ABD Başkanı Donald Trump’ın 13-15 Mayıs tarihlerinde Çin’e yapacağı ziyaret, yalnızca iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler açısından değil, küresel ekonomi ve jeopolitik dengeler açısından da yılın en önemli temaslarından biri olarak görülüyor.
Yaklaşık 10 yıl aradan sonra Pekin’e giden ilk ABD başkanı olan Trump’ın gündemi bir hayli yüklü. Temasları sırasında tarihi “Cennet Tapınağı”nı da ziyaret edecek Trump’ın heyetinde Nvidia, Apple, Exxon ve Boeing gibi dev şirketlerin CEO’ları da bulunuyor.
Günümüzde ABD-Çin ilişkileri artık klasik bir “iki büyük güç rekabeti” olmanın ötesine geçmiş durumda. İki ülke arasında ticaret savaşlarından teknoloji rekabetine, Tayvan krizinden enerji güvenliğine kadar uzanan çok katmanlı bir mücadele söz konusu. Bu nedenle Trump’ın Çin lideri Şi Cinping’le yapacağı görüşmeler, yalnızca Washington ile Pekin arasındaki ilişkileri değil, küresel sistemin yönünü de etkileyebilecek kadar kritik.
Ziyaretin en önemli başlıklarından birinin ekonomi olması bekleniyor. Trump uzun yıllardır Çin’i ABD’ye karşı “adil olmayan ticaret politikaları” uygulamakla suçluyor. Özellikle Amerikan sanayisinin Çin karşısında zayıfladığı, üretimin Asya’ya kaydığı ve ticaret açığının büyüdüğü yönündeki söylem, Trump’ın siyasi çizgisinin temel parçalarından biri. Bu nedenle görüşmelerde gümrük tarifeleri, teknoloji şirketleri üzerindeki kısıtlamalar, yarı iletken üretimi ve tedarik zincirleri en kritik konular arasında yer alacak.
Ancak mesele yalnızca ekonomi değil. Son yıllarda Tayvan çevresinde artan askerî gerilim, Güney Çin Denizi’ndeki güç mücadelesi ve Pasifik bölgesindeki yeni ittifaklar, iki ülke arasındaki stratejik rekabeti daha da sertleştirdi. ABD, Çin’in askerî yükselişini sınırlamaya çalışırken; Pekin ise Washington’un Asya-Pasifik’teki çevreleme politikasına karşı kendi nüfuz alanını genişletmeye çalışıyor. Bu nedenle Trump-Şi görüşmesi, bir anlamda dünyanın gelecekte nasıl bir güç dengesi içinde şekilleneceğine dair önemli sinyaller verebilir.
Ziyaretin dikkat çeken yönlerinden biri de zamanlaması. Dünya son yıllarda aynı anda birden fazla büyük kriz yaşıyor: Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, İran gerilimi, enerji krizleri ve küresel ekonomik yavaşlama… Böyle bir dönemde ABD ile Çin arasında yaşanabilecek yeni bir ekonomik ya da askerî gerilim, küresel piyasaları ciddi şekilde sarsabileceği için birçok ülke tarafların tamamen kopuş yerine kontrollü rekabet modelini sürdürmesini istiyor.
Trump açısından ziyaretin iç politik boyutu da oldukça önemli. Trump uzun süredir Çin’e karşı sert tutumuyla kendi seçmen tabanına güçlü bir mesaj veriyor. Ancak aynı zamanda Amerikan iş dünyasının bir bölümü, dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyle tamamen kopmanın ABD ekonomisine zarar vereceğini düşünüyor. Bu yüzden Trump’ın ziyarette hem “sert lider” görüntüsünü koruması hem de ekonomik ilişkileri tamamen kırmayacak bir denge kurmaya çalışması bekleniyor.
Çin açısından bakıldığında ise Pekin, ABD ile doğrudan çatışmayı büyütmek yerine ilişkileri kontrollü biçimde yönetmeye çalışıyor. Çin ekonomisinde büyümenin yavaşlaması, emlak sektöründeki sorunlar ve dış yatırımlardaki gerileme nedeniyle Pekin’in küresel ekonomik istikrarı korumaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu düşünülüyor. Bu nedenle Şi’nin görüşmelerde “istikrar”, “çok kutuplu dünya” ve “karşılıklı ekonomik bağımlılık” vurgusu yapması bekleniyor.
Bütün bunlar düşünüldüğünde, Trump’ın Çin ziyareti yalnızca diplomatik bir temas değil, aynı zamanda yeni küresel düzenin hangi yönde şekilleneceğine dair önemli bir gösterge olarak görülüyor. Dünya artık “Soğuk Savaş” dönemindeki gibi iki tamamen ayrı bloktan oluşmuyor. ABD ile Çin hem rakip, hem ticaret ortağı, hem teknoloji savaşının aktörü, hem de birbirine ekonomik olarak bağımlı iki güç konumunda.
Bu nedenle Pekin’de yapılacak görüşmelerin sonucu, yalnızca iki liderin ilişkisini değil, önümüzdeki yıllarda küresel ekonominin ve jeopolitiğin nasıl şekilleneceğini de etkileyebilecek önemde.
Fotoğraf: whitehouse.gov
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
