3-6 Haziran 2026 tarihleri arasında düzenlenen St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu (SPIEF 2026), 142 ülkeden 24.000’in üzerinde katılımcıyı ağırlayarak tamamlandı.
SPIEF’in geçmişi 1997 yılına kadar uzanıyor. Ancak forumun bugün ulaştığı uluslararası etkiyi anlamak için 2006 yılına bakmak gerekiyor. Çünkü SPIEF, bu tarihten itibaren Rusya Federasyonu Devlet Başkanlığıı himayesine alındı ve Vladimir Putin’in doğrudan katıldığı en önemli ekonomik platformlardan biri haline geldi.
Forumun organizatörü Roskongress Vakfı. Roskongress, Rusya’nın ekonomik diplomasi ve yatırım tanıtım faaliyetlerini yürüten, devlet destekli bir kalkınma ve organizasyon kuruluşu niteliğinde. Kendi tanımlarına göre amaçları, “uluslararası güven ve iş birliği ortamı oluşturmak ve Rusya’nın ekonomik potansiyelini dünyaya tanıtmak.”
Roskongress yalnızca SPIEF’i değil; Eastern Economic Forum (EEF-Doğu Ekonomik Forumu), Russian Energy Week (REW- Rus Enerji Haftası), Rusya-Afrika Zirvesi ve çok sayıda uluslararası ekonomik platformu da organize ediyor. Bir anlamda Rusya’nın ekonomik diplomasi faaliyetlerinin operasyon merkezi olarak çalışıyor.
SPIEF’in adını yıllardır duymama rağmen ilk kez katılma fırsatı buldum. Bugüne kadar yüzlerce kongre, fuar ve sektörel etkinlik görmüş biri olarak söylemeliyim ki, forumun hem görsel kalitesi hem de oluşturduğu iş birliği ekosistemi oldukça etkileyiciydi.
SPIEF’i diğer forumlardan ayıran en önemli özelliklerden biri, yalnızca bir konferans veya sergi alanı olmaması. Forum, Rusya ile iş yapmak isteyenler için adeta tek noktadan erişim sağlayan bir platform görevi görüyor.

Örneğin, Rusya’da bir fabrika kurmayı planladığınızı düşünelim. İlgili bakanlıklar orada, düzenleyici kurumlar orada, yatırım yapılacak bölgenin valisi veya eyalet başkanı orada, hatta fabrikanın su, elektrik ve doğal gaz altyapısından sorumlu kuruluşlar bile aynı platformda yer alıyor. Rusya gibi son derece geniş bir coğrafyada faaliyet göstermeyi düşünen yatırımcılar için bu durum önemli bir avantaj yaratıyor.
Ancak forumun kapsamı yatırım projeleriyle sınırlı değil. Start-up ekosisteminden yapay zekâya, robotik teknolojilerden enerjiye, küçük modüler reaktörlerden (SMR) savunma sanayisine, turizmden sağlık teknolojilerine kadar çok geniş bir yelpazede oturumlar ve etkinlikler düzenleniyor.
Forum boyunca edindiğim bazı izlenimler ise şöyle:
Rusya’nın uzun yıllardır planladığı Uzak Doğu, Körfez ülkeleri ve Afrika açılımı istikrarlı biçimde ilerliyor. Başlangıçta küçük adımlarla ilerleyen bu süreç, bugün artık somut sonuçlar üretmeye başlamış görünüyor.
Uzak Doğu, Körfez ve Afrika ülkelerinin gündeminde Rusya’yı izole etmek gibi bir yaklaşım bulunmuyor. Özellikle son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve Körfez’deki gerilimler, ülkelerin önceliklerini güvenlik ve ekonomik istikrar eksenine kaydırmış durumda.
“Soğuk Savaş” döneminin iki kutuplu dünyası yerini giderek çok kutuplu bir yapıya bırakıyor. Bu değişim forumdaki konuşmalarda ve katılımcı profilinde açık şekilde hissediliyor.
Enerji ve su gibi kritik kaynakların yanına artık nadir toprak elementleri de eklenmiş durumda. Teknoloji yarışının temel girdileri olarak bu kaynaklar giderek daha fazla önem kazanıyor.
Yapay zekâ, robot teknolojileri ve dijital dönüşüm hız kesmeden ilerliyor. Bu alanlar artık geleceğin konusu olmaktan çıkmış, bugünün ekonomik rekabet unsurları haline gelmiş durumda.
Sağlık alanında ise Rusya’nın önemli bir atılım hazırlığında olduğu görülüyor. Özellikle biyoteknoloji, ilaç geliştirme ve tıbbi araştırmalara yönelik ciddi bir ilgi ve yatırım dikkat çekiyor.

“Rusya’nın Ruhu”
Forum boyunca beni etkileyen birçok unsur oldu. Ancak bunlar arasında en dikkat çekici olanlardan biri “Rusya’nın Ruhu” olarak adlandırılan bölümde (yukarıdaki fotoğraf), Rusya Federasyonu’na bağlı bölgelerin ve cumhuriyetlerin kendilerini tanıtma biçimleriydi.
Her bölge son derece profesyonel hazırlanmıştı. Kültürlerini, yatırım olanaklarını ve ekonomik potansiyellerini etkileyici bir şekilde sergiliyorlardı. Açıkçası hepsi çok başarılıydı ancak kişisel değerlendirmemde birinciliği Başkurdistan Cumhuriyeti’ne verdim. Hazırlıkları, sunum kalitesi ve yarattıkları atmosfer gerçekten etkileyiciydi. (aşağıdaki fotoğraf)

Forumda Türkiye’den az sayıda bireysel katılımcı vardı. Buna karşın Türkiye’nin ülke veya özel sektör düzeyinde görünür bir katılımı bulunmuyordu. Bunun nedeni SPIEF’in Türkiye’de yeterince bilinmemesi olabilir. Belki de Türkiye ve Rusya’nın birbirlerini zaten iyi tanıdıkları ve yeni bir şey öğrenmeye ihtiyaç duymadıkları düşünülüyordur. Ancak forumda geçirdiğim birkaç gün bana bunun tam olarak böyle olmadığını gösterdi. Rusya yalnızca Moskova ve St. Petersburg’dan ibaret değil; her bölgenin, her sektörün ve her kurumun kendine özgü dinamikleri var. SPIEF ise bunların tamamını aynı çatı altında görebilmek için oldukça nadir fırsatlardan biri. Bu nedenle, Rusya ile ekonomik ilişkilerini geliştirmek isteyen Türk şirketleri ve kurumları açısından forumun daha yakından takip edilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.

Akkuyu Nükleer Santrali’ndeki reaktörün maketi
SPIEF’in yalnızca Rusya ile iş ilişkileri geliştirmek açısından değil, aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinden gelen şirketler ve kurumlar arasında yeni iş birlikleri oluşturmak açısından da önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. Forumun en dikkat çekici taraflarından biri de bu.
Kısacası SPIEF, yalnızca Rusya’yı anlamak için değil, değişen dünya ekonomisini ve yeni güç dengelerini gözlemlemek için de önemli bir platform. Rusya ile iş yapmak isteyenler için sunduğu fırsatlar bir yana, farklı ülkelerden gelen karar vericileri aynı ortamda buluşturması sayesinde katılımcılara çok daha geniş bir etkileşim alanı sağlıyor.
Tabiri caizse, SPIEF günümüzde gerçekten de “bir taşla iki kuş vurulabilecek” uluslararası platformlardan biri haline gelmiş durumda.
Forumda dikkatimi çeken bir diğer husus ise, jeopolitik gerilimlerin gölgesine rağmen diyalog kanallarının tamamen kapanmamış olmasıydı. Ukrayna krizinin ardından ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nin sembolik de olsa resmi bir heyetle foruma katıldığını, Almanya başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden temsilcilerin de etkinlikte yer aldığını gözlemledik.

Uluslararası ilişkilerde zaman zaman izolasyon, yaptırım veya kopuş söylemleri öne çıksa da, uzun vadede ülkelerin birbirleriyle konuşmaya ve ortak çıkar alanları oluşturmaya devam ettiklerini görmek mümkün. Ekonomi, enerji, ticaret, teknoloji ve bilim gibi alanlar çoğu zaman siyasetin açmakta zorlandığı kapıları aralayabiliyor.
Sonuçta insanlık aynı gezegeni, aynı kaynakları ve aynı geleceği paylaşıyor. Ülkeler arasındaki sınırlar siyasi gerçeklikler olsa da, iklim değişikliği, enerji güvenliği, su kaynakları, salgın hastalıklar veya teknolojik dönüşüm gibi küresel sorunlar sınır tanımıyor. Belki de bu nedenle, farklı görüşlere sahip ülkelerin bile konuşmaya devam edebildiği platformlar her zamankinden daha fazla önem kazanıyor.
SPIEF’ten ayrılırken aklımda kalan en önemli düşüncelerden biri de buydu: Diyalog kanalları açık kaldığı sürece, anlaşmazlıkların çözümü için her zaman bir umut vardır. #SPIEF2026
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
