Mustafa Kemal Atatürk 23 Ağustos 1925’te Cumhuriyet tarihinin en sembolik devrimlerinden birini başlatmak üzere Çankırı ve Kastamonu’ya doğru yola çıktı.
Yanında o dönem için henüz alışılmadık bir şey vardı: Bir Panama şapkası.
Bugün “Şapka ve Kıyafet Devrimi” denildiğinde çoğu zaman yalnızca “fes kaldırıldı, şapka geldi” diye özetlenen olay, aslında çok daha geniş bir dönüşümün parçasıydı. Çünkü asıl mesele yalnızca insanların başlarına ne taktığı değil, yeni Cumhuriyet’in kendisini Osmanlı geçmişinden nasıl ayıracağı ve toplumun görünüşünden yaşam biçimine kadar hangi yöne evrileceğiydi.
23 Ağustos’ta başlayan gezi, Çankırı, Kastamonu, İnebolu ve çevredeki ilçeleri kapsıyordu. Mustafa Kemal, gittiği yerlerde halkla doğrudan temas ediyor, yeni kıyafet anlayışını önce topluma gösteriyor, ardından bunun neden gerekli olduğunu anlatıyordu.
Kastamonu’da ve daha sonra İnebolu’da yaptığı konuşmaların temel mesajı açıktı: Türkiye Cumhuriyeti, görünüşüyle de çağdaş dünyaya uyum sağlamalıydı.
İnebolu Türk Ocağı’nda yaptığı tarihi konuşmada, “medenî ve beynelmilel kıyafet” anlayışını savundu. Pantolon, ceket, gömlek, kravat ve bunları tamamlayan başlığın da şapka olması gerektiğini söyledi.
Böylece mesele açıkça ortaya konmuştu.
Yeni Türkiye yalnızca yönetim biçimini değiştirmiyor, günlük hayatın sembollerini de değiştiriyordu.
Peki, halk hemen şapka taktı mı?
Hayır. Ancak Kastamonu gezisinde ortaya çıkan tablo, beklenenden daha olumlu oldu.
Mustafa Kemal’i gören birçok kişi, başındaki fesini, kalpağını ya da diğer başlıklarını çıkararak onu başı açık karşıladı. Gezi ilerledikçe şapka kullanımı da hızla yayılmaya başladı.
Özellikle memurlar ve şehirlerdeki okumuş kesim arasında şapkaya büyük ilgi oluştu. İstanbul’daki şapka satan dükkânlarda yoğunluk yaşandı, yerli üretim yetersiz kalınca Avrupa’dan şapka ithal edildi.
Ancak herkes için bu değişim kolay değildi.
Şapka ekonomik olarak da yeni bir yük anlamına geliyordu. Hükümet, kıyafet almakta zorlanan memurlara borç verilmesi gibi çözümler geliştirdi.
Asıl mesele ise yalnızca para değildi. Fes, Osmanlı toplumunda sıradan bir giysi olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyordu. Dolayısıyla şapka, bazı çevreler tarafından kültürel ve dini bir sembol değişimi olarak görülüyordu.
Kastamonu gezisinden yaklaşık üç ay sonra konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne geldi.
Konya Milletvekili Refik Koraltan ve arkadaşlarının verdiği teklif, 25 Kasım 1925’te kabul edildi. 671 sayılı Şapka İktisası Hakkında Kanun’la milletvekilleri ve devlet memurlarının şapka giymesi zorunlu hale getirildi.
Kanun, halkın genel serpuşunun (başlık) şapka olduğunu belirtiyordu.
Ancak Meclis’te hiçbir itiraz olmadan kabul edilmiş değildi. Bursa Milletvekili Nurettin Paşa, kanuna karşı çıkan isimlerden biriydi. Tartışmaların temelinde devletin vatandaşın kıyafetine ne ölçüde müdahale edebileceği sorusu vardı.
Sonuçta kanun kabul edildi, böylece Kastamonu’da başlayan sembolik değişim, birkaç ay sonra devlet politikası haline geldi.
Tepkiler
Şapka Kanunu ülkenin her yerinde aynı biçimde karşılanmadı.
Birçok yerde insanlar yeni uygulamaya uyum sağlarken, bazı bölgelerde protestolar yaşandı. Rize, Erzurum ve çeşitli Anadolu kentlerinde şapka karşıtı gösteriler düzenlendi.
Hükümet ise bu tepkileri yalnızca bir kıyafet tartışması olarak görmedi.
Cumhuriyet’in yeni düzenine yönelik bir direnç olarak değerlendirilen bazı olaylarda sert önlemler alındı. İstiklal Mahkemeleri devreye girdi; yargılamalar yapıldı ve ağır cezalar verildi.
Bu nedenle Şapka Devrimi, Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı reformlarından biri oldu.
Cumhuriyet birkaç yıl önce ilan edilmiş, saltanat kaldırılmış, halifelik sona erdirilmişti. Yeni devlet, hukukundan eğitim sistemine, alfabesinden kıyafetine kadar eski düzenle arasına mesafe koymaya çalışıyordu.
Şapka da bu büyük dönüşümün en görünür sembollerinden biri oldu.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
