Efsane western “İyi, Kötü ve Çirkin”in gösterime girmesinin üzerinden neredeyse 60 yıl geçti.
Elbette 60 yılda sinema değişti, kovboy filmleri kaybolmadıysa da azaldı, teknolojiler ve seyir alışkanlıkları baştan aşağı yenilendi. Ama Sergio Leone’nin üç adamının, Amerikan İç Savaşı’nın ortasında gömülü bir hazineyi ararken çıktıkları yolculuk sanki ilk günkü kadar canlı.
Belki de bunun nedeni, filmin aslında yalnızca bir western olmaması.
“İyi, Kötü ve Çirkin”, Leone’nin 1964’te “Bir Avuç Dolar” ile başlattığı ve “Birkaç Dolar İçin” ile sürdürdüğü “Dolar Üçlemesi”nin son filmiydi. Ancak üçlemenin en büyüğü ve en iddialısıydı. İlk iki filmdeki daha dar, neredeyse birbiriyle hesaplaşan birkaç karakterin hikâyesi, bu kez Amerikan İç Savaşı’nın devasa fonunda anlatılıyordu.
İlk gösterimi İtalya’da 23 Aralık 1966’da yapılan filmin hikâyesi aslında oldukça basitti: Bir yerde 200 bin dolar değerinde altın gömülüydü. Altının yerini öğrenmek isteyen üç adam vardı. Her birinin elinde bilginin bir parçası bulunuyor, dolayısıyla hiçbiri diğerlerinden tamamen kurtulamıyordu.
Biri Blondie.
Biri Angel Eyes.
Biri de Tuco.
Yani İyi, Kötü ve Çirkin.
Clint Eastwood’un canlandırdığı Blondie “İyi” olarak biliniyor. Ancak Leone’nin dünyasında iyilik, klasik Hollywood westernlerindeki kadar berrak bir kavram değil.
Çünkü Blondie, soğukkanlı bir silahşor. Gerektiğinde insanları kandırıyor, çıkarı için ortaklıklar kuruyor ve onları yüzüstü bırakabiliyor. Yine de Angel Eyes’la (Kötü) karşılaştırıldığında elbette daha merhametli.
Lee Van Cleef’in canlandırdığı Angel Eyes ise filmin gerçek kötüsü. Sakin, hesapçı ve vicdansız. Para karşılığında adam öldürüyor ve yaptığı iş konusunda en küçük bir tereddüt göstermiyor.
Ama filmin asıl yıldızı belki de “Çirkin” olarak adlandırılan Tuco.
Eli Wallach’ın canlandırdığı Tuco bir haydut, hırsız ve katil. Buna rağmen üç karakter arasında en insani olan da o. Kızıyor, korkuyor, bağırıyor, dua ediyor, kardeşine kırılıyor. Açgözlü, kaba ve çoğu zaman komik ama etten kemikten bir insan.
Leone’nin ironisi de burada.
Filmin “iyi” adamı pek o kadar iyi değil. “Çirkin” olan ise çoğu zaman seyircinin en çok yakınlık duyduğu karakter.
“İyi, Kötü ve Çirkin” bir hazine avı hikâyesi olarak ilerlerken arka planda Amerikan İç Savaşı sürüyor. Ancak Leone’nin savaşa bakışı, klasik Amerikan westernlerinin kahramanlık hikâyelerinden oldukça farklı.
Film boyunca askerler ölür, köprüler havaya uçurulur, esir kamplarında insanlar işkence görür. Üniformaların ve bayrakların arkasında ise çoğu zaman anlamsız bir ölüm makinesi vardır.
Filmin en çarpıcı bölümlerinden birinde Blondie ve Tuco, bir köprünün iki yanında birbirlerini öldürmeye çalışan askerlerle karşılaşır. İki taraf da karşı kıyıya geçmek için yıllardır mücadele ediyormuş gibidir.
Blondie sonunda sorunu kendi yöntemince çözer: Köprüyü havaya uçurur.
Leone için savaş, çoğu zaman büyük idealler uğruna verilen romantik bir mücadele değildir. Arka planda binlerce insanın öldüğü, ön planda ise birkaç adamın bir sandık altının peşinde koştuğu devasa bir kaostur.
Bu açıdan bakıldığında film, adındaki “iyi” ve “kötü” ayrımını savaşın kendisine de uygular. Savaşta gerçekten iyi olan kimdir? Kötü olan kimdir? Yoksa herkes biraz Blondie, biraz Tuco ve biraz Angel Eyes mıdır?
Leone’nin zamanı
Sergio Leone’nin sinemasını farklı kılan unsurlardan biri de zamana karşı tavrıydı.
Hollywood filmlerinde bir düello genellikle birkaç saniye sürer. Leone içinse önemli olan yalnızca silahın patladığı an değildir. O ana kadar geçen zamandır.
Bir bakış… Bir el… Bir çift göz… Terleyen bir yüz… Silaha yaklaşan parmaklar…
Kamera bunların üzerinde dolaşır ve zaman uzadıkça seyircinin gerilimi artar. Leone, aslında iki ya da üç adamın silah çekmesi gibi sıradan bir olayı neredeyse törene dönüştürür.
Filmin sonunda bu tarz zirve yapar.
Üç adam, Sad Hill Mezarlığı’nın ortasında karşı karşıya gelir. Altın hemen yakındadır ama önce kimin hayatta kalacağı belli olmalıdır.
Son düello, sinema tarihinin en ünlü sahnelerinden biri haline geldi. Çünkü Leone burada neredeyse hiçbir şey yapmadan her şeyi yapar. Uzun süre kimse konuşmaz. Kamera yüzler arasında gidip gelir. Sonra elleri görürüz. Silahları. Gözleri.
Ve Ennio Morricone’nin müziği yükselmeye başlar.
Unutulmaz müzik
*İyi, Kötü ve Çirkin’i müziğinden ayırmak neredeyse imkânsız.
Ennio Morricone’nin besteleri yalnızca sahnelerin arkasında çalan bir fon değildir. Müzik, hikâyenin doğrudan bir parçasıdır.
Filmin açılışındaki o birkaç nota bugün bile duyulduğunda, insanın aklına hemen Leone’nin tozlu dünyası gelir.
Ancak belki de filmin en unutulmaz müzikal anı, Tuco’nun mezarlığa ulaştığı sahnedir. The Ecstasy of Gold yükselirken Tuco, binlerce mezar taşının arasında çılgınca koşmaya başlar.
Ortada neredeyse hiç konuşma yoktur.
Ama Morricone’nin müziği sayesinde sahne, basit bir “hazineyi bulma” anından çok daha büyük bir şeye dönüşür. Seyirci Tuco’nun heyecanını, açgözlülüğünü ve neredeyse delirmenin eşiğine gelmiş mutluluğunu hisseder.
Leone ve Morricone’nin ortaklığı, sinema tarihinde görüntü ile müziğin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği en güzel örneklerden biri olarak kaldı.
3 silahşore ne oldu?
Filmin üç unutulmaz oyuncusundan bugün hayatta olan yalnızca Clint Eastwood. 31 Mayıs 1930 doğumlu Eastwood, bu yıl 96 yaşına girdi ve 2026’da oyunculuk ve yönetmenlik kariyerini noktaladığını açıkladı. Son filmi, 2024 yapımı “Juror #2” (Jüri Üyesi No 2) oldu. Böylece “İyi, Kötü ve Çirkin”den tam 60 yıl sonra Eastwood, yedi on yıla yayılan sinema kariyerine veda etmiş oldu.
Angel Eyes rolündeki Lee Van Cleef ise 16 Aralık 1989’da, 64 yaşında kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Spaghetti westernlerin en unutulmaz “kötülerinden” biri olarak sinema tarihinde yerini aldı.
Tuco’yu canlandıran Eli Wallach ise ikili arasında en uzun yaşayan isimdi. Oyunculuğu 90’lı yaşlarına kadar sürdü; 2010’da Akademi tarafından Onur Ödülü’ne layık görüldü. Wallach, 24 Haziran 2014’te 98 yaşında öldü.
Böylece 1966’da aynı mezarlıkta karşı karşıya gelen üç adamdan, 60 yıl sonra yalnızca Blondie (İyi) hayatta kaldı.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
