“Sibel Paşa” diye okuyuverdim Zürih doğumlu kadın sanatçı Sibylle Pasche’nin adını. Kadından paşa mı olurmuş, tam da benim gibi bir uydurukçu lazım böyle okumaya. Kadından sıradan asker bile olmaz, nerde kalmış ki paşa olsun, değil mi ama?
İyi de Amerika ve Israil öyle düşünmüyor, kadınları da askere alıyorlar. Hadi onları boş verin, bizimki dahil kurtuluş savaşı veren bütün ülkelerin tarihi kadın çeteciler ile dopdolu değil mi? İyi de bir tane bile paşalığa yükselen yok içlerinde. Niye?
Mısır İmparatorluğu’nun kraliçesi, rakibi Roma İmparatorluk Ordusu’nun korkulu rüyası, Mısır’ın yenilmez ordusunun komutanı Kleopatra’yı bile orosp… indirgeyip kıkırdıyor ya anlı şanlı erkek takımı, niye dersiniz?
“Savaşın, şiddetin içinde olmak, kadınlık açısından naif kalıyor da ondan” dedinizse kadından şair olmaz dendiğini de hiç duymadınız demektir. Hadi askerlik sert geliyor diyelim, peki şairlik var oluşun en naif hali değil mi ki kadınlar şair bile olamıyormuş (!) malumlara göre.
Daha yeni bitirdiğim ilginç bir kitap var. Geçmiş zamanların Orta Avrupası’nda geçen bir roman. Henüz ilacı olmadığından vereme yakalananların hiç değilse ciğerleri temiz hava alsın diye dağlık bölgelerdeki sanatoryumlara gönderildikleri çağları anlatan bu romanda kalburüstü adamlar konuşup duruyor hemen her konuda. Hiçbir işe yaramadıkları o hasta günlerin vakit bolluğunda dünyanın bütün meselelerini masaya yatırıyorlar en bilmiş halleriyle. Genellikle anlaşamayıp ha bire tartışıyorlar ama üzerinde tereddütsüz anlaştıkları şey kadınların yetersizliği:
“-Kadınların yaptıkları işleri bilinçli işler olarak ele alamayız. Kadın psikolojisi şunu kanıtlamıştır ki kadın hem nesne hem öznedir yani seçimlerinin yalnızca belirli bir kısmı bilinçlidir.
-Kadınlar doğaları gereği hain ve kaypaktır. Bulanıktır onlar. Söz konusu kadın olunca onda neye tutunacağını, neye güveneceğini bilemezsin. Bir yılan, bir ipek gibi kaygandırlar, onları elinde tutamazsın, avucundan kayıp giderler sonra da beceriksizliğine gülerler.
-Karı, şeytan, kedi; bu üçü adamın başını yedi.
-Kadın evrimin daha düşük bir aşamasını temsil eder. Kadın evrimsel olarak uyuşuktur. Erkek çoktan ilerleyip yeni beceriler kazandığında, kadın eski yerinde kaldı ve gelişemedi. Bu yüzden kadınlar sosyal olarak engellidirler. Hiçbir şeyle kendi başlarına başa çıkamazlar ve her zaman erkeklere güvenmek zorundadırlar.
-Bir kadın genellikle sosyal bir parazittir. Ancak toplum için kontrol altında çalışabilir, örneğin bir anne olarak.
-Beğenelim ya da beğenmeyelim annelik bu sorunlu cinsiyetin varlığını haklı çıkaran tek nedendir.”
Tokarczuk tarafından yazılan “Empusyon” kitabında böyle şeyler diyor erkek takımı. Orta Avrupa’da ve eski çağlarda geçiyor bu konuşmalar. Mekân ve zaman değişse de erkek egemen düzen dayatıyor, kadından o da olmaz, bu da olmaz olmaz, çünkü onlar eksik yaratıklardır diye…
Sibylle Pasche dış mekân heykeltraşı. Heykelleri dünyanın değişik şehirlerinde sergilenen ünlü bir sanatçı. Avrupa’da sanat okumuş, heykel konusunda üst uzmanlığının tezini ise kadın heykel sanatçıları üzerine yazmış. Bir daha yazayım da içim soğusun: Hem elde keski çekiç, taşları yontup heykel yapıyor hem de kadın heykeltraşlar üzerine tez yapmış bu kadın.

Sibylle’nin heykellerinden biri de Miami’nin Coral Gables semtinin meydanında bulunuyor. “Denizin Sırları” adını taşıyan, yüzeyi altıgen oyuntularla donatılmış, değişik büyüklükte 3 adet taş yontu bu. İlk gördüğümde pek de bir anlamı olmadığını düşündüm. Adı yüzünden taşların yüzeyini deniz canlılarına benzetmeye çalışıp beceremeyince. Kim yapmış bunları diye araştırırken sanatçının diğer heykellerinin fotoğraflarına da baktım. Hepsinin ortak özelliği benim gördüklerim gibi yuvarlakça taşlar olması.

Heykelleri “yuvarlakça ve taştan” kelimelerine indirgememle kadın imgesine eşitlemem eş zamanlı oldu. İnternette bulabildiğim bütün heykellerine bir daha bu gözle baktım. Hayatın orta yerinde duran yuvarlakça ve taştan şeyler hepsi. Tıpkı kadınlar gibi.
Zamanın ve dış etkenlerin aşındırıcılığına karşı sürekli var olabilmenin en doğal hali değil mi “yuvarlakça ve taştan” olmak. Tıpkı kadın gibi. Dış görünümü çeşit çeşit şekillerde olsa da bütün heykellerini kendi bakış açımın elverdiğince böyle değerlendirdim ben. Çektiğim fotoğrafları da sizin bakış açışınıza sunuyorum.
“Giralda” meydanındaki bembeyaz taşlar Sibel Paşa (!) imzasını taşıyorsa da sımsıcak Florida günlerine şemsiye olan fotoğraflardaki rengarenk danteller ise bambaşka kadınların marifeti.
250 kadın sanatçıdan oluşan Meksika Sanat Birliğinin “Cielo Tejido: Örgü Tavanı” bunlar. Dantelleri sehpalar yerine gökyüzüne serme işini Damiana Lorena Ron Siordia ve annesi başlatmış. 2014’de bir sokağın tepesini baştan başa ördükleriyle kapatmış bu ana kız. Şehrin açık hava mekanlarını örgüyle giydirmek aslında Meksikalı kadınların geleneği ama 2015 yılında Damiana sayesinde bu renkli gelenek moda olup dünyaya yayıldığında bizim kadınlarımız da Bahariye yokuşundaki ağaçları rengarenk örgü dantellerle giydirmişti. Sonunda en büyük örgü olarak 2019’da Guinness Rekorları kayıtlarına da giren Siordiaların el örgüleri hem kültürlerine saygıyı hem kadınların sabır ve yaratıcılığını simgeliyor, hem de yaralarını onarıp onları iyileştiriyormuş. Ahhh o yaralarlar ve yaralayanlar…

1 Mayıs Emekçi Gününde açılışı yapılan bu şemsiyemsi el örgüsü tavan yaz sonuna kadar Coral Gables’da kalacak. Sonra başka şehirleri süslemeye gidecek. Böylece erkeklerin yarattığı savaşlardan kan ağlayan gönüllerde rengarenk çiçekler açtırmayı sürdürecek Meksikalı kadın sanatçılar.
Kadınları paşa yapmıyorlar ama yollarını elbirliğiyle tıkayan erkek güruhuna rağmen onlar gene de bir şey oluyorlar. Bir şey yani her şey. Her şey olabilme yetisi kadında var, üstüne üstlük “Kadında asla ama asla yok” diyen zavallılarda asla olmayan özel yetileri de var…
Bir video dizisi izliyorum. “Bazı pis kapitalistler icat etti feminizmi” diyor. “Bu sayede kadını da çalışma hayatına sürdüler ki sadece erkeğin gelirinden değil kadının gelirinden de vergi alabilsinler. O yüzden kadınlar evde oturup çocuklarını büyütemez oldu. Aileye iki maaş girdi ama kadın çalışıyor diye ailenin geliri artmadı, gideri arttı. Üstelik çocuklar bütün günü okulda geçirmek zorunda kalınca aile eğitimi yerine okulların dayattığı eğitimle yanlış şekillendirildiler” Bu ve benzer videoların ustalıkla kılıfına uydurup demeye çalıştığı “Kadını yeniden demir cenderelerin içine tıkıp, evlere hapsedelim. Çocuk doğurup onlara baksınlar yeter.” Anlaşılan o kasabadaki veremli adamlar gibi kadını sadece kuluçka makinesi olarak gören anlayışta aradan çağlar geçse de gıdım değişme yok…
“Cennet annelerin ayaklarının altındadır” diye över görünerek kadını sadece anneliğe indirgedikleri yetmiyor “Kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” diye de noktayı koyuyor çağdaş (!) akıllı adamlar.
Kadın erkek mevzusundaki eril propaganda öyle etkili ki kadınlar araba bile kullanamaz diye kıs kıs gülmeyi marifet bilenler en uygar sandıklarımızdan çıkıyor. Eril propaganda öylesine etkili ki ne feminist eylemler kar ediyor ne bireysel bilinciniz baş edebiliyor. Heykellere saldıranlarla kadınlara saldıranların aynılığı da ilginç değil mi?
Ne diyebilirim ki, “Böyle düşünenler toptan taş kesilsin de meydanlarımız heykelsiz ve kadınsız günler görmesin” demekten öte.
Not: Kızımla ben 40 yıldır olduğu gibi gene sokaklardayız bu Anneler Günü’nde de. Kadını sadece anneliğe paketlemek isteyenlerle baş edilemedikçe Anneler Günü de kutlu olmasın ama…
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
