Steve Witkoff ile Jared Kushner’ın 5 Eylül’de Moskova’ya, ertesi gün de Kiev’e uzanan temasları Batı medyasında diplomasinin yeniden başlaması olarak pazarlandı.
Oysa masanın iki tarafına da şöyle biraz yakından bakınca görünen tablo oldukça karmaşık. Ne Rusya’nın ne de Ukrayna’nın durduğu yerde en ufak bir esneme var. Trump’ın iki özel temsilcisinin Kremlin’de üç saati aşan görüşmesinden sonra Yuriy Uşakov’un “Krizden çıkış için çeşitli fikirler dile getirildi” demekle yetinmesi, ortada somut bir plan olmadığının gayet kibar bir itirafı aslında. Yani ortada büyük bir atılım yok, olsa olsa iletişim kanalını açık tutma çabası var.
İki başkentin dili ve geri adım atmayan taraflar
Putin’in 1 Eylül’de Bişkek dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamalar, Rusya’nın çıtayı nereye koyduğunu net gösteriyordu. Kremlin meseleyi dondurmak değil, kendi ifadesiyle kalıcı ve mutlak barış peşinde. Yani dört bölgeden Ukrayna ordusunun tamamen çekilmesi ve siyaset bilimci Fyodor Lukyanov’un da belirttiği gibi çatışmanın tüm kök nedenlerinin ortadan kaldırılması şartı masada duruyor. Uşakov’un notlarında da geçen bu yaklaşım, Rus ordusunun sahadaki ilerleyişiyle, Krasnıy Liman ve Kupyansk kuşatmalarıyla, Zaporijya ile Sumi hattındaki hareketlilikle beraber okunduğunda Moskova’nın sahadaki gerçekler neyse çözüm odur tavrına dayandığını gösteriyor. Putin’in Zelenski için “Teröristlerle müzakere edilmez” diyerek onu muhatap almaması da diplomatik zeminin ne kadar zayıf ve sallantıda olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Kiev cephesinde de durum farklı değil. Zelenski her ne kadar Witkoff ve Kushner’a teşekkür etse de hemen ardından, “Donbas meselesi sadece Donbas’la ilgili değil, bu bizim için bir hayatta kalma savaşıdır” diyerek toprak vermeyeceğini bir kez daha yineledi. Kiev’in aklı şu an diplomasiden ziyade kış paketinde, hava savunmasında, Patriot füzelerinde, Amerikan doğal gazında (LNG) ve Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlarda. Zelenski A planı diplomasi, B planı savaşın devamı derken aslında işin sırasını tersten kuruyor. Sahada biraz olsun güç kazanmadan masaya oturmama düşüncesi, müzakereleri fiilen ateşkes sonrasına erteleme taktiğinden başka bir şey değil.
Görüşmelerden çıkan tek elle tutulur sonuç başkentlere dönük saldırıların birkaç günlüğüne durması oldu ki bu da kalıcı bir güven değil, sadece karşılıklı bir soluklanma molası.
Avrupa’nın rolü ve Zelenski’yi masadan uzak tutma çabası
İşin en kritik ve pek üzerinde durulmayan tarafı ise Avrupa’nın frene basan rolü. Kiev’deki temaslara İngiltere, Fransa ve Almanya ulusal güvenlik danışmanlarının katılması tesadüf değil. Avrupa’nın rotası belli. Önce hat boyunca ateşkes sağlansın, o vakte kadar da askeri yardım artsın ve yaptırımlar katlansın. AB bir yandan 22. yaptırım paketini ve savaşı 2028 sonrasına taşıyacak destek planını hazırlarken, diğer yandan Brüksel’in Moskova ile doğrudan temastan ısrarla kaçınması bu tutumu destekliyor.
Avrupa başkentleri şartlar ne olursa olsun Zelenski’nin doğrudan bir barış masasına oturmasını istemiyor. Çünkü Ukrayna’ya siyasi ve parasal olarak bu kadar yatırım yapmış bir Avrupa açısından, Rusya’nın şartlarını kabul eden bir erken barış doğrudan kendi stratejik mağlubiyeti demek. Lukyanov’un da belirttiği gibi, Batı Avrupa’nın burada çok ciddi siyasi çıkarları var ve bu yüzden atılan her yeni adım aynı duvara çarpıyor. Birlik içinde Çek vekil Ivan David gibi çıkıp kendi başımıza diyalog kuralım diyenler olsa da bunlar şimdilik cılız sesler. Almanya ve Fransa’daki seçim süreçlerinin de etkisiyle ana akım siyaset sertlik yanlısı çizgisini koruyor.
Washington’ın asıl derdi Trump’ın hanesine yazılacak puan
Amerikan tarafının bakışı ise işin en karmaşık düğüm noktası. Kushner’ın, “Trump barış için bir belge paketi hazırlanması talimatı verdi” demesi, görüşmelerde ikili ilişkilerin ve hatta büyük ekonomik projelerin konuşulması, Kirill Dmitriyev ile Rus Doğrudan Yatırım Fonu’nun (RDIF) masada yer alması ve ABD Hazinesi’nden Gene Lang’ın heyette bulunması Washington’ın olaya nasıl baktığını açık ediyor.
Trump ve ekibi savaşı uluslararası dengelerden kopuk, çözülmesi gereken teknik bir iş veya proje gibi görüyor. Witkoff ile Kushner’ın emlak ve iş dünyasından geldileri düşünülürse bu zaten şaşırtıcı değil. Bütün mesele stratejik madenler, petrol ve doğal gaz üzerinden ekonomik kazanım da sağlayarak Amerika’nın elini güçlendirecek pratik bir uzlaşmaya varmak.
Witkoff ve Kushner’ın yürüttüğü bu mekik diplomasisi tamamen boş bir çaba değil elbette. Resmi kanalların tıkandığı bir dönemde gayri resmi temasların nabız yoklaması açısından bir değeri var. Fakat bu tarz bir diplomasinin de sınırları ortada. Başkanın damadı veya bir iş adamı kapıyı aralayabilir, görüşmeler için bir kıvılcım çakabilir ama barışı ancak sahada bunu uygulayabilecek devlet kurumları inşa eder.
Bugünkü tabloda üç faktör birbirini tamamen kilitliyor. Rusya ve Ukrayna’nın tavizsiz tutumu, Avrupa’nın masayı geciktirme gayreti ve Washington’ın meselenin köklerini görmezden gelip ticari faydayı ve Trump’ın kişisel başarısını öne alan yaklaşımı. Bu üçlü düğüm çözülmediği sürece sahadaki silahlar diplomasiden önce konuşmaya devam edecek gibi görünüyor.
Zira savaşı bizzat yürüten ve bedelini ödeyenlerin sahada ne yaptığı, dışarıdan gelen arabuluculardan da destekçilerden de her zaman daha belirleyici oluyor.
Fotoğraf: kremlin.ru
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
