Hayvanlar ve bitkiler nefret etmez. Aslan bir antilopu boğarken ondan nefret etmez. Kurt sürüye daldığında içinde öfke yoktur, hınç yoktur.
Doğada sadece çıplak bir hesap vardır: Etine ihtiyacım var. Gücüm yetiyor mu? Yetiyor. O zaman kovalarım, yakalarım, yerim. Hesap bittiğinde her şey biter. Bu yüzden tok bir aslan, bir antilopu yedikten sonra bir metre ötesinde otlayan ceylana bakmaz bile. Artık ceylan onun için ne bir hedef, ne bir zevk, ne de bir ıstırap kaynağıdır. Sadece ilgisizdir. İhtiyaç söndüğü için eylem de sönmüştür. Doğa bu kadar nettir.
İnsan tokken de avlanır. Fark burada başlar. Hayvan doğayla birdir; eylemi zorunludur. Acıkır avlanır, korkar kaçar. İhtiyacı bitince eylemi de biter. Kötülük ise niyet ister, niyet özgürlük ister. Hayvan özgür değil, içgüdüye mahkumdur. Bu yüzden masumdur.
İnsan özgürdür. Bu özgürlük onun hem imkanı hem de lanetidir. İnsan sadece karnını doyurmak istemez, kendini kanıtlamak ister. Koyunu acıktığı için değil, güçlü olduğunu, var olduğunu göstermek için öldürür. Bu yüzden insanın eylemi hep ihtiyacını aşar.
Hayvanın sorusu basittir: “Nasıl yaşarım?” İnsanın sorusu ise şudur: “Neden ben ondan daha azım? Onda olup bende olmayan ne var?”
İşte burada kıyas başlar. Kıyasın olduğu yerde de nefret doğar. Nefret basit bir duygu değildir; bir duruş, bir varoluş biçimidir. Şunu söyler: “Ben senin yokluğunda varım. Sen eksildikçe ben artarım. Senin acın, benim var olduğumun kanıtıdır.” Bu fazladan doz, doğada hiçbir hayvanda yoktur.
Bunu doğanın en sakin yerinden, bitkilerden bakınca daha iyi anlarız. Bir sarmaşık düşün. Işığa ulaşmak için yanındaki ağaca sarılır, onu boğuyor gibi görünür. Kötü müdür bu sarmaşık? Hayır. Nefretinden yapmaz, ışığa ihtiyacı vardır ve başka yol bilmez.
Ceviz ağacının altında ot bitmez. Buna biyolojide allelopati denir; ağaç kökünden salgıladığı maddeyle etrafındaki tohumların büyümesini engeller. Bu kötülük mü? Değil. Sadece “burası benim yaşam alanım” demenin kimyasal yoludur. Isırgan otu kızdığı için yakmaz, dokunulmamak için yakar. Papatya gülümsediği için güzel kokmaz, arıyı çağırmak için kokar.
Bitkilerde bile rekabet vardır ama kıskançlık yoktur. Sınır vardır, intikam yoktur. Var olma çabası vardır ama başkasını yok ederek var olma arzusu yoktur. Hayvan da böyledir. İçgüdüsüne sadıktır, bu yüzden suçsuzdur.
İnsanın trajedisi kendini bilmesi ama sevmemesidir. Kurt koyunu yer ve unutur. İnsan ise derisinden bayrak yapar, boynuzunu duvara asar, destan yazar. Öldürmeyi sembole dönüştürür.
İlkel avcı öldürdüğü ayıdan özür dilerdi, eylemin bir bedeli vardı. Modern insan ise özür dilemiyor, öldürdüğü için kutlama yapıyor. Çünkü av artık açlık için değil, güç göstermek için.
Hayvanlarda hiyerarşi vardır ama abartı yoktur. Alfa kurt yönetir ama ispat için işkence etmez, zayıfı ezmez. İnsanda ise güç başkasının acısıyla görünür olur: “Sen acı çekiyorsun, ben kayıtsızım, işte gücüm.”
Hukuk, ahlak, din dediğimiz bütün uygarlık çabası aslında tokken öldürmemeyi öğrenme çabasıdır. Yani tok bir aslan gibi davranmayı öğrenmektir: Doyduysan dur.
İnsan neden başkasının acısından zevk alır? Çünkü kendi içindeki yetersizliği, korkuyu ve aşağılanmayı taşıyamaz hale gelince dışarı atar. Psikolojide buna yansıtma denir. Kendi acısını taşıyamadığı için başkasının acı çekmesini ister, böylece yükü hafifler.
Kendinden nefret eden, başkasından nasıl nefret etmesin? İnsan önce içindeki zayıf, korkak, sevilmeyen koyundan nefret eder. Sonra o koyunu dışarıda arar, bulunca saldırır. Kendinde tahammül edemediğini başkasında cezalandırır.
Sadizm budur. Sadist, acı çektirdiği için değil, “yalnızca ben acı çekmiyorum” diye rahatladığı için zevk alır. Kendi cehennemine ortak arar.
Hayvanda ego yoktur, o yüzden sadizm de yoktur. Aslan “başarısız bir aslanım” diye düşünüp bunu telafi etmek için antilop öldürmez. Aslan sadece aslandır. İnsan ise kendini bildiği için acı çeker, kendini sevmediği için acı çektirir.
Bu mekanizma toplumda örgütlenince bir fabrikaya dönüşür. Modern toplum tok aslan olmayı değil, asla doymamayı öğretir. Sürekli fısıldar: Başkasının sahip olduğu senin eksiğindir. Senin var olman için onun yok olması gerekir.
Artık nefret bireysel bir arıza değil, kolektif bir endüstridir. Kurtla koyun arasındaki o kutsal ilgisizlik alanı bizde kapanmaz. Tok olsak bile başkasının tabağına bakar, evimiz arabamız olsa bile birinin linç edilmesini izlemek isteriz.
Linçin, savaşın, zorbalığın, sosyal medyadaki öfkenin kaynağı budur. İnsan diğerine ihtiyaç duymaz gibi davranır ama onun acısına ihtiyaç duyar. O acı, kendi boşluğunu bir anlığına unutturur.
O halde insan olmak nedir? “Hayvanlaşmamak” demek eksik kalır. Çünkü hayvan bizden masumdur. Kurt, koyundan nefret etmediği için melek değildir, sadece özgür değildir. İçgüdüsü varken ahlaka ihtiyaç yoktur, karnı doyunca durur.
İnsanın durumu tersidir. İçgüdüden kopmuştur ve bu ona büyük bir özgürlük vermiştir. Ama özgürlük “istediğimi yapmak” değil, yapabilecekken yapmamayı seçebilmektir. Spinoza’nın dediği gibi özgür insan arzusunun kölesi olmayandır. Nietzsche’ye göre içindeki canavara tapmayacaksın, öldürmeye de çalışmayacaksın. Onu tanıyıp eğiteceksin. O zaman ideal insan olursun.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
