Paymix iddianamesi ve Mustafa Varank’ın ziyareti-Murat Ağırel (Cumhuriyet)
“Yasadışı bahisi bıkmadan usanmadan anlatmaya devam edeceğim demiştim.
Savcılıklar ve mali suçları araştırma büroları ve siber suçlar yasadışı bahsin finans ayağına yönelik yaptığı operasyonlara devam ediyor.
Daha önce yapılan Paymix operasyonunun iddianamesi hazırlandı. Olayı araştırırken Binali Yıldırım’ın yeğeninden Mustafa Varank’a kadar ilginç rastlantılar da karşıma çıktı.
Ayrıca dosyada 57 şüpheli var; “Pentech” Bilişim, “Beluza” Yazılım, “Bildiğin” Kasap Gıda şirketi ve “Pen” isimli şirketler “malen sorumlu” olarak tutulmuş.
Savcılığa göre üç katman var.
Birinci katman: Pentech/PenDC ve Beluza üzerinden sunucu, IP, veri tabanı, backoffice, bonus ve yazılım altyapısı.
İkinci katman: Banka, ödeme kuruluşları, POS ve şirket hesaplarından kripto platformlarına uzanan tahsilat ve para katmanlaştırma sistemi.
Üçüncü katman: Fincrypto/Paymix, kripto cüzdanlar, yabancı şirketler, kuyumcular ve döviz büroları üzerinden paranın nakit, döviz ve altına çevrilerek fatura, SWIFT ve varlık alımlarıyla sisteme geri sokulması.
Erdem Murat Ünal telefon ve bilgisayar şifresini vermiş hatta soğuk cüzdan ve kripto bilgilerini de vermiş.
İddianameye göre Fincrypto UAB ile ilişkilendirilen iki TRON cüzdanında toplam yaklaşık 602 milyon dolarlık giriş-çıkış hareketi tespit edildi. Türkiye’de ise 1.434 kişiyle bağlantılı hesaplara 11.49 milyar TL giriş, kripto varlık hizmet sağlayıcılarına ise 15.04 milyar TL çıkış belirlendi.
İddianamenin merkezinde üç isim var:
Burak Başel, Ulaş Utku Bozdoğan ve Erdem Murat Ünal.
Burak Başel, yasadışı bahis sitelerinin altyapısı olan Pronet Gaming kurucusu ve aynı zamanda Veysel Şahin ile ortak işler yapan kişi, Ulaş Utku Bozdoğan birçok yasadışı bahsin sahibi, Erdem Murat Ünal Pentech isimli firmanın sahibi.
Pentech adlı firma 6 Aralık 2019 yılında kuruldu. Kurucuları Erdem Murat Ünal ve Ulaş Utku Bozdoğan. Kirli Çark kitabımı okuyanlar Ulaş Utku Bozdoğan ismine yabancı değiller. Malta’da yaşayan kebapçı. Gerçekten kebapçı…
Pentech isimli firma 28 Mart 2023 itibarıyla hisseler yüzde 60 Beluza, yüzde 40 Erdem Murat Ünal haline geliyor.
Bu firma çok ilginç. Firmanın bir dönem yönetiminde Binali Yıldırım’ın yeğeni yer alıyor. Aileyi aradım sordum. Bu kişilerin “yanlış işler yaptığını” görünce ortalıktan ayrılmış. Dönemin Teknoloji Bakanı Mustafa Varank dahi ziyaret etmiş ve ziyaret haberleştirilmiş.
Bu neden önemli biliyor musunuz?
Erdem Murat Ünal’ın ifadesine göre firma yasadışı bahis parası ile kurulmuş. Dönemin Teknoloji Bakanı Mustafa Varank da burayı ziyaret etmiş.”
Ankara siyasetini karıştıran ziyaret-Aytunç Erkin (Nefes)
“İç siyasetin gündemi.
Yeni Parti ve CHP açısından “Mansur Yavaş”.
TV100 ekranında anlattım ama yazılı olarak da kayda geçmesinde fayda var.
Yeni Parti lideri Özgür Özel, Trabzon ziyaretinde şu cümleleri kurdu:
“Buraya geleceğim bu sabah, programı duyunca gelip çalışma binamızda, daha yeni binamız yok, emaneten çalıştığımız bir ofiste bizi ziyaret eden ve Ekrem Başkan, ben ve onun üçlü fotoğrafı, bir dönem bir gecenin yarısında yayınlandığında Türkiye’yi yerinden oynatan ve o günkü kararlılığımızdan bir adım geriye atmadığımız Mansur Yavaş’ın da selamlarını getirdik, Trabzon kabul etsin. (21 Ağustos 2026)”
Özel’in bu sözleri üzerine Yavaş’ın çalışma arkadaşlarını aradım; aldığım ilk yanıt şuydu: “Telefonla bir görüşme oldu.”
Akşama doğru “ziyaret” tartışması devam edince bir başka çalışma arkadaşına daha sordum o da aynı yanıtı verdi.
Ben de akşam saatlerinde sosyal medya paylaşımı yaptım.
Ancak…
Gecesinde ve bir gün sonra yaptığım görüşmelerden sonra “ziyaretin”, Yavaş’ın çalışma arkadaşları tarafından bilinmediğini öğrendim. Evet; bir telefon görüşmesi var ama o görüşmede Özel’in Yavaş’ı çay-kahve içmeye davet ettiği” ifade edildi. Sonrasında da Mansur Yavaş, Özgür Özel’i çalışma ofisinde ziyaret etti. Ziyaret ortaya çıkınca Yavaş, görüşmenin bu şekilde ortaya çıkmasından rahatsız olduğunu yakın çevresiyle paylaştı. Peki neden rahatsız oldu?
Ankara koridorlarını yakından takip eden bir dostum benim NEFES’te yazdığım 30 Temmuz günlü yazıma atıf yaptı.
Orada dedim ki:
“Ankara’da, Yavaş’ın son dönemdeki sessizliğine dair çeşitli değerlendirmeler yapılıyor:
– Seçim startı verilene kadar Mansur Yavaş’tan bir hamle beklememek gerekiyor. Seçim düzlüğüne çıkıldığında ve Yavaş’ın önü herhangi bir davayla kesilmezse tabii ki adaylık konusunda düşüncelerini öğreneceğiz.
– Mansur Yavaş, şu anda yüzde 35’lik kavgada bir taraf olmamaya özen gösteriyor. Anketlerde de görülüyor; iktidar-muhalefet, siyasi tabanlarda bir karşılığı var. Orada da bir tarafa ağırlığını koymadan bir bakıma denge kurmaya çalışıyor. O gün geldiğinde yüzde 50 artı 1’i bulmak adına kimseyi üzmeden, küstürmeden, birinin daha çok tarafı birinin daha çok karşıtı algını oluşturmadan bir siyasi hat belirlediğini görüyoruz.
– Kısa vadede CHP’den ayrılmak gibi bir düşüncesi yok. Ama CHP Genel Merkezi’yle de yakın bir temas kurmuyor. Orada dengeyi öyle kuruyor. Tamam CHP’nin belediye başkanı ama Özgür Özel’le de görüşüyor.”
Daron Acemoğlu ile The Economist polemiği-Hayri Kozanoğlu (BirGün)
“Türkiye kökenli Nobel ekonomi ödülü sahibi Daron Acemoğlu bilindiği gibi aşırı üretken, bir yandan yağmur gibi bilimsel makaleler yayımlarken aynı zamanda popüler kitaplar da kaleme alan, sık sık televizyon programlarına katılan, değişik forumlarda sunumlar yapan bir akademisyen. Güler yüzlü, babacan, nüktedan bir üslubu da var. Kendini izleyenlerde sabah akşam ekonomik modellerle boğuşan, dağ gibi verileri analiz eden, sürekli referans kitaplarını didikleyen biri izlenimini uyandırmıyor. Yani; içe dönük, sosyal yönü zayıf, fazlaca akademik, İngilizce’de “nerd”, bizde inek diye tabir edilen kalıba pek uymuyor.
Geçtiğimiz hafta İngiliz The Economist Dergisi Daron Acemoğlu ile ilgili, tek kelimeyle ifade edilecek olursa “yakışıksız”, ayakları yere basmayan, alay dolu bir yazı yayımladı. Metin daha çok kendi ifadelerine göre birkaç kadeh içince dili çözülen, adı zikredilmeyen bazı akademisyenlerin yorumlarına, belki daha doğru ifadeyle dedikodularına dayanıyordu. Acemoğlu’nun fikirlerinin inandırıcı olmadığı öne sürülüyor, veri cambazlığıyla “daha önce denenmiş ve başarısız olmuş popülist politikaları” meşrulaştırdığı öne sürülüyordu.
Burada popülizmle, “Hangi Liberal Demokrasi” olarak dilimize çevrilen, kapitalizmin bugünkü kurgusuna eleştiriler getiren, daha paylaşımcı politikalar öneren son kitabının kastedildiği ortada. Ayrıca yapay zeka alanındaki gelişmelere yönelik sorgulamalarının da özellikle Silikon Vadisi çevrelerinde rahatsızlık yarattığı biliniyor. Bu saptamalardan The Economist’in teknoloji oligarklarının sözcülüğüne soyunduğu pekala söylenebilir.
Acemoğlu makaleyi “tetikçi işi” ilan edip, cevabını verdiği, söz konusu yazı zaten çokça konuşulduğu için daha fazla üzerinde durmak gereksiz. Türkiye’de Acemoğlu “bizden biri” kabul edildiği için; çalışmalarını bilen-bilmeyen, tartışmanın bağlamını kavrayan-kavramayan siyaset yelpazesinin farklı kanatlarında yer alan kişilerde doğal bir sahiplenme refleksi gelişti. Bu duygu haliyle anlaşılabilir. Ancak küresel sermayenin organlarının topyekûn Acemoğlu’nu hedef tahtasına oturttuğu, sistemli bir “itibar suikastına” uğrattığı iddialarının henüz bir kanıtı yok.
Aksine küresel ekonominin en yetkili yayın organı denilebilecek, yine İngiliz Financial Times’ta, baş ekonomik yorumcu Martin Wolf, Acemoğlu’nun son kitabının tezlerini onaylayan kapsamlı bir makale kaleme aldı. Kitabı tam zamanında ve provoke edici olarak nitelerken, bir an önce harekete geçme zamanının geldiğini vurgulayan önemli bir çağırıyı temsil ettiğinin, çalışmanın zor kazanılan ve çok değerli özgürlüklerin tehlikede bulunduğu uyarısı yaptığının altını çizdi. (Martin Wolf, Is it too late to save liberal democracy? Financial Times 12.Ağustos 2026). Aynı şekilde Bloomberg sitesinde yine ağırlıklı bir kalem Clive Crook, kitabın, dünyanın en önemli ekonomistlerinden biri tarafından, olağanüstü bir tarihsel ufuk, keskin bir teknik uzmanlık, baş döndürücü bir akademik üretkenlikle hazırlandığını belirtti. (Clive Crook, Liberal of the World Unite-Against Anti-Liberals Left and Right. Bloomberg 18 Ağustos 2026). Amerikan Fortune dergisinde de Nick Lichtenberg, kitabın önemini vurgulayan, Acemoğlu’nun YZ iyimserleriyle kötümserleri arasında makul bir konumda bulunduğunu dile getiren sitayişkar bir makale yayımladı. (Nick Lichtenberg, Nobel Laurate Daron Acemoğlu says AI and liberal democracy share the same crisis: there is a tendency to escalate everything, The Fortune 15 Ağustos 2026).”
Doruk Madencilik işçileri: Bunca zulüm Allah’tan reva mı?-Mustafa Yalçıner (Evrensel)
“Ülkede herhalde Doruk Madencilik işçileriyle Yıldızlar SSS Holdingi duymayan tanımayan kalmamıştır.
Üçüncü kez Ankara’dalar. Çok basit bir nedenle ve bunu da bilmeyen azdır. Doruk Madencilik işçileri alın terlerinin karşılığını istiyor. Hayır, öyle ücret pazarlığı yapıp ücretlerini artırma mücadelesi de değil Ankara’ya gelme ve neredeyse her gün tutuklanma nedenleri.
Neden basit mi basit: Çalışıp üreterek hak ettiklerinin belki de onda, yüzde biri olan ödenmemiş ücretlerini istiyor işçiler.
Şirketin 2 binin üzerinde maden ruhsatı var. Torpilli bir şirket olduğu su götürmez. “Allah yürü ya kulum” demiş Yıldızlar SSS Holdin’le Türk-İş’e bağlı Türkiye Maden-İş sendikası işçilerinin bir bölümüyle sendika yetkililerinin propagandif “sulh olma” toplantısını veren TV ekranlarında müşerref olduğumuz yüzsüz patronuna! Gerçi bu kadar adaletsizlik başkasında olmalı. Bir başkası ya da başkaları “yürü ya kulum” demiş olmalı Holdingle patronuna. Belki “ortakları”, belki komisyoncuları… Artık her kimlerse!
Kim bilir hangi yandaş gazete/TV kanalı patronu ya da ilki 29 bankadan kredi kullanan Lübnanlı Oger grubu olan sıralı Türk Telekom patronları gibi sonunda hazinenin halkın sırtından finanse ettiği hangi bankalardan kredi çekip kullanmış, vergi indirimi ve sair teşvikler türünden hangi desteklerden yararlanmıştır? Ama “yürü ya kulum” dendiği bellidir!
Doruk Madencilikte kömür, başka ocaklarda başka madenler çıkarıp pazarladığını, hiç değilse bir bölümünü yüksek fiyatlardan devletin aldığını tahmin etmek zor değil. Kazancı yerinde olmalıdır Holdingle arsız patronunun. Ama ücretleri bir türlü ödemiyor!
Yıldızlar SSS Holdinge bağlı Doruk Madencilik şirketinden yapılan açıklamaya bakılırsa, sorun kendileri değil iş bırakma eylemleriymiş. Bu nedenle üretemeyip taahhütlerini yerine getiremeyince dış piyasalardan yüksek fiyatla kömür almak zorunda kalmışlar ve zarar etmişlermiş… Yani suçlu ücretlerini alamayan işçilermiş!.. Pazarlık ederek anlaştığı ücretleri ödemeyen şirket ve bağlı olduğu holdingle patronu değil, harcadıkları emeklerinin küçük bir karşılığını isteyen işçiler!
Sen, işçilerin anlaşmış olduğun birikmiş ücret ve sair kazançlarını ödeme, üstüne yat, koy bankaya ya da başka yollarla işletip üstüne faiz ya da kârını ekle, açıktan soygun yoluyla sermayene sermaye kat, sonra kalk suçlu işçiler de! Yüzsüzlüğün böylesi görülmemiştir. Arsızlığın daha ötesi yoktur!
Bağımsız Maden İş’e bağlı işçiler önce nisanda yürüyüp geldi Ankara’ya.
Belki neden üretim sürerken greve çıkıp üretimden gelen yaptırım güçlerini kullanarak birikmiş alacaklarını talep etmedikleri tartışılabilir. Bilmiyoruz, belki de bunu denemişlerdir önce, ama sonunda, yaptırım gücü yalnızca Ankara halkı ve TV vb. yayınları dolayısıyla ülke kamuoyu nezdinde teşhir olacak patronun “utanarak” ve işçilerle halkın tepkilerini dikkate alacak olsa devlet tarafından zorlanarak alacaklarını ödemeye mecbur kalması olabilecek yürüyüp geldikleri Ankara’da çareyi oturma ve açlık grevleri yapmada bulmuşlar.
Kurtuluş Parkı, holdingin ve Enerji Bakanlığı önü oturdukları ve gelip açıklama yapmaya çalıştıkları mekanlar. Sadece Holding ve patronuyla uğraşmak zorunda kalsalar neyse. Emek-güçlerine çöken patronla zaten uğraşıyorlar. Ama karşılarında sürekli polisi buluyorlar. Orada duramazsın, burada oturamazsın, holding ya da Bakanlık önüne gidemezsin… Olmaz da olmaz. Gidip patrona ücretlerini ödeyeceksin diyen yok! Herkesin derdi maden işçisiyle. Köpekler serbest ama taşlar bağlanmış! Alacaklarını istedikleri için durmadan göz altına alınıyorlar.
Gayrimenkulden uzaklaştık, altına yatırımı artırdık-Naki Bakır (Dünya)
“Enflasyon beklentilerinde sektörler arası ayrışma devam ediyor. On iki ay sonrasının yıllık enflasyon beklentisi ağustosta, temmuzdaki eğilimin tersine bir kırılma yaşayarak piyasa profesyonellerinde düşerken, hane halkı ve reel sektörde yönünü yeniden yukarı çevirdi. Hane halkı gelecek dönemde en çok gıda ve yakıt fiyatlarının artmasını bekliyor, gayrimenkulden uzaklaşma, altına yatırım eğilimi güçleniyor.
Merkez Bankası, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) iş birliği ile ve her ay üç farklı eğilim anketine verilen yanıtların ağırlıklandırılması ve istatistiksel analizi ile oluşturduğu sektörel enflasyon beklentileri raporunun ağustos ayı sonuçlarını yayımladı. Buna göre 12 ay sonrasının yıllık enflasyon beklentisi önceki aya göre, piyasa katılımcılarında 0,26 puan düşüşle yüzde 23,69’a gerilerken, reel sektörde 0,30 puan artışla yüzde 32,80’e ve hane halkında 0,64 puan artışla yüzde 45,58 düzeyine yükseldi. Hane halkının önceki ay itibarıyla son beş yılın en düşük düzeyine inmiş olan 12 ay sonrası enflasyon beklentisi ağustosta yeniden yükselişe geçti. Ekonomi modellerini ve dönemsel riskleri takip eden piyasa profesyonelleri önceki ay temkinli bir refleksle tahminlerini yukarı taşırken, normalde bu konuda en katı olan hane halkı artan iyimserlik dozu ile beklentisini aşağı çekmiş, reel sektörün beklentisi de düşüşe devam etmişti. Ağustos anketinde ise iyimser ve kötümser beklentiler yer değiştirdi.
Piyasa uzmanları ile vatandaşlar arasında temmuzda 21 puana kadar inmiş olan enflasyon beklentisi farkı ağustosta 21,9 puana yükseldi. Söz konusu fark geçen yıl ağustos ayı itibarıyla 31,2 puandı.
2023 ortalarından bu yana sürdürülen dezenflasyon programında en büyük handikap hane halkının yüksek seviyelerdeki beklenti katılığı olmaya devam ediyor. Hane halkının enflasyon beklentisinde son üç aydır yaşanan kesintisiz düşüş trendi, ağustostaki artışla kesintiye uğramış oldu. Vatandaşlar enflasyonu, piyasa profesyonellerinin aksine anlık makro verilerle değil; gıda, kira, akaryakıt, yaz turizmi harcamaları ve yaklaşan okul sezonu öncesi eğitim maliyetleri gibi satın alma sıklığı yüksek zorunlu harcamalar üzerinden hissediyor. Temmuz ayında satın alınan dezenflasyonist iyimserlik, ağustos ayındaki sıcak etiket gerçekliğine çarparak yerini temkinli bir kötümserliğe bıraktı.
Reel sektör ve iş dünyası temsilcileri ise vergi düzenlemeleri, enerji, hammadde, lojistik ve işçilik maliyetlerini doğrudan göğüsleyen kesim olarak kendi tedarik zincirlerine bakıyor. Sıkılaşma politikalarına rağmen yaz aylarındaki operasyonel harcamalar ve operasyonel maliyet artışları, firmaların 12 ay sonrası için korumacı bir reflekse geçmesine ve tahminlerini yükseltmesine neden oldu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
