Otuzlu yaşlarımın başında dank etmişti kafama: Dünyada eğitim gerektirmeyen tek bir meslek var, o da siyasetçilik.
Meslek olarak siyasetçilik dünyada belki de tek meslek olmayan ama maaşı da en yüksek maaşlar arasında olan bir nendir. (Nen de nedir diye sorarsanız, öz Türkçe akımında “şey” kavramı yerine önerilmiş olan bir nendir ki aynı şey gibi bir nendir. Bu kavramı nen halinde kullanan tek Kıbrıs Türkü Kutlu Adalı’dır.)
Rahmeti bol olsun, Adalı Mesarya Ovası’na Altın Ova ismini takan ve takmakla kalmayıp yazılarında kullanan tek Kıbrıs Türkü’dür. Bunları Kutlu Adalı’nın ruhunu incitmek için değil tam tersine anlaşılmamış önemi anlaşılsın diye yazıyorum.
Alçakça bir cinayetle onu ecelsiz öldürenler umarım bir gün adalet önünde hesap verirler.
Ancak dikkatle okuyan biri fark etmiş olmalıdır ki, Türkiye’nin bir türlü adalet kavramı ile hakkınca buluşamamasının önemli nedenlerinden birisi de yargılamaların yapıldığı mahkeme binalarının bulunduğu merkezlerin adı Türkiye’nin her yerinde “Adalet Sarayı” olmasıdır. Yapının kendisi gecekondudan az hallice olsa da adı ille de saraydır. (İstanbul Çağlayan Adliye Sarayı ve Yozgat Adliye Sarayı gibi.)
Yeri gelmişken şu hoşluğu da anımsatmış olayım: Gönyeli Köylüleri, okul-alay avlusundaki top sahalarından sonra lige çıktıklarında yeni bir top sahası yapmışlardı. Köylüler maçlarının ‘’ tepe’’de oynandığını söylüyorlardı, örneğin sigaracı Yusuf, Zihni’ye sataşmak için “Sizinle tepede hesaplaşacağız” derdi.
Sonraları tepesi lamarinayla (sac levha) kaplı bir de kapalı tribünü oldu tepedeki top sahasının ve adı da kocaman bir tabelaya yazıldı ‘”Ali Naci Karacan Stadyumu.” Demiştim ki, “Wembley de stadyum, Ali Naci Karacan da.”
Milliyet gazetesi ödemişti lamarinaların parasını.
Ne mi diyorum, düşünün…
Düşünerek varılan sonuçlar sonuçtur ve fakat size dikte ettirilen hiçbir şey sonuç değildir. Dikteye boyun eğerseniz içine düştüğünüz düşeceğiniz hal-i pür-melâlin sebebidir dikteye boyun eğmek.
O günlerde heyecanlandınız, sonra unuttunuz, ne yazıyordu “Gezi günlerinde” Taksim Meydanı’ndaki AKM’nin tepesinden 7’sinden 77’sine direnen baş kaldıran Gezi gençliğinin sarkıttığı pankartta? “Boyun Eğme” yazıyordu.
Kıbrıs Türkleri (1571 yılından önce de Kıbrıs adasında Türkler vardı, 1571’de Osmanlı Devleti’nin Türk ordusu Lefkoşa’yı feth ettiğinde Lefkoşa sokaklarından birinin adı Karamanlızâde Sokağı’ydı. (Telaşla cevap yetiştirme telaşı ile zaten onlar diye başlamayın. Karamanoğulları Beyliği’nde Grek alfabesi ile Türkçe yazılıyordu. Hoppala bu da ne, ne demek Grek alfabesi ile Türkçe diye gülüyorsanız, o akıllı telefonlar var ya habire baktığınız ve yalnız spor sayfasını okuduğunuz gazeteler, hah işte onlar da Latin alfabesi ile Türkçedir.)
Amma Tufan Erhürman’ın söylediklerini anlamakta güçlük çekiyorsanız, hep söyledim, birey de olsanız ana lisanınızı hakkıyla incelikleriyle bilmelisiniz.
Türkçe okunursa eğer, dinlenirse anlaşılabilecek bir lisandır. Ne KC’ye (Rum Kesimi) yama ne de TC’ye kasaba. Eşit haklara sahip bir halktır Kıbrıs Türk halkı, bütün halklar hangi haklara sahipse biz de…
Eğitim gerektirmeyen ve her şeyi bilirmiş olmak için ikinci meslek de, medya unsuru olarak köşe arsada kurulup yazmaktır!
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
