İnsan doğaya ne kadar da benziyor… Bu konuyu düşündükçe, insanın aslında doğadan ayrı bir varlık olmadığını, tam tersine onun en karmaşık ve en derin yansıması olduğunu fark ediyoruz.
İlkbaharın gelişiyle canlanan doğa ve yeniden moral bulan insan aynı döngünün içindedir. Kış boyunca sessizliğe bürünen ağaçların yeniden yeşermesi gibi, insan da en zor zamanlardan sonra içinde sakladığı umudu yeniden büyütebilir. Günler uzadıkça gökyüzü nasıl aydınlanıyorsa, insanın içi de kimi zaman küçücük bir ışıkla yeniden canlanır. Belki de bu yüzden insan tam anlamıyla doğanın kendisidir; bir yanı sakin bir göl gibi huzurlu, bir yanı yıkıcı bir deprem gibi sarsıcıdır. Bir tarafında filiz veren bereketli topraklar vardır, diğer tarafında kuruyan çöller… Kimi zaman güneşe dönen bir çiçek kadar umut dolu, kimi zaman karanlıkta kalmış bir mağara kadar yalnızdır.
Tarih boyunca birçok inanç ve kültürde doğanın yeniden canlanışı yalnızca mevsimsel bir değişim olarak görülmemiştir. Baharın gelişi, yeniden doğuşun, umudun ve dirilişin sembolü sayılmıştır. Toprağın yeniden yeşermesi, çiçeklerin açması ve güneşin güçlenmesi insanın iç dünyasıyla ilişkilendirilmiştir. İnsan da doğa gibi zaman zaman yorulur, solar, içine kapanır ama sonra yeniden ayağa kalkar. Eski toplumlarda bahar bayramları, bereket ritüelleri ve yeniden doğuş inançları bu düşüncenin bir yansımasıdır. İnsan, doğanın uyanışında kendi ruhunun iyileşmesini görmüştür.
İnsan yer yer dağ gibidir; dışarıdan güçlü, sessiz ve sarsılmaz görünür ama içinde kimsenin görmediği çatlaklar taşır. Yıllarca dimdik duran bir dağın bir gün ansızın parçalanması gibi, insan da yıllarca içinde biriktirdiği acılarla bir anda yıkılabilir. Bazen bir nehir olur insan; önüne çıkan kayaları aşarak yolunu bulur. Kimi zaman sakin akar, kimi zaman taşar ama sonunda mutlaka bir yere ulaşır. Hayat da insanı su gibi şekillendirir; yaşanan her olay insanın karakterini fark ettirmeden değiştirir.
İnsan kimi zaman rüzgâra benzer; görünmez ama etkisi güçlüdür. Bir sözüyle bir kalbi iyileştirebilir, bir bakışıyla derin yaralar bırakabilir. Hafif bir meltem gibi huzur verebilirken, ara sıra kasırga gibi önüne çıkan her şeyi dağıtabilir. İnsan doğası içinde hem merhameti hem öfkeyi aynı anda taşır. Kimi vakit toprağa benzer; içine ne ekilirse onu büyütür. Sevgi ekildiğinde umut yeşerir, öfke ekildiğinde dikenler çoğalır. İnsan ruhu da yağmur bekleyen bir tarla gibidir; ilgiyle canlanır, ihmal ile kurur.
İnsan bu okyanus gibidir; dışarıdan sakin görünür ama derinlerinde büyük fırtınalar saklar. En büyük yalnızlıklar çoğu zaman en sessiz insanların içinde yaşar. Bazı acılar denizin dibindeki karanlık gibi görünmezdir. Gün gelir bir yanardağ olur insan; uzun süre içine atar, biriktirir, susar. Sonra küçücük bir kıvılcım yılların öfkesini ortaya çıkarır. İnsan ruhu da doğa gibi bastırılan hiçbir şeyi sonsuza kadar içinde tutamaz.
İnsan mevsimlere de benzer. Çocukluğu ilkbahar gibidir; canlı, umutlu ve taze… Gençliği yaz gibi coşkulu ve taşkındır. Zaman ilerledikçe sonbahar başlar; insan kaybetmeyi, eksilmeyi ve vedaları öğrenir. Bazılarının içinde ise hiç bitmeyen kışlar vardır; dışarıdan gülümseseler bile içlerinde sürekli kar yağar. Ama nasıl ki en uzun kıştan sonra bile bahar yeniden geliyorsa, insanın içinde de yeniden filizlenen duygular vardır.
Kimi insanlar güneş gibidir; girdikleri yeri ısıtır, çevresine umut verir. Bazıları ay ışığına benzer; sessizdir ama karanlıkta yol gösterir. Bazıları ise tutulmuş bir gökyüzü gibi kendi karanlığında kaybolur. İnsan bazen bir orman gibidir; içinde aynı anda binlerce duygu yaşar. Korkular da vardır, umutlar da… Bazı düşünceler kök salar, bazıları kuru yapraklar gibi savrulur gider.
İnsanı tek bir cümleyle anlatmak mümkün değildir. İnsan aynı anda hem yağmur hem yangın olabilen tek varlıktır. Zaman zaman bir çınar ağacı kadar köklü, bir yerden bir yere savrulan bir yaprak kadar kırılgan, göğe yükselen bir kuş kadar özgür, kimi zaman karanlıkta kaybolmuş kadar çaresizdir.
İnsanın en gerçek tarafı sürekli değişmesidir. Doğada hiçbir şey sabit değildir; nehirler aynı suyla akmaz, ağaçlar aynı yaprakları taşımaz, gökyüzü aynı kalmaz. İnsan da böyledir. Bir söz, bir kayıp, bir sevgi ya da bir yalnızlık onun iç dünyasını tamamen değiştirebilir. Modern dünyada insan doğadan uzaklaştığını sansa da aslında kendi içindeki doğayı yaşamaya devam eder. İnsan ruhu da gökyüzü gibi değişken, okyanus gibi derin ve toprak gibi kırılgandır. İnsanın bütün hikâyesi, içindeki fırtına ile huzur arasında denge kurmaya çalışmasından ibarettir.Kısacası insan, doğanın kendisini fark etmeye çalışan hâlidir; bu yüzden insanı anlamak, aslında doğayı okumaktır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
