
Paylaş

Antalya, sıcağın iyice bastırdığı, bunaltıcı günlerden birini yaşıyor.

Ağustos ayında başlayan ve bir hafta on gün süren bu aşırı sıcak günlere eyyamıbahur (en sıcak gün) denir.  Sıcaklık ve rutubet öyle bunaltıcı olur ki hani insanın kolunu kıpırdatmaya gücü olmaz, canı bir şey yapmak istemez, istese de ne yapacağına bir türlü karar veremez.

Günler uzadıkça artık can sıkıntısı ve kararsızlık günün eritici sıcağına rağmen filizlenmeye başlar, sonunda hayat çekilmez bir hal alır. İşte tam bu koşullar altında can sıkıntısı ve kararsızlığın girdabında boğulmak üzereyken aklıma ilginç bir soru geldi:

“İnsanlık tarihi boyunca ilk can sıkıntısından patlayan ve ne yapacağına karar veremeyen bir tek ben olmadığıma göre düşünürler, araştırmacılar ve bilim adamları bu konu hakkında neler düşünmüş veya ne tür çalışmalar yapmış olabilirler?” 

İşte bu soru tam da derdimin çaresiydi. Kendimi bir anda internette sörf yaparken, kütüphanemde kitaplarımı karıştırırken ve sevgili oğlumun kendi aboneliğine beni de dahil ettiği o uçsuz bucaksız sanal kütüphanenin içinde araştırma yaparken buldum.

Modern psikoloji ve nörobilim, insanın iç dünyasındaki bu dalgalanmaları anlamamıza yardımcı olur. Uyaranların yetersiz kaldığı anlarda canımız sıkılabilir; belirsizlikler arttığında ve seçenekler arasında değerlendirme yapamadığımızda ise kararsızlık yaşayabiliriz.

Günümüz insanı, seçeneklerin oldukça çeşitli, bilgi kaynaklarının ise hem çok fazla hem de çok kolay ulaşılabildiği bilişim çağında yaşıyor. Buna rağmen can sıkıntısı ve kararsız kalma hali giderek daha da artıyor.

Seçenekler arttıkça hayat kolaylaşır derler ya, işte bu noktada işler sarpa sarıyor çünkü çoğu zaman tam tersi oluyor. Seçeneklerin çoğalması, karar vermeyi rahatlatmak bir yana, bireyin üzerindeki zihinsel yükü ve karar yorgunluğunu artırarak süreci çıkmaza sürüklüyor.

Dahası, dış dünyadan sürekli olarak yoğun uyarılarla karşılaşmak, zihnin beklenti eşiğini yükseltir. Bu da bireyin düşük yoğunluklu sıradan deneyimlere karşı duyarsızlaşmasına ve nihayetinde hayatın monotonlaşmasına zemin hazırlar.

Can sıkıntısı ve kararsızlık halini, beynin çevreyi anlamlandırma, geleceği öngörme, önem taşıyan bilgiyi seçme ve uygun davranışı belirleme çabasının sonuçları olarak düşünmek rahatlatıcı bir başlangıç olabilir.

Mihaly Csikszentmihalyi’nin “Akış Kuramı”, insanın en verimli zihinsel durumunun, beceri ile zorluk arasında bir denge bulunduğunda ortaya çıktığını ileri sürer.  Hedef net, geri bildirim ağının süreklilik gösterdiği ve beceri ile görevin zorluk düzeyinin dengede olduğu durumlarda akış başlar. Bu durumda kişi zamanın farkına varmaz, dikkat tamamen yaptığı işe yönelir ve öz farkındalık geçici olarak azalır.

Aslında bu tabloya Karl Friston’ın “Serbest Enerji İlkesi” üzerinden bakınca taşlar yerine daha iyi oturuyor. Şahsen Friston’nun bu ilkeyi doğrudan can sıkıntısını açıklamak için geliştirdiğini sanmıyorum.

Ancak beynin sürekli yarını kestirmeye, belirsizliği azaltmaya ve davranışlarımızı buna göre düzenlemeye çalışan bir sistem olduğunu düşünmek, insanın sıkışmışlık ve kronik kararsızlık hallerini çözmek için harika bir anahtar sunuyor.

Can sıkıntısı tam olarak da zihin “daha anlamlı bir şey” arayışından doğuyor olabilir. Bazen sorun çevremizde yapılacak etkinlik bulunmaması değil, mevcut etkinliklerin beklentilerimizle, becerilerimizle ya da amaçlarımızla uyuşmamasıdır.

Nietzsche’ye göre, sıkıntı yeni bir yönelimin ve yaratıcı dönüşümün başlangıcıdır. Sıkıntı, doğru kullanıldığında bir boşluk değil, yön değişikliğinin habercisi olabilir. Karar vermek, geleceğe ilişkin kesin bilgi bulunmadığı halde bir seçenek seçmeyi gerektirir.

Madalyonun diğer yüzünde Kahneman’ın “Çift Süreç Kuramı”, insan bilişinin sezgisel ve analitik olmak üzere iki farklı işleyiş sistemine dayandığını savunur. Zihnimiz bazen hızlı ve sezgisel biçimde, fazla düşünmeden karar verir. Bazen de durup seçenekleri tartar, nedenleri değerlendirir ve bilinçli bir sonuca varmaya çalışır. Kararsızlık çoğu zaman bu iki düşünme biçiminin çatışmasından kaynaklanır.

Örneğin kişi yeni bir işe başvurmak istediğinde “Sistem 1” fırsatı heyecan verici bulurken, “Sistem 2” olası riskleri uzun uzun analiz eder. Her yeni bilgi yeni olasılıklar üretir ve karar sürekli ertelenebilir.

Kahneman’ın çalışmaları, seçeneklerin çoğalmasının her zaman daha iyi kararlar verilmesine yardımcı olmadığını, bilişsel önyargılar ve değerlendirme yükünün, kararsızlığı artırabildiğini göstermiştir.

Bu noktada can sıkıntısı ile kararsızlık arasında önemli bir ilişki ortaya çıkar. Can sıkıntısında kişi yeterli anlam ve uyarım bulamadığı için yeni seçenekler ararken, kararsızlıkta seçeneklerin fazlalığı uygun olanı belirlemeyi güçleştirebilir. Birinde seçenek azlığı, diğerinde seçenek fazlalığı sorun yaratıyor gibi görünse de her ikisinin altında dikkat ile anlam arasındaki uyumsuzluk bulunabilir.

Carl Gustav Jung, bu zihinsel açmaza analitik psikolojiyle farklı bir açıdan yaklaşır. Ona göre insan zihni yalnızca bilinçten ve egonun farkında olduğu düşüncelerden oluşmaz. Esasen yüzeyin altında geniş bir bilinç dışı bulunur. Kişisel bilinç dışı unutulmuş ya da bastırılmış anıları, duyguları ve kompleksleri, kolektif bilinç dışı ise hepimizde ortak olan evrensel kalıpları ve kök inançları barındırır.

Bu anlayış karar verme açısından önemli çünkü mantıklı görünen bir seçimin arkasında geçmiş deneyimler, korkular, beklentiler ve duygusal eğilimler bulunabilir.

Diyelim ki yeni bir işe başvuracağız; bu sırada ekonomik kaygılar, geçmişte aldığımız eleştiriler ya da yetersizlik kaygısı aniden devreye girebilir. Bu karmaşa, karar vermenizi zorlaştırarak süreci uzatır veya atacağımız adımı ertelemenize neden olur. Jung’un “kompleks” olarak tanımladığı kavram işte tam olarak bu içsel düğümdür. Kompleksler, zaman zaman biz farkında olmadan davranışlarımızı yönetebilir.

Felsefe “bu deneyim insan yaşamı için ne anlama gelir?” sorusunu sorarken, nörobilim “bu deneyim sırasında hangi bilişsel ve sinirsel süreçler gerçekleşmektedir?” sorusuna cevap bulmaya çalışır.

İnsan, deneyimlerinden yola çıkarak dünyayı yorumlamaya, geleceğe ilişkin seçenekleri tartmaya, varlıktır. Bu nedenle can sıkıntısı ve kararsızlığı her zaman çözülmesi gereken sorun olarak görmek doğru olmayabilir. Aksine, dikkatle değerlendirdiğimizde, yaşantımızda neyin anlamsızlaştığını ve nelerin değişmesi gerektiğini gösteren önemli işaretlere dönüşebilirler.

Buradaki amaç, sıkıntıyı ve kararsızlığı hemen ortadan kaldırmak ya da bütün seçenekleri irdeleyip kusursuz kararlar vermek değildir. Bazen doğru olan, kavurucu bir yaz gününde hiçbir şey yapmak istemediğimiz o sessizliği dinlemek olabilir. 

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Yazanİrfan Muhtar
Takip et:
1958 yılında Kilis'te doğdu. Orta öğrenimini Ankara Cumhuriyet Lisesi'nde tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nden 1981 yılında mezun oldu. Meslek hayatına 1985 yılında MTA Sismik-1 araştırma gemisinde jeofizik mühendisi olarak başladı. 1992 yılında kendi bilişim şirketini kurdu. 2012 yılından bu yana emekli, 2017 yılından bu yana aktif gezgin. En sevdiği hobileri: Kitap okumak, çeşitli konularda derinlemesine araştırmalar yapmak. Düzenli olarak ilgilendiği konular: Opera, tiyatro, sinema etkinlikleri, uzun doğa yürüyüşleri, çadır kampçılığı, yeni yerler keşfetmek, basketbol, yüzme, tüplü dalış.
Önceki Makale İsrail basınında Türkiye
Sonraki Makale Gazetelerin köşe yazılarından

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Rus generale İHA suikastı

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
ManşetSerbest Kürsü

Böyle yaşayamayız artık 

Tijen Zeybek
17 Eylül 2026
EditörGünlük

175 yıllık bir gazete

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
EditörMG Özel

‘Yeni Suriye’nin mimarı Türkiye’

Fuad Safarov
16 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?