Salı, 12 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
*Köşe Yazıları

Smolenskaya, diasporanın hışmı ve Ermeni-Türk normalleşmesi

Aydın Sezer
Son güncelleme: 12 Mayıs 2026 19:38
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

I. Bir hatırlatma ve bir kişisel kayıt

Moskova Büyükelçiliğimiz’de Ticaret Müşaviri olarak görev yaptığım yıllarda, evime de çok yakın olan Smolenskaya Meydanı’ndaki o devasa Dışişleri binasının önünden geçerken hep aynı duyguya kapılırdım: Rus devlet aklı, vitrinde söylediği ile mutfakta pişirdiği arasındaki mesafeyi yönetme sanatında, itiraf etmek gerekir, bizden çok daha eski, çok daha rafine bir geleneğin mirasçısıdır. Çarlık’tan Sovyete, Sovyetten bugünkü Federasyon’a uzanan o “çizginin devamı”, bugün Rusya’nın Güney Kafkasya’ya bakışında da kendini aynen tekrar eder.

Bugün önümüzde duran soru şudur:

Rusya, Türkiye-Ermenistan normalleşmesini ve sınır kapılarının açılmasını gerçekten destekliyor mu, yoksa desteklermiş gibi mi yapıyor?

Bu, sanıldığı kadar basit bir soru değildir; çünkü ortada tek bir Rusya yoktur, en az iki Moskova vardır. Birincisi Smolenskaya’nın, yani Dışişleri Bakanlığı’nın resmî Moskovası’dır. İkincisi, Krasnodar’dan Soçi’ye, Rostov’dan başkentin kendisine yayılmış, Duma’da (parlamento) kürsüsüden, televizyonlarda mikrofona uzanan, Rusya’daki Ermeni lobisinin Moskovası’dır. Bu iki Moskova’yı birbirinden ayırmadan yapılan her analiz, “tırnak içerisinde” analizdir.

II. Vitrin-Smolenskaya’nın dili

Resmî söyleme bakalım. Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın 18 Eylül 2025 tarihli brifinginde söyledikleri, devletin vitrinine konulmuş cilalı metnin ta kendisidir:

“Ermenistan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerin normalleşmesini, Güney Kafkasya’da kalıcı barışın yeniden tesis edilmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması için bir ön koşul olarak görüyoruz. 3+3 bölgesel iş birliği programı da dahil olmak üzere, bu yöndeki Ermeni ve Türk ortaklarımızın çabalarını desteklemeye devam etmeye hazırız.”

Dil temizdir, diplomatiktir, hatta neredeyse coşkuludur. Lavrov’un kaç kez bu masalara oturduğunun hatırlatılması, 2022’de Ermenistan ile Türkiye’nin özel temsilcilerinin ilk toplantısının Moskova’da gerçekleştiğinin altının çizilmesi, bunların hepsi, Rusya’nın bu sürecin “anne babası” olduğunu kayıt altına aldırma çabasıdır. Devletin mutfağında pişen yemek başkadır; ama vitrindeki menü bu kadar zarif yazılmıştır.

Bu söylemin altında üç sabit unsur vardır:

1-3+3 formatı yani Rusya+İran+Türkiye artı üç Güney Kafkasya ülkesi. Bu, Batı’yı (AB, ABD, Fransa) denklemden çıkaran tek formattır. Moskova “destekliyorum” derken aslında “benim çerçevemde destekliyorum” demektedir.

2-“Bölge dışı aktörlerin yıkıcı müdahalesinin dışlanması, Zaharova’nın bu cümlesi izahtan varestedir. Adı konulmamış muhatap bellidir: Brüksel, Washington, Paris.

3-“Sahadaki gerçekler ve komşuların uzun vadeli çıkarları”, yani Azerbaycan’ın Zengezur talebi, Rus sınır muhafızlarının statüsü, CSTO mimarisinin korunması. Türkçesi: “Evet ama kontrollü.”

III. Mutfak-devlet aklının gerçek hesabı

Resmî desteğin altındaki gerçek hesap nedir? Biraz sadeleştirelim. Moskova için Türkiye–Ermenistan normalleşmesi şu beş kalemli bir bilançodur:

Aktif (Rusya’nın kazançları):

Ermenistan ekonomisinin nefes alması, içeride istikrarsızlığı azaltır yani Paşinyan sonrası iktidara gelebilecek aşırı Batı yanlısı bir dalgayı yumuşatır.

3+3 formatı işlerlik kazanırsa, Rusya Türkiye ile doğrudan konuşan bölgesel patron sıfatını korur.

Rus lojistik şirketleri (Rusya Demiryolları/RJD başta olmak üzere) açılacak hatlardan pay kapabilir.

Pasif (Rusya’nın kayıpları):

Ermenistan’ın Türkiye üzerinden Batı pazarlarına ve diplomatik kanallara açılması, Moskova’ya bağımlılığı azaltır.

2020 ateşkes mimarisinde Ermenistan üzerinden geçecek ulaşım hatlarının güvenliğinde Rus sınır muhafızlarına verilmiş olan rol erimektedir; nitekim Margara’da daha önce Rus muhafızların bulunduğu kesim tamamen Ermeni muhafızlara devredilmiştir. Trump yolunun devreye gireceği konuşulmaktadır. Bu, Moskova’nın elindeki en somut kaldıracın kaybı demektir.

Ermenistan kamuoyunda “Rusyasız da yaşanabilirmiş” algısının kökleşmesi ki 2020 sonrasında bu algı zaten kökleşti.

Bu bilanço Moskova’yı şu noktaya getirir: Engellemem, ama yavaşlatırım; karşı çıkmam, ama çerçevelerim. Bu bir devlet pragmatizmidir, çelişki değil. Sezar’a ait olanı Sezar’a vermek gerekirse, bu yaklaşım Primakov’dan Lavrov’a  Rus diplomatik geleneğinin standart (!) bir refleksidir.

IV. İkinci Moskova-Rusya’daki Ermeni lobisinin menfi sesi

Şimdi ikinci Moskova’ya geçelim. Burası Smolenskaya değildir; burası Rusya Ermenileri Birliği’nin (Союз армян России / СAR) Moskova’daki genel merkezidir, Ara Abramyan’ın çevresidir, Samvel Karapetyan’ın Taşir Group merkezleridir, Bakü’de cezaevinde bulunan Ruben Vardanyan’ın Moskova’daki uzantılarıdır, Rossiya-1 ekranlarındaki Margarita Simonyan’ın söyleminin sızdığı kanallardır. Bu blok, Rusya iç siyasetinde özellikle Krasnodar Krayı’nda, Don bölgesinde, Stavropol’da, Moskova’nın iş çevrelerinde küçümsenemeyecek bir ağırlığa sahiptir.

Bu ikinci Moskova’nın Türkiye-Ermenistan normalleşmesine bakışı, Zaharova’nın brifing metniyle taban tabana zıttır. Onların lügatinde “normalleşme” diye bir kavram yoktur; “teslimiyet” vardır. Onların sözlüğünde Türkiye “stratejik komşu” değildir; “yüzleşilmemiş 1915” olarak kalmaya devam eder. Bu çevrenin tezleri kabaca şöyle özetlenebilir:

“Sınırın açılması Ermenistan’ı Türk ekonomisinin uydusu yapar.” İhracat-ithalat dengesi Türkiye lehine bozulacak; küçük Ermenistan pazarı, Doğu Anadolu ekonomisinin doğal hinterlandına dönüşecektir.  

“Sanki Zürih Protokolleri (2009) geri geliyor, Diaspora 2009’da bu protokolleri nasıl boğduysa, 2026’da da boğmaya hazırdır. 

Argümanlar: “Zengezur Koridoru fiilen Türkiye-Azerbaycan Panturanizmi’nin gerçekleşmesidir.” Bu çevre için Sünik vilayetinden geçecek herhangi bir hat, adı “koridor” olsun olmasın, gümrüğü Erivan’da olsun olmasın, Ermenistan’ın güneyden Türk dünyasına eklemlenmesidir.

“Paşinyan, Soros’un adamıdır; Rusya ihanete uğramaktadır.” Bu söylem, Rus milliyetçi-Avrasyacı çevrelerle (Dugin ekolü) tam bir kesişim noktası bulur. Konstantin Zatulin’in (Duma) verdiği demeçler sanki aynı kalemden çıkmış gibidir.

Burada kritik tespit şudur: Rusya’daki Ermeni lobisi, Rusya devletinin resmî politikasını değil, Rus devleti içindeki “Avrasyacı-revizyonist” kanadın söylemini kendisine müttefik bulur. Yani Smolenskaya’nın diplomatik nezaketinin altından, Duma kürsüsünden ve Rossiya-24 ekranlarından çıkan ses, normalleşmeyi açıkça “Batı’nın Güney Kafkasya’yı Rusya’dan kopartma operasyonu” olarak çerçeveler. Bu ses, Zaharova’nın diliyle aynı değildir ama Moskova’nın elinde gerektiğinde kullanabileceği bir yedek frendir. Bir tür “imdat çekici”.

V. İki sesi birbirinden ayırmanın hayati önemi

Türk dış politikası yazınında, hele AKP döneminde derin (!) analizlerin bolca üretildiği şu son yirmi yılda Rusya bahsi söz konusu olduğunda en sık yapılan hata şudur: Smolenskaya’nın resmî dili ile Rusya içindeki Ermeni lobisinin/Avrasyacı kanadın sesi birbirine karıştırılır. Sonra da “Rusya iki yüzlü davranıyor” denir. Hayır, mesele iki yüzlülük değildir; mesele iki ayrı aktör olduğunun fark edilmemesidir.

Şöyle ifade edeyim:

Smolenskaya der ki: “Normalleşmeyi destekliyoruz; ancak süreç 3+3 çerçevesinde, Rusya dışlanmadan yürümelidir.” Bu, klasik denge dilidir.

Rusya’daki Ermeni lobisi der ki: “Bu normalleşme, Ermenilik için varoluşsal bir tehdittir; Paşinyan iktidarı bunu durduramazsa, Erivan’da değiştirilmelidir.” Bu, içeriden basınç dilidir.

Bu iki sesin iş bölümü, Kremlin için son derece işlevseldir. Vitrinde Zaharova konuşur, Ankara ile Erivan rencide olmaz, 3+3 masada kalır, “Rusya yapıcı aktör” pozu korunur. Mutfakta ise CAR ve Avrasyacı kanat çalışır, Erivan’daki iktidara baskı yapılır, Paşinyan’ın iç siyasi maliyeti yükseltilir, Türk-Ermeni yakınlaşmasının sosyolojik tabanı zayıflatılmaya çalışılır. 

VI. Alican/Margara’da ne olduğunu hatırlamak

12 Eylül 2025’te Margara sınır kapısında özel temsilciler Serdar Kılıç ile Ruben Rubinyan’ın görüşmesinin sembolik ağırlığını küçümsemek mümkün değildir. Üçüncü ülke vatandaşları ve diplomatik pasaport sahipleri için sınırın açılması küçük bir adım gibi görünür, ama 1993’ten bu yana kapalı olan bir hattın ilk fiilî gediğidir. Rusya’nın bu adıma resmi tepkisi, Zaharova üzerinden, olumludur. Diaspora çevrelerinin tepkisi açıkça menfidir.

Şimdi tam da bu noktada Türkiye’nin sorması gereken soru şudur: Hangi Moskova ile muhatabız? Ankara’nın Smolenskaya ile yürüttüğü kanal ile, Rusya içindeki Ermeni lobisi-Avrasyacı kanat ekseninin yarattığı gürültüyü aynı kefeye koymak, hem analitik bir hata hem de pratik bir hatadır. Birincisiyle masada konuşulur, ikincisinin etkisi ise eğer iyi okunabilirse, Moskova’nın resmî tutumunda ne kadar manevra alanı kaldığını ölçmenin termometresidir.

VII. Bitirirken

“Mavi Düş”ü yazarken vardığım sonuç bugün de geçerlidir: Rus devlet aklı, kendisine ait olduğunu düşündüğü “yakın çevrede”ister Karadeniz olsun, ister Hazar, ister Güney Kafkasya, hiçbir süreci kendi dışında ilerletmek istemez. Türkiye-Ermenistan normalleşmesi de bu kuralın istisnası değildir. Smolenskaya bunu nazik bir diplomatik dille söyler; Rusya’daki Ermeni lobisi ise aynı şeyi öfkeli bir varoluş diliyle söyler. İki ses farklı, hedef aynıdır: Süreç ilerleyecekse, Moskova’nın kontrolünde ilerlesin.

Türkiye’nin elindeki kart, bu iki sesi birbirine karıştırmadan okuyabilmek ve Erivan’a şunu gösterebilmektir: Sınırın açılması Erivan’ı Moskova’dan koparmak için bir tuzak değil, Erivan’ın Moskova ile ilişkisini de yeniden dengeleyebileceği bir manevra alanıdır. Bunu başarabilir miyiz? Ankara’nın masasında bu iki Moskova’yı ayrıştıracak okuma var mı, yoksa hâlâ “Rusya ne der?” diye tek bir sese mi kulak kabartıyoruz?

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiDiplomasiJeopolitikKafkasyaRusya
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale Pekin’de “süper” zirve

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Doğanın aynası insan

Erdal Çolak
12 Mayıs 2026
Köşe Yazıları

Ankara’da bir Cezayir “şovu”

Aydın Sezer
11 Mayıs 2026
EditörKöşe Yazıları

Sessizce çöken üniversiteler

Metin Duyar
11 Mayıs 2026
Köşe Yazıları

Sibylle Pasche Sibel Paşa olabilir mi?

Dr. Nevin Sütlaş
10 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?