“Terörsüz Türkiye” sürecinin hukuki altyapısını oluşturması beklenen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
Türkiye ile tamamen aynı olmamakla birlikte, diğer bazı ülkeler de benzer süreçlerden geçti.
Son yarım yüzyılda birçok ülke silahlı örgütlerle yıllarca mücadele etti. Kimileri askeri yöntemleri tercih etti, kimileri müzakere masasına oturdu, bazıları ise iki yöntemi aynı anda kullandı.
Bugün İspanya’dan Kuzey İrlanda’ya, Kolombiya’dan Nepal’e kadar uzanan örnekler, tek bir “doğru model” olmadığını gösteriyor. Ancak başarılı süreçlerin ortak bazı özellikleri dikkat çekiyor.
ETA (İspanya)
Bask ayrılıkçı örgütü ETA (Euskadi Ta Askatasuna-Bask Yurdu ve Özgürlük), 1959 yılında kuruldu ve yaklaşık yarım yüzyıl boyunca İspanya’nın en büyük güvenlik sorunu oldu. Bombalı saldırılar ve suikastlarda 850’den fazla kişi yaşamını yitirdi.
2000’li yıllarda İspanya, bir yandan yoğun güvenlik operasyonlarını sürdürürken diğer yandan örgütün siyasi ve mali kaynaklarını büyük ölçüde kuruttu. Fransa ile kurulan yakın iş birliği sayesinde ETA’nın üst yönetimi peş peşe yakalandı.
2011’de örgüt silahlı mücadeleyi bıraktığını açıkladı. 2017’de silahlarını teslim etti, 2018’de ise kendini feshetti.
Dikkat çeken nokta, Madrid yönetiminin örgütle kapsamlı bir siyasi pazarlığa girmemesi oldu. İspanyol hükümetleri, “şiddet sona ermeden müzakere olmaz” ilkesini benimsedi.
IRA (Kuzey İrlanda)
İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) örneği ise tamamen farklı bir yol izledi.
Yaklaşık otuz yıl süren çatışmalarda 3.500’den fazla kişi öldü. Taraflar, yıllarca süren gizli görüşmelerin ardından 1998’de “Hayırlı Cuma Anlaşması”nı imzaladı. Anlaşma silahların bırakılmasını, siyasi temsilin önünün açılmasını, mahkûmların aşamalı tahliyesini ve polis teşkilatının yeniden yapılandırılmasını içeriyordu.
IRA, silahsızlanma sürecini uluslararası gözlemcilerin denetiminde tamamladı.
Bugün Kuzey İrlanda’da zaman zaman gerilim yaşansa da büyük ölçekli silahlı çatışmalar sona ermiş durumda.
FARC (Kolombiya)
Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC), dünyanın en uzun süre faaliyet gösteren gerilla hareketlerinden biriydi.
Yaklaşık elli yıl süren çatışmalarda 200 binden fazla kişi öldü.
2016 yılında hükümet ile FARC arasında imzalanan anlaşmayla yaklaşık 7 bin gerilla silah bıraktı. Birleşmiş Milletler silahları teslim aldı, örgüt siyasi partiye dönüştü ve eski militanlara yeniden topluma kazandırma programları uygulandı.
Ancak süreç tamamen sorunsuz ilerlemedi. Bazı gruplar anlaşmayı reddederek silahlı faaliyetlerini sürdürdü.
Kolombiya deneyimi, silah bırakmanın her zaman örgütün tamamen ortadan kalkması anlamına gelmediğini gösterdi.
Maoist Merkez (Nepal)
Maoistler, on yıl süren iç savaşın ardından 2006 yılında hükümetle anlaşma yaptı.
Gerillalar BM gözetiminde kamplara alındı. Bir bölümü ulusal orduya katıldı.
Maocu hareket (Nepal Komünist Partisi) daha sonra seçimlere girerek hükümet ortağı oldu.
Bu örnek, silahlı hareketlerin tamamen siyasal aktöre dönüşebildiği nadir süreçlerden biri olarak gösteriliyor.
Tamil Kaplanları (Sri Lanka)
Her süreç müzakereyle sonuçlanmadı. Örneğin, Sri Lanka’da Tamil Kaplanları (LTTE), uzun yıllar dünyanın en güçlü silahlı örgütlerinden biri olarak görüldü.
2009 yılında Sri Lanka ordusunun büyük operasyonuyla örgüt tamamen tasfiye edildi.
Ancak Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütleri, operasyon sırasında on binlerce sivilin öldüğünü ileri sürdü.
Bu nedenle Sri Lanka modeli, askeri başarıya rağmen insani maliyeti nedeniyle hâlâ tartışılıyor.
Ortak noktalar
Farklı ülkelerde farklı yöntemler izlense de başarılı örneklerde bazı ortak özellikler göze çarpıyor:
Devlet otoritesinin korunması
Güvenlik baskısıyla siyasi sürecin birlikte yürütülmesi
Uluslararası desteğin sağlanması
Toplumsal uzlaşmayı güçlendirecek adımlar atılması
Silah bırakmanın bağımsız mekanizmalarca doğrulanması
Eski örgüt mensuplarının topluma yeniden kazandırılması
Türkiye için anlamı
Türkiye’nin bugün yürüttüğü “Terörsüz Türkiye” süreci, bu örneklerin hiçbiriyle bire bir örtüşmüyor.
PKK’nın Irak ve Suriye’deki varlığı, bölgesel dengeler, sınır ötesi operasyonlar ve uluslararası aktörlerin rolü, Türkiye’yi farklı bir konuma yerleştiriyor.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
