İlk bölümde PKK’nın Sovyetler Birliği tarafından kurulduğunu gösteren doğrudan bir Kremlin, KGB veya Sovyet Komünist Partisi belgesinin bugüne kadar ortaya çıkmadığı anlatılmıştı.
PKK’nın 1978’de Abdullah Öcalan ve arkadaşları tarafından Türkiye’de kurulduğu konusunda ise herhangi bir tartışma yok. ABD Kongresi’nin araştırma servisi, PKK’nın 1978’de kurulduğunu, Öcalan’ın 1979’da Suriye’ye geçtiğini ve örgütün 1982’de Suriye’nin desteğiyle Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde kamplar oluşturduğunu belirtiyor. Aynı kaynak, örgütün kuruluş dönemindeki ideolojik çizgisini Marksist-Leninist olarak tanımlıyor.
Dolayısıyla “PKK’yı Sovyetler kurdu” demekle “Sovyetler PKK’nın gelişmesini destekledi” demek arasında çok önemli fark var.
“Neden destekledi” sorusunun yanıtı ise şöyle:
“Soğuk Savaş” yıllarında Türkiye, Sovyetler Birliği açısından sıradan bir komşu değildi çünkü NATO üyesiydi. Karadeniz’de Sovyetler Birliği’nin hemen karşısındaydı ve Sovyet topraklarının güneyinde NATO’nun önemli bir parçasını oluşturuyordu.
Washington açısından Türkiye Sovyetler Birliği’ni çevreleme stratejisinin önemli unsurlarından, Moskova açısından ise NATO’nun güney kanadındaki en önemli ülkelerden biriydi.
Bu nedenle Sovyetlerin Türkiye’deki siyasi, toplumsal ve etnik gelişmeleri yakından izlemesi şaşırtıcı değildi. Üstelik Moskova’nın Kürt meselesine ilgisi PKK ile başlamamıştı.
Suriye bağlantısı
PKK’nın Sovyet bağlantısı iddiasının en güçlü görünen kanıtı Suriye.
1970’lerde Hafız Esad yönetimindeki Suriye, Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu’daki en yakın müttefiklerinden biriydi. Suriye ordusu büyük ölçüde Sovyet yapımı silahlarla donatılmıştı ve Şam, Türkiye ile çok sayıda konuda ciddi anlaşmazlık yaşıyordu.
Bunların başında Hatay, Fırat ve Dicle nehirlerinin suları ve iki ülkenin bölgesel nüfuz mücadelesi geliyordu.
Tam bu ortamda Öcalan 1979’da Suriye’ye geçti.
1980 askeri darbesinden sonra Türkiye’deki örgütlenme büyük ölçüde parçalanınca PKK’nın kadroları Suriye ve Lübnan’a yöneldi. 1982’de Suriye’nin desteğiyle Lübnan’ın Bekaa Vadisi’nde kamplar kurdu.
Bekaa Vadisi o yıllarda sıradan bir coğrafya değildi.
Suriye’nin kontrolündeki bölgede Filistinli örgütlerin yanı sıra farklı ülkelerden gelen çok sayıda radikal ve silahlı grup bulunuyordu.
PKK da burada askeri eğitim ve örgütsel deneyim kazandı.
Washington Institute’ta yayımlanan iki ayrı çalışma, Suriye’nin PKK’ya uzun süre barınma, eğitim, silah ve lojistik olanak sağladığını; Sovyetler Birliği’nin de “Soğuk Savaş” bağlamında bu gelişmeyi Türkiye’ye karşı yararlı gördüğünü ileri sürüyor.
Suriye’nin PKK’ya yaklaşımını yalnızca Sovyetler Birliği’nin politikasıyla açıklamak da mümkün değil.
Hafız Esad’ın Ankara ile kendi hesabı vardı.
Türkiye’nin Hatay üzerindeki egemenliği Şam tarafından uzun süre kabul edilmedi. Fırat ve Dicle suları konusunda anlaşmazlıklar vardı. İki ülke bölgesel nüfuz için de rekabet ediyordu.
Dolayısıyla PKK, Suriye açısından Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir kozdu.
Washington Institute’un 1996 tarihli bir çalışması, Suriye’nin 1979’dan itibaren PKK’ya para, silah, mühimmat, sahte pasaport, barınma ve Bekaa Vadisi’ndeki eğitim kampları gibi çeşitli olanaklar sağladığını belirtiyor.
Bu nedenle PKK’nın Suriye’deki varlığını açıklarken iki farklı düzeyi birbirinden ayırmak gerekiyor:
Sovyetler açısından Türkiye’yi zayıflatabilecek bir örgüt, Suriye açısından ise Türkiye’ye karşı kullanılabilecek bir kozdu.
Bu iki çıkar bir noktada örtüşmüş olabilir.
Sovyetler Birliği 1991 sonunda dağıldı.
Eğer PKK yalnızca Sovyetler Birliği’nin oluşturduğu ve yönettiği bir proje olsaydı, Moskova’nın ortadan kalkmasıyla örgütün Suriye’deki varlığının da sona ermesini beklemek mantıklı olurdu.
Ama böyle olmadı.
Hafız Esad, 1990’larda da Öcalan’ın Suriye’de kalmasına izin verdi.
PKK’nın Suriye’deki varlığı ancak Türkiye’nin 1998’de çok sert bir askeri ve diplomatik baskı uygulaması sonrasında sona erdi. Öcalan 9 Ekim 1998’de Suriye’den ayrıldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Öcalan kararında, 12 Kasım 1998’de Moskova üzerinden Roma’ya gittiği açık biçimde kayıtlı.
Bu bize iki şeyi aynı anda gösteriyor:
Suriye’nin PKK’ya desteği Sovyetler Birliği’nin varlığından daha uzun sürdü.
Ama Rusya’nın Öcalan ve PKK meselesine ilgisi de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla tamamen ortadan kalkmadı.
Öcalan Moskova’da
1998’de Suriye’den çıkarılan Öcalan’ın Moskova’ya gitmesi, bu hikâyenin en çok tartışılan bölümlerinden biri.
Ama bu olay tek başına Rus devletinin PKK’nın arkasında olduğunu kanıtlamıyor.
Daha sonraki yıllarda PKK’nın Moskova’da temsil faaliyetleri yürütmesi, örneğin “Kürt Evi”nin açılması ve Rusya’da örgüte yönelik yaklaşımın Batılı ülkelerden farklı olması, Ankara-Moskova ilişkilerinde bu konunun zaman zaman gündeme gelmesine yol açtı.
Washington Institute’un 2020 tarihli bir çalışması da Rusya’nın PKK ve Suriye’deki Kürt hareketleriyle ilişkilerinin Sovyet döneminden sonraki yıllarda da devam eden bir stratejik boyutu olduğunu savunuyor.
Moskova’nın PKK’yı desteklemesinin bir nedeni de, Türkiye’nin ayrılıkçı Çeçenlere yardım ettiğini düşünmesiydi. Dolayısıyla Ruslara göre bu destek Ankara’ya “misillemeydi.” O yıllarda ve daha sonraki dönemlerde Ankara’nın ısrarlı çabalarına rağmen Moskova PKK’yı “terör örgütü” olarak kabul etmedi.
Litvinenko’nun iddiaları
Dosyanın en ilginç ama aynı zamanda en dikkatli ele alınması gereken bölümlerinden biri Aleksander Litvinenko ile ilgili.
Eski KGB ve Rusya döneminde onun yerini alan FSB’nin görevlisi Litvinenko, 2000 yılında İngiltere’ye sığındı ve 2006’da Londra’da polonyum zehirlenmesi sonucu öldü, daha doğrusu öldürüldü.
Litvinenko, ölümünden önce Batı medyasına yaptığı açıklamalarda Rus istihbarat servislerinin dünyanın çeşitli bölgelerindeki silahlı örgütlerle ilişkileri konusunda son derece ağır iddialarda bulundu.
Bu iddialardan biri Öcalan’la ilgiliydi.
Litvinenko, Öcalan’ın KGB/FSB tarafından eğitildiğini ve PKK’nın da Sovyet/Rus istihbaratının uluslararası terör ağının parçalarından biri olduğunu ileri sürdü. Litvinenko’ya atfedilen bu iddia daha sonra çeşitli yayınlarda ve PKK tarihine ilişkin derlemelerde tekrarlandı.

Litvinenko zehirlendikten kısa süre sonra hayatını kaybetti. Fotoğraf: The Guardian
Bu iddia, konunun ciddiye alınmasını gerektirecek kadar dikkat çekici.
Çünkü Litvinenko bir gazeteci veya dışarıdan yorum yapan bir akademisyen değildi; Sovyet ve Rus istihbarat yapılarında görev yapmış bir kişiydi.
Eski ajan, Temmuz 2005’te, öldürülmesinden yaklaşık bir buçuk yıl önce muhalif Çeçen Press Ajansı’na Rusya’nın uluslararası terörizmi kendi çıkarları için nasıl manipüle ettiğini anlatırken Öcalan örneğini verdi ve şu iddialarda bulundu:
“Öcalan’ın Suriye’den ayrılmak zorunda kaldığı 1998 sonbaharında Moskova’ya gelerek sığınma talep etmesinin arka planında, Rus gizli servisinin Öcalan’a verdiği güvenceler ve uzun yıllara dayanan ortaklık ilişkisi vardı. Öcalan doğrudan KGB bünyesinde ve daha sonra FSB içinde yer alan, sol/Marksist terör örgütlerini yönlendirmekle görevli üst düzey Rus generaller tarafından eğitildi.”
Fakat burada “iddia” ile “kanıt” arasındaki çizgiye dikkat etmek gerekiyor.
Evet, Litvinenko sıradan biri değildi ama bu açıklamaları, kendisinin peşine düşen Rus gizli servisine zarar vermek amacıyla da yapmış olabilirdi.
Doğu Bloku meselesi
Doğu Avrupa’daki sosyalist ülkelere uzanan başka iddialar da var.
Bulgaristan, Doğu Almanya ve Çekoslovakya gibi Varşova Paktı ülkelerinin PKK ile ilişkileri bulunduğu, örgüt mensuplarının bu ülkelerde eğitim veya lojistik destek aldığı yönünde çeşitli iddialar yıllardır dile getiriliyor.
Ancak bu konuda kaynakların niteliği Suriye örneğine göre sorunlu.
Özellikle istihbarat örgütlerinin kapalı faaliyetleri söz konusu olduğunda, sonradan ortaya çıkan tanıklıklar, istihbarat raporları ve siyasi iddialar birbirine karışabiliyor.
Bu nedenle bu ülkeleri “PKK’yı destekleyen devletler” şeklinde kesin bir listeye koymak yerine, araştırılması gereken Doğu Bloku bağlantıları olarak ele almak daha doğru.
Örneğin, Doğu Almanya’nın eski istihbarat örgütü Stasi’nin arşivleri bugün araştırmacılara açık. Ancak Stasi arşivlerinin bulunması, tek başına Stasi’nin PKK’yı örgütlediğini veya yönettiğini kanıtlamıyor.
Aynı şekilde herhangi bir PKK mensubunun sosyalist bir ülkede bulunmuş olması da otomatikman o ülkenin istihbarat servisi tarafından eğitildiği anlamına gelmiyor.
Bu nedenle Doğu Bloku konusunda doğrudan belge ortaya konulmadan kesin hüküm vermemek gerekiyor.
Peki bütün parçaları yan yana koyduğumuzda nasıl bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz?
Elimizde hem birbirinden bağımsız ama hem de birbiriyle kesişen çok sayıda bilgi var:
PKK 1978’de Türkiye’de kuruldu.
Marksist-Leninist bir ideoloji benimsedi.
Öcalan 1979’da Suriye’ye geçti.
PKK, Suriye’nin desteğiyle Bekaa Vadisi’nde askeri kapasite geliştirdi.
Suriye, Sovyetler Birliği’nin yakın müttefikiydi.
Sovyetler Birliği’nin Kürt hareketleriyle PKK’dan çok önce başlayan ilişkileri vardı.
Bazı güvenlik ve dış politika araştırmaları Moskova’nın PKK’yı Türkiye’yi zayıflatmak için desteklediğini ileri sürüyor.
Öcalan 1998’de Suriye’den ayrıldıktan sonra Moskova üzerinden Roma’ya gitti.
Litvinenko, Öcalan’ın KGB/FSB tarafından eğitildiğini iddia etti.
Fakat bütün bu parçaları “PKK Moskova tarafından kuruldu” finaliyle noktalayacak bir belge, en azından açık kaynaklarda bulunmuyor. Bir örgütün başka bir devletin çıkarlarına hizmet etmesi, o devlet tarafından kurulduğunu kanıtlamıyor.
Sonuç
Eldeki veriler ışığında “PKK’yı Sovyetler mi kurdu?” yerine, “Sovyetler Birliği ve daha sonra Rusya, PKK’yı hangi dönemlerde, hangi amaçlarla ve ne ölçüde kendi stratejik çıkarları için kullandı veya destekledi?” sorusu daha mantıklı görünüyor.
Salı akşamı yayınlanacak son bölümde Batılı istihbarat servislerinin Öcalan’ı Suriye’den ayrıldıktan sonra nasıl izlediğini anlatacağız.
Kaynaklar
- U.S. Congressional Research Service (CRS), “Turkey (Türkiye), the PKK, and U.S. Involvement: Chronology” — PKK’nın kuruluşu, Öcalan’ın 1979’da Suriye’ye geçişi, Bekaa Vadisi kampları ve örgütün sonraki tarihi için temel kaynak.
- The Washington Institute, Soner Cagaptay, “Syria and Turkey: The PKK Dimension” (2012) — Suriye’nin PKK’ya desteği, Bekaa Vadisi, Sovyet-Suriye-PKK ilişkisi ve Sovyet desteğinin sona ermesine ilişkin değerlendirmeler.
- The Washington Institute, Andrew J. Tabler & Soner Cagaptay, “The PKK Could Spark Turkish-Russian Military Escalation” (2016) — Sovyet dönemindeki PKK-Rusya ilişkileri ve Moskova’nın PKK’yı Türkiye’ye karşı stratejik bir araç olarak gördüğü yönündeki değerlendirme.
- The Washington Institute, “Beyond the Golan: Prospects for Syrian-Turkish Confrontation” — Suriye’nin 1979’dan itibaren Öcalan ve PKK’ya sağladığı barınma, eğitim, silah ve lojistik desteğe ilişkin tarihsel değerlendirme.
- The Washington Institute, “The Kurdish Role in Russia’s Middle East Power Play” (2020) — Sovyetlerin Mahabad Kürt Cumhuriyeti’ne desteği, Mustafa Barzani’nin Sovyetler Birliği’ne geçişi ve Rusya’nın daha sonraki Kürt politikası.
- European Court of Human Rights, Öcalan v. Turkey — Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den ayrılması ve 12 Kasım 1998’de Moskova üzerinden Roma’ya gitmesine ilişkin birincil hukuki kaynak.
- Aleksander Litvinenko’nun açıklamaları — Öcalan’ın KGB/FSB tarafından eğitildiği yönündeki iddianın kaynağı olarak kullanılan açıklamalar. Bu iddia için özellikle “iddia” niteliği korunmuştur; kamuya açık bağımsız bir KGB/FSB belgesiyle doğrulanmış bir bilgi olarak sunulmamıştır.
- Bundesarchiv – Stasi Records Archive — Doğu Almanya istihbaratının arşivlerine ilişkin birincil arşiv kaynağı.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
