Son günlerde akaryakıt cephesinde atılan adımlar, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele ajandasında oldukça kritik bir yer tutuyor.
Motorinde ÖTV’nin sıfırlanması ve Ağustos ayı sonuna kadar bu şekilde kalacak olması, enflasyonun ateşini düşürmek adına Hazine’nin ciddi bir gelirden feragat etmesi anlamına geliyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde, Ocak 2027’ye kadar her ay 3 TL artırılarak 13.90 TL’ye sabitlenecek bir ÖTV projeksiyonu var.
Peki, bu denklemin sonu nereye varır?
Ekonomi yönetiminin planı, aslında bir hayli iyimser varsayımlara dayanıyor. Adeta “Pollyanna rüyaları” görüyoruz: Hürmüz Boğazı’ndaki riskler sihirli bir değnekle çözülecek, Ukrayna-Rusya hattında rafineriler hedef olmaktan çıkacak, kış gelmeyecek ve küresel talep artmayacak… Beklenti şu: Dünyada petrol fiyatları düşecek, biz de her ay artan ÖTV’nin yükünü bu indirimlerle telafi edeceğiz. Peki ya işler planlandığı gibi gitmezse? Fiyatlar düşmek bir yana, jeopolitik risklerle tırmanmaya devam ederse bu “mutlu sonlu film” bir anda kâbusa dönüşebilir.
Madem “hepimiz aynı gemideyiz”, o zaman yükü neden sadece Hazine ve vatandaş sırtlıyor?
Bugün Tüpraş ve Star gibi dev rafinerilerimiz rekor kârlar açıklıyor. “Cracking spread” (*) dediğimiz rafineri marjları, Ukrayna savaşının başındaki seviyeleri bile zorlayan, dünyada az rastlanır bir “Yağma Hasan böreği” tablosuna dönüştü. Hatırlayalım, krizin başında iskontolu Rus petrolünü alıp, 5015 Sayılı Kanun’un 10. maddesi gereği Akdeniz uluslararası piyasa fiyatından satarak devasa kârlar elde edilmişti. Bugün de benzer bir makas açılmasıyla karşı karşıyayız. Bu iki rafineri kârlarına kâr katarken, fedakarlığı Türk halkı ve devletin hazinesi yapıyor.
Aslında çözüm yolu için tekerleği yeniden icat etmeye gerek yok. 10 Ağustos 2023’te Demokrat Parti milletvekilleri tarafından Meclis’e sunulan kanun teklifi tam da bu noktaya parmak basıyordu. Savaş, salgın veya olağanüstü piyasa bozulmalarında EPDK’nın 2’şer aylık sürelerle tavan fiyat veya marj düzenlemesi yapabilmesine…
Bu, serbest piyasayı yok etmek veya şirketlerin kârına kalıcı olarak el koymak değildir. Bir “kaydıhayat” şartı hiç değildir. Sadece, ülkenin yüksek menfaatleri ve enflasyon hedefleri doğrultusunda dev rafinerilere “Arkadaş, 2 ay boyunca biraz daha az kâr et, vatandaşın, çiftçinin, sanayicinin üzerindeki yükü beraber omuzlayalım” demektir.
“Bu şirketler halka açık, kârları düzenlenemez” itirazlarını duyar gibiyim. Ancak unutmayalım ki borsa, tarifesi tamamen EPDK tarafından belirlenen pek çok enerji ve dağıtım şirketiyle dolu.
Madem aynı gemideyiz, Hazine canından, vatandaş cebinden veriyorsa, rafineriler de iki ay olsun kârlarından feragat etmelidir. Enflasyonla mücadele sadece rakamlarla değil, vicdanlı ve dengeli bir paylaşım ekonomisiyle kazanılır.
(*) Crack spread, ham petrol fiyatı ile ondan elde edilen ürünlerin fiyatı arasındaki farktır. Adını “cracking” yani ağır hidrokarbonları daha hafif ürünlere parçalama işleminden alır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
