Amerikalı keman sanatçısı ve etnomüzikolog Audrey Wozniak, klasik Batı müziğiyle başlayan yolculuğunu Türk müziğiyle zenginleştirdi. Türkçe öğrenen, Anadolu’yu dolaşan ve Neşet Ertaş’ın eserlerini seslendiren Wozniak’a göre müzik, kültürler arasında empati kurmanın en güçlü yollarından biri.
Audrey Wozniak’ın Türk müziğiyle tanışması, önceden belirlenmiş bir kariyer planının sonucu değildi. Altı yaşında keman çalmaya başlayan Amerikalı sanatçı, gençlik yıllarında klasik Batı müziği eğitimi aldı. Üniversitede müzik ve Doğu Asya çalışmaları üzerine eğitim görürken Endonezya, Uygur ve Azerbaycan müzikleriyle ilgilenmeye başladı. Farklı kültürlerin müzik geleneklerini keşfetmek, zamanla onun hem mesleğini hem de hayatını şekillendirdi.
Üniversite sonrasında aldığı Watson Foundation bursuyla çeşitli ülkelerde geleneksel müzik ustalarıyla çalışan Wozniak, Çin ve Endonezya’da farklı yaylı çalgıları öğrendi. İranlı kemençe virtüözü Kayhan Kalhor’un önerisiyle İstanbul’a gelmesi ise hayatında yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Burada klasik kemençe sanatçısı Derya Türkan’la tanıştı ve Türk müziğinin kendine özgü dünyasını keşfetmeye başladı.
Klasik Türk müziği, Wozniak için yalnızca yeni ezgiler öğrenmek anlamına gelmiyordu. Makamların mikrotonal yapısı, karmaşık ritimler ve çalgıların kendine özgü icra biçimleri, kemana yaklaşımını da değiştirdi. Kendi ifadesiyle kulaklarını ve çalma tekniğini yeniden eğitmesi gerekti.
Başlangıçta bir merak olarak ortaya çıkan bu ilgi, onu etnomüzikoloji alanında doktora yapmaya ve araştırmaları için Türkiye’ye taşınmaya yöneltti. Wozniak, bugün de Türk müziğinin farklı türlerini öğrenmeye ve icra etmeye devam ediyor.
Türkiye’ye ilk geldiğinde Türkçe öğrenmeye pek istekli olmadığını anlatan sanatçı, İstanbul’daki müzisyenlerle ve çevresindeki insanlarla iletişim kurmakta zorlanınca fikrini değiştirdi. Önce kendi kendine çalıştı, ardından Harvard Üniversitesinde Türkçe dersleri aldı. Osmanlı Türkçesi üzerine de çalışan Wozniak, dilin tarihsel zenginliğine ve kelimelerin kökenlerine ilgi duydu.
Türkçeyi geliştirmesinde İstanbul’da yaşamanın belirleyici olduğunu söylüyor. Dil öğrenmenin yalnızca dil bilgisi kurallarını bilmekten ibaret olmadığını düşünen sanatçı, insanlarla derin ilişkiler kurabilmenin ve duygularını ifade edebilmenin önemine dikkat çekiyor. Türkçedeki deyimlere duyduğu ilgi de bu yolculuğun eğlenceli yanlarından biri.
Kırşehir ve Neşet Ertaş
Wozniak’ın Türkiye’deki müzik keşiflerinin en önemli duraklarından biri Kırşehir oldu. Kendi çalgısı olan kemanın Orta Anadolu müziğinde farklı biçimlerde kullanıldığını görmek onu şaşırttı. TRT Müzik’te yayımlanan “Türkiye’yi Dinliyorum” programı kapsamında Kırşehir’i ziyaret etmekte ısrarcı olmasının nedeni de buydu.
Burada Ahilik geleneğini, Abdal topluluklarında müziğin oynadığı rolü ve müzisyenlerin geleneklerini kuşaktan kuşağa nasıl aktardıklarını yakından tanıdı. Ağustos 2026’da düzenlenen 2. Neşet Ertaş Kültür ve Müzik Festivali’ne katılması ise bu bağın güçlenmesini sağladı. Neşet Ertaş’ın çocuklarıyla tanıştı ve sanatçının eserlerini seslendirme fırsatı buldu.
Kırşehir’de yaşadığı unutulmaz deneyimlerden biri de bir köy düğününe katılmasıydı. Canlı müziği ve yerel gelenekleri yakından görmek isteyen Wozniak, kemancı Vedat Öz’ün davetiyle bir düğüne gitti. Başlangıçta yabancı bir konuğun gelişiyle şaşıran davetliler, onun geliş nedenini öğrenince kendisini aralarına kabul etti. Sanatçı, bu deneyimin kendisine müziğin yalnızca sahnelerde değil, insanların hayatlarının en önemli anlarında da yaşadığını gösterdiğini belirtiyor.
Bozlakların evrensel dili
Wozniak, Orta Anadolu’nun karakteristik müzik türlerinden bozlağı değerlendirirken kendisini bu alanda uzman olarak görmediğinin altını çiziyor. Buna karşın bozlakların güçlü yorum tekniği ve derin sözleri onu etkiliyor. Bu eserlerin yalnızca belirli bir bölgenin yaşamını anlatmadığını, insan deneyiminin zorluklarını ve duygusal dünyasını da yansıttığını düşünüyor.
Dinlediği ilk bozlak örneklerinden biri, Muharrem Ertaş’ın seslendirdiği “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri” olmuş. Bağlama ile sesin uyumu ve eserin kendisinde uyandırdığı duygu, Kırşehir’in bozkır atmosferini hissetmesini sağlamış.
Sanatçıya göre bağlama da bu kültürel aktarımın önemli araçlarından biri. Türkülerde şiiri ve hikâye anlatımını taşıyan bağlama, gelenekleri korurken yeniliklere de açık bir çalgı. Farklı bölgelerde kendine özgü icra biçimleri geliştirmesi, onun hem yerel kimlikleri yaşatmasını hem de ortak bir kültürel bağ kurmasını mümkün kılıyor.
Türkçenin müzikal zenginliği
Wozniak’ın Türkçeye ilgisi yalnızca günlük iletişimle sınırlı değil. Başlangıçta müziğin sözlerinden çok melodisine odaklandığını, çünkü sözleri anlamadığını anlatıyor. Zamanla Türk halk müziğini daha yakından tanıdıkça sözlerin müzikal yapıdaki önemini de kavramış.
Türkçenin esnek yapısından, kelime dizilişiyle farklı anlam ve vurgular yaratabilmesinden etkilendiğini belirten sanatçı, Anadolu’nun farklı bölgelerinde karşılaştığı türkülerin dil zenginliğine dikkat çekiyor. Ona göre kimi zaman son derece yalın kelimeler bir araya gelerek acıyı, özlemi, hüznü, pişmanlığı veya sevinci güçlü biçimde ifade edebiliyor.
Wozniak’ın hikâyesi, bir yabancı sanatçının farklı bir kültürü tanıma çabasından daha fazlasını anlatıyor. Müzik aracılığıyla başlayan merak, zamanla dil öğrenmeye, insanlarla bağ kurmaya ve bir toplumun hafızasını anlamaya uzanıyor. Anadolu türküleri de bu yolculukta yalnızca ezgileriyle değil, taşıdıkları hikâyeler ve duygularla yer buluyor.
Sanatçının yaklaşımında öne çıkan düşünce basit: Başka kültürlerin müziğine açık olmak, yalnızca yeni sesler keşfetmek değil, dünyayı başkalarının gözünden görmeyi de öğrenmek demek.
Kaynak: Tayfun Haykır’ın Türk Dili dergisinin Eylül 2026 sayısında yayımlanan Audrey Wozniak söyleşisi
Fotoğraf: Audrey Wozniak Instagram hesabı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
