Perşembe, 17 Eyl 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

Gazetelerin köşe yazılarından

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 17 Eylül 2026 06:07
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

S-400 İsrail’in müttefikine mi veriliyor?-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)

“Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Yeni Şafak’a yaptığı açıklamada, S-400 hava savunma sistemlerinin üçüncü bir ülkeye satışı için görüşmelerin sürdüğünü belirterek “İlgili tüm ülkeler arasında teknik müzakereler devam ediyor” dedi.

S-400 almaya karar verildiğinde itiraz edenlere karşı “Kimse bize karışamaz” diyen, alırken “vazgeç” baskısı yapanlara “Geri adım atmayız” diyen iktidarın ABD baskısına direnemeyip S-400’ü elden çıkarmayı kabul etmesi, öncelikle Ankara’nın iradesi açısından vahimdir. 

S-400 sadece bir füze savunma sistemi değildir;

– Askeri açıdan silah envanterini çeşitlendirerek tek adrese bağımlılıktan kurtulma tutumudur,

– Program düzeyinde ABD’den “stratejik özerk” olma hedefidir,

– Politika düzeyinde komşularla iyi işbirliği ve “bölge merkezli dış politika” izleme amaçlıdır.

Neo-Abdülhamitçi AKP hükümeti ise S-400’ü taktik amaçla, ABD’yle daha iyi pazarlık yapabilmek amacıyla aldı ama doğru dürüst pazarlık bile yapmadan, ABD’nin baskısıyla elinden çıkarmayı kabul etti. 

Türkiye’nin S-400’ü verebileceği “onaylı” ülkenin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu belirtiliyor.

Fidan’ın ifade ettiği teknik müzakerenin sürüyor olmasının nedeni bu “onaylı” olma durumu olasılıkla. Türkiye’den S-400’ünü satmasını isteyen ABD’nin, devredilecek ülkeyi haliyle “onaylaması” gerekiyor. O ülke hem ABD’nin müttefiki olmalı hem de alacağı S-400 ABD’nin müttefiklerine karşı risk oluşturmamalı.

BAE bu kriterlere fazlasıyla uyuyor. Fazla kısmı da BAE’nin neredeyse İsrail’in bölgedeki en iyi işbirliği yaptığı ülke olmasıdır. BAE İsrail’le sadece bölgemizde değil Afrika’daki operasyonlarda da birlikte hareket ediyor.

Dolayısıyla Türkiye S-400’ü elinden çıkarırsa ve BAE’ye verirse, bu S-400’ü İsrail’in müttefikine vereceği anlamına gelir.”

Kozinoğlu’ndan MİT’i ele geçirme operasyonuna-Aytunç Erkin (Nefes)

“Tarih 17 Ağustos 2011.

Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, o dönem Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül ve Başbakan Tayyip Erdoğan’a mektup yolladı. Yıldırım mektubunda ifadesini alan dönemin savcısı Mehmet Berk’le ilgili şunları kaleme aldı:

“Sayın savcı benden daha ünlü bir kişiyi alacağını söylemiştir. Bu kişi kimdir ve neden hâlâ çağırılmamış ya da gözaltına alınmamıştır? Bu durum akıllara sayın savcının da aslında düştüğü hataların farkında olduğunu ya da kasten bana ve kulübümüze karşı bir tavır içerisinde olduğu düşüncesini akıllara getirmektedir.”

Bu mektubu unutmayın.

9 Kasım 2016’da kritik bir isim dinlendi.

Meclis 15 Temmuz Darbesini Araştırma Komisyonu’nda dinlenen isimlerden birisi de eski MİT Müsteşarı Emre Taner’di.

İfadesinde, görev yaptığı 2005-2010 yılları arasındaki dönemi kastederek şunları söyledi Taner:

“Benim çalıştığım dönemde MİT’e FETÖ’nün sızması sıfıra yakındır. İstemezseniz almazsınız. İyi incelersiniz almazsınız. Ondan sonrasını bilemem. Daha sonraki yönetim cevaplayacaktır. Şimdi, ‘70-80 kişi MİT’ten FETÖ bağlantılı diye ayrıldı’ dendiği zaman dahi yadırgamamak mümkün değildir. Geçmiş döneme ait değildir. Belki 2, 3, 5 kişi olabilir. Ona bir itirazımız yok. Ama son dönemde bu girmelerin daha rahat ve net olduğuna dair bir izlenim vardır. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. MİT, devlet kurumları içerisinde FETÖ anlamında ve diğer yıkıcı örgütler anlamında en temiz kalmış örgüttür.”

Buradaki kritik nokta: “MİT, devlet kurumları içerisinde FETÖ anlamında ve diğer yıkıcı örgütler anlamında en temiz kalmış örgüttür.”

Bu cümleleri de unutmayın.

Günlerdir MİT mensubu Kaşif Kozinoğlu’nun ölümünü ve Kurtlar Vadisi Pusu’nun bu ölümle bağını konuşuyoruz. İşin savcılık, emniyet ve istihbarat çalışmaları tabii ki yazılacak, dizinin 2007’den sonraki bölümleri masaya yatırılacak ve Fetullahçıların o dönem diziye etkisi varsa ortaya çıkarılacak.

Ama unutmayalım: Kaşif Kozinoğlu bir sürecin kilometre taşı.”

Milyonerler ve yoksullar-A. Cihan Soylu (Evrensel)

“Burjuvazinin dedikodu kumkumasında pişirilmesine rağmen birbirleriyle boğazlaşmadıkları sürece dışa vurulmaması için özel çaba gösterilen kapitalist yağmanın devasa büyüklüğü, devlet üst bürokrasisi mevzilerini kullanarak zenginler sınıfının üst basamaklarına yükselenlerin iç çatışmaları dolayısıyla-ya da o sayede- alenileşmeye başladı. Henüz mali finansal dalaveralarla, arazi-liman-maden sahası kapatmalarla, devlet kurumları ihalelerinden alınan paylarla büyük rant vurgunları sağlayanların daha büyükleri arz-ı endam etmemiş olsalar da, kanalizasyon kapaklarından bazısı açılmış bulunuyor. Gazetelerde ve televizyon kanallarında, Binali Yıldırım’ın 480 milyon Euro servete sahip olduğu; 17 şirket, 30 gemisinin bulunduğu, Saray rejiminin kimi etkin temsilcileriyle ve Ağar gibi başkalarının servetine çökme haberlerinin meşhur figürleriyle aralarının bozulması sonucu bu servetin bir bölümünü kaybettiği, diğer her şeyi ise eşinin üzerine tapuladığı söyleniyor. Bülent Arınç’ın bir vakitler, Ankara’yı “parsel parsel satmak”la suçladığı ve şüpheli sıfatıyla savcılık tarafından ifadeye çağrılan Melih Gökçek’in milyarlarca dolar dövize ve onlarca gayrimenkule sahip olduğu; oğlu ve gelininin Almanya ve bazı diğer Avrupa ülkelerinde yüz milyonlarca Euro değerinde binalar ve ticaret merkezleri satın alma operasyonları yürüttükleri açıklandı.

Bunlar, yüzlerce örneğinden sadece ikisi; ama son 25 yıllık süreçte, bütün önceki dönemleri, toplamında da devasa boyutlarıyla aşan zenginleşme örnekleri görüldü. Sadece, büyükleri başta olmak üzere kurulu sermaye şirketleri, emek gücü sömürüsünden sağlanan artı değere el koyarak sermayelerini çoğaltıp servetlerini büyütmediler. Devlet organlarını-kurumlarını kullanma olanağına sahip olanların, konumlarını ve ilişkilerini dayanak edinerek zenginleşmelerinde de önceki dönemlerle kıyaslanamaz boyutlara ulaşıldı. Gazetelerin arşivleri bunların haberleriyle doludur. Uyuşturucu ticaretine adı karışan, suç üstü yapılan, altın kaçakçılığı yapan, ayrıcalıklı araçlarıyla kaçakçılık olaylarına karışan, marina-liman-maden sahası kapatan resmi açık-gizli devlet görevlisi sayısı az değildir. Bu tür ilişkilerin Susurluk’taki kaza ile sokağa saçılan örneklerinin son on yıllarda her yeri saran mafyatik örgütlenmelerle çoğaldığı, günlük haber bültenlerini izleyen herkes için alenidir. Kapitalist vurgun sistemi, ‘dini inançlar’ dahil her şeyi istismar ve zenginleşme aracına dönüştürmüştür. Menzil, Süleymancılar, Furkan vb. gibi isimlerle piyasa yapan tarikatların başındaki kişilerin yüz milyarlarca tutarında döviz, gayrimenkul sahibi olduğu, bu tarikatların holdingleşmiş ticari şirketler gibi çalıştıkları, havuz medyası başta olmak üzere gazete ve televizyonlarda, belgeleriyle açığa vuruldu. “Cennet terliği”, “yanmayan kefen” ticareti yapan din bezirganları var.”

Fed faiz kararıyla borsalar arasında ezber bozan ilişki-Ufuk Korcan (Dünya)

“Küresel piyasalar son dönemde ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz ka­rarına kitlenmiş durumda. Ancak geçmişte Fed’in aldı­ğı kararların borsaya yansı­maları oldukça farklı. Fed, 1999 yılından bu yana 4 kez faiz artırımı, 4 kez de indi­rim sürecine imza atarken borsalar en hızlı yükselişle­rini artırım dönemlerinde yaşadı.

ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırmasıyla Ortadoğu’da artan tansiyon, başta petrol olmak üze­re enerji fiyatlarını yukarıya çekti. Enerji maliyetlerindeki artış nede­niyle alevlenen küresel enflasyon endişeleri de merkez bankalarını fa­iz silahına yöneltti. Geçen hafta Av­rupa Merkez Bankası (ECB), 25 baz puanlık faiz artırıma gitti. Bu hafta ise gözler ABD Merkez Bankası’nın (Fed) vereceği karara kitlenmişti. Küresel piyasalar, merkez bankala­rının enerji maliyetlerinin yüksek­liği nedeniyle faiz artırım baskısını bir süre daha hissedeceği konusun­da hem fikir. Fed’in özellikle eylül ayında faiz artırımına gideceği bek­lentisi son günlerde sert biçimde de­ğişti. Eylül başında ağırlıklı beklenti, faizin sabit tutulması yönündeyken, güçlü istihdam ve özellikle ağustos enflasyon verilerinin ardından tablo tersine döndü.

14 Eylül tarihinde yapılan an­kette, ekonomistlerin çoğunluğu 25 baz puanlık faiz artışı beklediği­ni söyledi. Büyük yatırım bankala­rının önemli bölümü de aynı yönde görüş bildirirken, piyasa fiyatlama­sında karar öncesinde 25 baz puan­lık artış ihtimali yüzde 90’ın üzeri­ne çıktı.

Faiz artırım beklentileri, sadece Eylül’le sınırlı değil. 15 ku­rumun tahminleri incelendiğinde, 9 kurum Fed’in 2026’da eylül ve aralık aylarında 25’er baz puan olmak üze­re toplam 50 baz puanlık faiz artırı­mına gitmesini bekliyor. Tahminler arasındaki en şahin beklenti Bank of America’dan (BofA) geldi. Kurum, Fed’in eylül, ekim ve aralık toplantı­larında 25’er baz puanlık 3 artış yap­masını ve toplam 75 baz puanlık sıkı­laşmayla Fed fonlama oranını yüzde 4.25-4.50 aralığına taşımasını bek­liyor.”

Karahan’ın Budapeşte’den verdiği mesajlara dikkat-Alaattin Aktaş (ekonomim.com)

“Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın Budapeşte’de düzenlenen finans zirvesinde yaptığı konuşmada dile getirdiği konular ve dikkat çektiği riskler Türkiye’de bir sonraki faiz kararının alınacağı 22 Ekim’deki PPK toplantısında nasıl bir yol izleneceğine bir anlamda ışık tutacak nitelikte görünüyor.

Gerçi 22 Ekim’e daha çok var ve gerek dünyada gerek Türkiye’de neredeyse her gün değişiklikler oluyor ama gidişat pek hoş değil ve bunu herkes görüyor.

Bakın Karahan Budapeşte’deki zirvede yaptığı konuşmada enerji şoklarına ve bunun etkilerine değinirken mealen ne dedi:

“Enerji şokları başlangıçta alınan sıkı tedbirlerle sınırlandırılabilir. Ancak maliyet baskılarının ücretlere, fiyatlama davranışlarına ve döviz kuruna yansımasıyla süreç daha karmaşık hale gelebilir. Bu nedenle de ikinci tur etkilerin merkez bankaları açısından yakından takip edilmesi gerekir.”

Merkez Bankası Başkanı üç etki sayıyor; ücretler, fiyatlama davranışları ve döviz kuru. Karahan bu durumda şokları kontrol altına almanın zorlaşacağına vurguluyor.

Ama sonrasındaki ifadelerle sanki bu risk tanımlaması genelden özele kayıyor.

Karahan, dış şokların döviz kuru üzerindeki etkisinin enflasyon beklentilerinin yeterince çıpalanamadığı ekonomilerde daha güçlü olabileceğine dikkat çekiyor.

“Enflasyon beklentilerinin yeterince çıpalanamadığı ekonomi” tanımlaması da tabii ki akla Türkiye’yi getiriyor.

Benzeri başka ülkeler de vardır ama bizi ilgilendiren Türkiye.

Ne dersiniz; petrol fiyatlarının giderek arttığı, Türkiye’yi petrol fiyatlarından daha fazla ilgilendirir hale gelen motorin ve doğalgaz fiyatlarının çok daha hızlı artış gösterdiği bir dönemde Merkez Bankası Başkanı bu uyarıları herhalde durup dururken yapmıyor.”

Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

EtiketlendiMedya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Moskova biletinin “ağır” faturası
Sonraki Makale “Bağımsızlık” ilan eden köy

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

“Bağımsızlık” ilan eden köy

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
GünlükManşet

10 soruda Yassıada’da ne oldu?

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
EditörGünlük

Rus generale İHA suikastı

Medya Günlüğü
17 Eylül 2026
ManşetSerbest Kürsü

Böyle yaşayamayız artık 

Tijen Zeybek
17 Eylül 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

imunify-bot-check
Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?