Cuma, 17 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

Yüzü patates kadar kızarmayan insanlar

Erdal Çolak
Son güncelleme: 16 Nisan 2026 19:30
Erdal Çolak
Paylaş
Paylaş

Bugün dünyaya baktığımızda insanın aklına bazen mutfak geliyor. Çünkü doğadaki en basit süreçler bile bir dengeye, bir kurala bağlı ilerlerken, insanın kurduğu düzen giderek ölçüsüzleşiyor.

Oysa hayatın kendisi, en sade haliyle bile bir öğretmen gibi davranır. Patates bile yağa girince kızarır; yani bir tepki verir, bir değişim yaşar. Ancak günümüz dünyasında ne liderler ne de toplumlar yaptıklarıyla yüzleşme ihtiyacı hissediyor. Hata artık bir öğrenme süreci değil, çoğu zaman savunulması gereken bir pozisyon haline gelmiş durumda. Bu durum sadece siyasetle sınırlı da değil; toplumun birçok alanına yayılmış daha geniş bir karakter sorununun parçası.

Bu yüzleşmeme hali, yalnızca devletler ve bireyler düzeyinde değil, bazı dini yapılar ve toplumsal gruplar içinde de görülüyor. Dünyada farklı dinler üzerinden ortaya çıkan bazı sahte yapılar, tarikatlar ve kapalı cemaatler, inanç duygusunu bir anlam arayışı olmaktan çıkarıp bir kontrol ve sömürü aracına dönüştürebiliyor. İnsanların manevi ihtiyaçlarını kullanarak ekonomik, psikolojik veya sosyal bağımlılık oluşturan bu yapılar, dinin özündeki ahlaki ve vicdani zemini zayıflatıyor. Bu durum yalnızca tek bir inanç sistemine özgü değildir; farklı coğrafyalarda ve farklı dinlerin içinde benzer biçimlerde ortaya çıkabilmektedir.

İster siyaset olsun ister inanç alanı, temel sorun aynı noktada birleşiyor: insanın kendi gücüyle ve etkisiyle yüzleşmekten kaçınması. Yüzleşmenin olmadığı yerde ise dönüşüm değil, sadece tekrar eden bir döngü oluşur. Maalesef yüzler patates kadar kızarmıyor.

Amerika Birleşik Devletleri özgürlük söylemini öne çıkarırken İran direniş vurgusu yapıyor; fakat ortaya çıkan tablo yıkım ve acının ortaklığını gösteriyor. Bu durum, küresel siyasetin çıkar odaklı ve aynı zamanda ahlaki boşluk içinde olduğunu ortaya koyuyor. Söylem farklılıkları, pratikte yaşanan insani sonuçları değiştirmiyor.

Soğan doğranınca insanı ağlatır; bu bir etki tepki ilişkisidir. Ancak İsrail dahil birçok ülkenin operasyonları ve Orta Doğu’daki çatışmalar karşısında dökülen gözyaşları çoğu zaman sayısal veriye indirgenmektedir. İnsan acısı ile siyasi kararlar arasında ciddi bir kopukluk vardır ve bu, empati eksikliğini gösterir. Karar alıcılar çoğu zaman sahadaki gerçekliği uzak bir istatistik gibi görmektedir.

Çay demlendiğinde rengini belli eder; fakat uluslararası sistemde bu netlik kaybolmuştur. Devletler söylem ve uygulamada farklı davranır. Çin düzen, Amerika demokrasi, Avrupa huzur vurgusu yaparken kontrolü artırır; Batı demokrasi huzur derken çıkar temelli politikalar izleyebilir. Bu durum güveni zayıflatır ve uluslararası sistemde öngörülebilirliği azaltır.

Su akar yolunu bulur; ancak siyaset bu akışı bozar. Afrika ve Orta Doğu krizleri dünya çözümden çok denge hesaplarıyla yönetilir. Krizler sürer, çatışmalar kalıcılaşır. Bu coğrafyalarda acı adeta sürekli bir gerçekliktir ve çoğu zaman stratejik hesapların yan ürünü haline gelir.

Yumurta kırıldığında yeni bir form oluşabilir; fakat Afrika, Irak, Yemen, Suriye, Libya ve Ukrayna örneklerinde kırılma çoğu zaman parçalanmaya dönüşmüştür. Dış müdahaleler kalıcı istikrarı zorlaştırır ve yerel toplumların kendi dinamiklerini zayıflatır. Yeniden inşa süreçleri uzun ve kırılgan hale gelir.

Trump döneminde ABD’nin Orta Doğu’da Kürtler üzerinden denge kurma çabası dikkat çekicidir. Bu, yemeğe dışarıdan sürekli malzeme eklemek gibidir; kısa vadede sonuç verir ama uzun vadede yapıyı bozar. Kürtler ise parçalı bir gerçeklik içinde yaşamaktadır ve bu durum bölgesel politikaların karmaşıklığını artırır.

Tuz kararında lezzet verir, fazlası bozar. Güç de böyledir; aşırısı sistemi zayıflatır. Askeri ve ekonomik baskılar çoğu zaman yeni krizler üretir ve hedeflenen istikrarı sağlamaz. Gücün etik sınırları giderek daha fazla tartışma konusu olmaktadır ve bu durum uluslararası normları zorlamaktadır.

Avrupa ve ABD ilişkilerinde de benzer gerilimler görülür; ittifak içinde bile çıkar farklılıkları belirgindir. Ortak değer söylemi olsa da pratikte politik öncelikler değişmektedir ve bu durum transatlantik güveni zaman zaman zedelemektedir.

Şekerin fazlası tadı bozar, propaganda da gerçeği bastırır. Medya ve algoritmalar gerçekliği yeniden üretir; bireyler çoğu zaman yönlendirilir. Bu durum bilgiye erişimi zorlaştırır ve algı yönetimini güçlendirir. Toplumlar, gerçek ile kurgu arasındaki çizgiyi giderek daha zor ayırt eder hale gelir.

Kahve acıdır ama karakterlidir; fakat günümüzde acıyı anlamlı kılan ilkesel duruş eksiktir. Siyaset çoğunlukla çıkar merkezlidir ve bu da kararların ahlaki zeminini zayıflatır. Bu nedenle güven krizi derinleşmektedir ve uluslararası iş birliği kırılganlaşmaktadır.

Buz eridiğinde suya dönüşür; değişim kaçınılmazdır fakat sistemler buna direnmektedir. Çin, ABD, Rusya ve Avrupa ülkeleri farklı yöntemlerle mevcut düzeni korur. Ancak bu direnç bazı durumlarda yapısal sorunları daha da görünmez hale getirir ve reform ihtiyacını erteler.

Un yoğrulunca şekil alır; fakat Afrika’da tarihsel müdahalelerle oluşan yapılar çoğu zaman uyumsuzdur ve istikrar üretmez. Bu durum devlet inşası süreçlerinin ne kadar hassas olduğunu gösterir ve dış müdahalelerin sınırlarını ortaya koyar.

Süt kaynadığında taşar; bu, biriken toplumsal baskının sonucudur. Protestolar ve göçler, artan eşitsizliğin yansımasıdır ve sistemlerin taşıma kapasitesini zorlar. Toplumlar uzun süreli adaletsizliklere karşı daha görünür tepkiler vermektedir.

Ateş kontrol edilirse faydalıdır, kontrolsüzse yıkıcıdır. Küresel gerilimler çoğu zaman kontrolsüz güç kullanımından doğar ve bu durum uluslararası sistemi kırılgan hale getirir. Güvenlik arayışı ile yıkım riski aynı anda büyümektedir. Şunu unutmamak gerekiyor krizler sadece jeopolitik değil, aynı zamanda ahlaki ve toplumsaldır. Doğa dengeyi korurken insan bu dengeyi bozmaktadır ve bu bozulma giderek derinleşmektedir. Bu durum sürdürülebilir bir küresel düzeni zorlaştırmaktadır. Asıl mesele şudur: Bu çağ devletlerin değil, karakterlerin krizidir. İnsanlık teknolojiyle büyümüş, ancak ahlakla aynı hızda gelişememiştir. Doğa hâlâ aynı şeyi söylemektedir: denge, ölçü, sabır ve dönüşüm.

O zaman şunu unutmamalıyız ki mutfakta bile bir yemeği güzel yapan şey malzeme değil, ölçüdür…

Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanErdal Çolak
Takip et:
Gazeteci-yazar-akade​misyen. Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça kasabasında 1975’te doğdu. İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı, 1996 yılında başladığı Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki üniversite, daha sonra Danimarka Kraliyet Okulu’nda (İVA) Copenhagen (The Royal School of Library and Information Science) Kütüphanecilik bölümünde tamamladı. Kütüphanenin Kültüre Etkisi ve Bilginin Bilimselliği üzerine doktora yaptı. Danimarka The Union Press Associat​ion IPC yönetim kurulu üyesi, uluslararası basın yayın kartı sahibi. Kişisel gelişim alanında eğitimler aldı. Psikoterapi Eğitimi sertifikası, Yaşam Koçluğu ve NLP (Zihinsel ve Dilsel Programlama) konusunda diploma sahibi. ”Sonsuzluk İle Hiçlik Arasındaki İnsan” adlı deneme kitabı Dancaya, ”Yalnızlık Aşktır; Yalnızlık, Yokluğun, Hiçliğin Şiirleri” kitabı”. ”Loneliness Is Love” adıyla İngilizceye çevrildi. ”Yüreğim Sensizliğim”, ”Yalnızlık Aşktır”, ”Ben Sana Değil Kendime Geç Kalmışım” adlarında şiir kitapları var. Danimarka’da yaşamaktadır.
Önceki Makale Gazeteci Arapkirli’ye hapis cezası
Sonraki Makale Moldova’dan PKK’ya suçlamalar…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Orta sınıfın sessiz çöküşü

Metin Duyar
16 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Türkiye’nin ekonomi tarihi (2)

İnan Özbek
16 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Hayaller ve kaçınılmaz gerçekler

Aydın Sezer
14 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Onca yoksulluk varken…

Metin Duyar
13 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?