Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülmecid Tebbun’un Ankara ziyareti, kelimenin tam anlamıyla bir gövde gösterisine, hatta bir “şova” dönüştü.
İktidar medyasında ve bazı analizlerde hemen “Akdeniz’de yeni denklem” nidaları eşliğinde iddialı manşetler atılmaya başlandı. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu olağanüstü ilgisinin, Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Ermenistan hamlelerine karşı Ankara’nın diplomatik bir cevabı olduğunu söyleyenler de çıktı. Peki, 21 pare top atışları, 16 Türk devleti bayraklı Külliye törenleri ve Türkiye Cumhuriyeti Devlet Nişanı’nın havada uçuştuğu bu ziyaretin ardındaki asıl reelpolitik gerçeklik ne?
Öncelikle şu köpürtülen enerji ve LNG meselesine bir şerh düşerek başlayalım. Ziyaretin ekonomik omurgasını enerji anlaşmaları oluşturuyor, evet. Cezayir devasa gaz rezervleriyle Türkiye’nin en büyük LNG tedarikçilerinden biri. Ancak medyada sanki Cezayir gazını yeni keşfetmişiz gibi bir hava estiriliyor. Oysa Ankara ile Cezayir arasındaki ilk LNG anlaşması ta Turgut Özal döneminde, 1988’de yapıldı. Biz zaten uzun vadeli LNG alımını yıllardır bu ülkeden gerçekleştiriyoruz. Yani ortada enerjide “yeni keşfedilmiş” bir denklemden ziyade, mevcut stratejik bağı tahkim etme gayreti var.
İşin asıl çarpıcı ve üzerinde durulması gereken kısmı, Külliye’deki protokolden ziyade Esenboğa Havalimanı’nda yaşananlardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, diplomatik teamülleri bir kenara bırakarak Tebbun’u bizzat uçağın merdivenlerinde tören kıtasıyla karşılaması çok seyrek görülen, son derece özel bir diplomatik jesttir. Erdoğan durduk yere bir mevkidaşını havalimanına gidip karşılamaz.
Bu jestin perde arkasında çok net bir “karşılıklılık ve beklenti” diplomasisi yatıyor. Cezayir, son yıllarda Türkiye’ye büyük ekonomik ve enerji açılımları yaptı, Türk müteahhitleri ve yatırımcıları için kapıları sonuna kadar araladı. Ankara, yapılan bu havalimanı jestiyle Cezayir’le ilişkileri resmen “en üst düzey stratejik müttefik” kategorisine taşıdığını ilan etti.
Bölgesel okumaya gelirsek; Türkiye’nin Kuzey Afrika’daki “Libya-Sahel-Tunus” üçgeninde Cezayir’e yaşamsal bir ihtiyacı var. Özellikle darbeler silsilesiyle sarsılan ve Fransa’nın apar topar çekilmek zorunda kaldığı Sahel bölgesindeki güvenlik boşluğu, Cezayir’i bölgesel bir jeopolitik merkeze dönüştürdü. Hem Libya’nın bütünlüğü hem de Tunus’taki ekonomik ve siyasi kırılganlığın bir istikrarsızlığa dönüşmemesi için Ankara-Cezayir koordinasyonu şart.
Diğer yandan, Fas ile Cezayir arasındaki süregelen derin gerilim ve Cezayir’in Fransa ile yaşadığı tarihsel hesaplaşma, Türkiye’ye eşsiz bir alan açıyor. Cezayir, bir yandan eski alışkanlığı olan İran-Rusya ekseninden yavaş yavaş sıyrılıp Sünni dünyada yeni bir denge ararken, diğer yandan savunma sanayisinde Fransa’nın yerini alacak bir partner arıyor. Türkiye’nin İHA/SİHA sistemleri, elektronik harp ve deniz platformlarındaki yetkinliği, tam da Cezayir ordusunun modernizasyon planlarıyla örtüşüyor.
Netice itibarıyla Tebbun’un Ankara ziyareti; süslü lafların, abartılı manşetlerin ve havalimanı jestlerinin ötesinde, Fransa’nın Afrika’da bıraktığı boşluğun Türkiye ile doldurulmak istendiği pragmatik bir güvenlik ve ticaret ortaklığının ilanıdır. İki ülkenin Filistin davasındaki sert ve tavizsiz söylem uyumu ise bu stratejik ortaklığın ideolojik sosu olmuştur.
Diplomaside şovlar unutulur, atılan imzalar ve sahadaki güç dengeleri kalır. Görünüşe bakılırsa Ankara-Cezayir ekseni, Kuzey Afrika’da yeni bir oyun kurucu olmaya aday. Tabii içerideki hamasetten ziyade sahadaki gerçekliğe odaklanabilirsek…
Fotoğraf: Cumhurbaşkanlığı
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
