Açılımın 10 tezi-Mehmet Ali Güller (Cumhuriyet)
“1) TBMM’ye gelen “çerçeve yasa teklifi”, MİT-Öcalan yasa teklifidir. Yasama organının üyeleri olan milletvekilleri, teklifi, Öcalan onayladıktan sonra gördüler. Bu parlamentarizme ikinci darbedir.
2) Bu süreci, tüm siyasi kariyerine 180 derece sırtını dönerek başlatan MHP Genel Başkanı Bahçeli, yasa teklifi imzalanırken şöyle dedi: “Selahattin Demirtaş evine, Ahmetler görevine, Öcalan umut hakkına kavuşmalıdır. Türkiye huzur bulmalıdır.” Aynı gün ana muhalefet lideri Özgür Özel’in dokunulmazlığını kaldırmayı amaçlayan fezleke de TBMM’ye geldi. Bu, dar anlamda Özgür Özel’e “süreci destekle” şantajı anlamına geliyor, geniş anlamda ise “dönüşen Türkiye’ye” işaret eder: Ana muhalefet lideri Özel hapse, PKK lideri Öcalan dışarı…
3) Açılım ve onun çerçeve yasası, adına rağmen bir demokratikleşme girişimi değildir. Tersine erozyona uğratılan demokrasinin sonu getirilmektedir: Türkiye’nin kurucu partisine parti-devlet operasyonu yapıldı, Türkiye’nin birinci partisinin belediyelerine çöküldü, Silivri muhaliflerle dolduruldu, “hakaret, yalan haberi alenen yayma” gibi subjektif suçlamalarla gazeteciler susturuluyor, ücretlilerin yarısından fazlası asgari ücret alıyor, asgari ücret ise açlık sınırına dayandı, Türkiye’nin dış borcu 600 milyar dolara dayandı, Türk pasaportu vize alamaz oldu, ülkenin yarısı bankalara borçlu…
4) Önceki açılım sürecinin Ergenekon-Balyoz operasyonlarıyla paralel yürütülmesi ve bugünkü açılımın da “CHP’yi ve belediyeleri silkeleme” operasyonlarıyla paralel götürülmesi, planlayıcıların yöntemini ortaya koymaktadır. Açılımın temel hedefi ulus-devlettir. İlkinde ulus-devlete giden yolu Kurtuluş Savaşı’yla açan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) operasyon yaparak ilerlendi, şimdi de ulus-devleti kuran kurucu partiye operasyon yaparak ilerleniyor.
5) Bahçeli’nin açılımı başlatmasıyla ana muhalefet belediyelerine operasyon başlatılması paralel süreçlerdir: Bahçeli 1 Ekim 2024’te, TBMM yasama dönemi açılışında, daha önce Meclis’ten atılmalarını savunduğu DEM Partisi sıralarına giderek milletvekilleriyle tokalaştı. Bahçeli 22 Ekim’de “Öcalan Meclis’e gelsin, terör örgütünü lağv ettini açıklasın” dedi. CHP Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te terör soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Ardından sıra sıra diğer CHP’li belediyelere operasyonlar düzenlendi. Şu anda 30 belediye başkanı tutuklu. Tutuklanmaktan korkan birçok CHP’li belediye başkanı da AKP’ye kaçtı.”
Öcalan’ın statüsü-Ümit Zileli (Nefes)
“Sonunda ortaya çıktı… Adı pek cafcaflı:
-Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi!
Kim kiminle dayanışıyor, toplumsal bütünleşme nasıl güçlendiriliyor diye soracak olursanız gayet basit.
-İmralı’daki Abdullah Öcalan, Kuzey Irak’taki PKK’lı teröristler, Avrupa’daki örgüt ileri gelenleri ile dayanışıyor, yıllardır, on binlerce insanımızın kanına giren teröristlerle de bütünleşiyoruz!
Meclis Başkanlığı’na 360 imzayla sunulan kanun teklifini kimler imzaladı peki?
-AKP, MHP, DEM parti, HÜDA PAR, Butlan yönetimindeki CHP ve yeni Yol Grubu’ndan bazı milletvekilleri.
İlgili İhtisas Komisyonu 7 Ağustos Cuma günü toplanacak. Oradan Meclis Genel Kurulu’na gelecek, sonrası kolay… AKP Grup Başkanı Abdullah Güler, MHP’li Feti Yıldız’la birlikte ortak açıklama yaparken gayet mutlu görünüyordu. Hatta imza sayısının daha çok artacağını bile söylüyordu…
Teknik açıklamalar yaptı. Süreci özetledi, bugünlere nasıl gelindiğini açıkladı… Kısa adı “Çerçeve yasa” olan kanun teklifi yalnızca 12 sayfadan oluşuyor. Üstelik yürütme ve yürürlük maddelerini de kapsıyor.
Güler, komisyonun bir diğer önemli görevinin, örgütün (PKK) silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemek olduğunun da altını çizdi. Diğer bir deyişle, kanunun silah bırakılması ve örgütün kendisini feshettiğinin teyit edilmesiyle birlikte işlerlik kazanacağını anlattı…
Peki maddeler ne diyor, bakın AKP Grup Başkanı Güler bunu nasıl anlattı:
-Raporda bu doğrultuda gelişen olayların örgüt mensuplarının yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumlarını tespit ve tayin etmeye yönelik olmaması gerektiği belirtilmektedir. Kanunun aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı şekilde toplumla bütünleşmesi ve topluma kazandırılması noktasında da bir hedef ortaya konulması gerektiği ifade edilmektedir…
Biraz uzun ve ağdalı değil mi? Ben Türkçeye çevireyim; Teröristlerin sağlıklı bir şekilde topluma kazandırılması ve hukuki haklarının teslim edilmesini anlatıyor muhterem AKP Grup Başkanı!
Asıl bomba da bundan sonra geliyor. Bakın Güler hassasiyetle ne rica ediyor görelim:
-Tabii burada yine raporun 6.3 maddesinde yapılacak yasal düzenlemelerin toplumda asla bir cezasızlık ya da af algısı oluşturmaması gerektiği de açıkça ifade edilmektedir…
Yine uzun ve ağdalı bir üslup…. Bunu da Türkçeleştireyim. Güler diyor ki, aman ha af filan diye ortalığı karıştırmayın…
-Ne güzel!”
Bir gazetecilik abidesi-Nazım Alpman (BirGün)
“Gazetelerin Babıali’de olduğu yıllarda, 19 Ocak 1976 günü Milliyet’in sabah toplantısı başlamak üzeredir. Yazı işleri müdürü Hasan Pulur son gelen haberleri de almak için teleks odasına girer, makinelerden şerit halinde akan kağıtlar arasından son dakika gelişmesini görür:
-TRT Televizyon Daire Başkanı Zeki Sözer görevinden alındı!
Pulur, uzun süredir konuşulan bir sorunu çözmüş olmanın mutluluğuyla teleks haberini genel yayın yönetmeni Abdi İpekçi’ye uzatır:
-Abdi Bey buyurun aradığınız haber müdürü bulundu!
O tarihlerde Milliyet’te olduğu gibi diğer gazetelerde de böyle bir makam yoktur. Haberi eline alan yazı işlerine koşar. Abdi Bey haberlerin tek elde toplanıp yazı işlerine öyle gelmesini planlamaktadır.
Aynı dakikalarda Zeki Sözer TRT’deki odasını toplamaktadır. Telefonu çalar, arayan Milliyet Ankara Temsilcisi Orhan Tokatlı’dır. Çok hızlı konuşmasıyla bilinen Tokatlı ile Zeki Abi arasında şu kısa konuşma geçer:
-Zeki seni görevden almışlar…?
-Evet!
-Bizimle çalışır mısın? Abdi Bey Milliyet haber müdürü olmanı istiyor.
-Memnun olurum.
-İyi! Sana 18.15 İstanbul uçağına bilet aldım, Abdi Bey seninle Pazar Röportajı yapacak, evi taşıyana kadar kalacağın otel ayrıldı, gerisini sonra hallederiz. Hadi hayırlı olsun!..
TRT’deki üst düzey görevinden Babıali’nin yıldızı olan gazete geçişi için 15 dakika yetmişti. O yıllarda teknoloji yavaş, gazeteciler ise çok hızlıydı!
Zeki Sözer gazetecilik ve televizyonculuk alanlarında sayıları iki elin parmaklarını geçmeyecek olan efsane isimler arasındadır. Türkiye’de daha televizyonun “T”si yokken, Zeki Sözer BBC’nin davetiyle Londra’ya giderek televizyon prodüktörlüğü eğitimi almış, mesleğinde bir “ilk” olma unvanını kazanmıştır.
TRT’nin haftada bir kez ekrana gelen “ilk haber programı” Zeki Sözer ile Örsan Öymen tarafından hazırlanıp sunuldu. Sonraki yıllarda pek çok benzeri yapılan bu tarz haber programlarının “babası” sayılan TRT yapımının da altında Zeki Sözer’in imzası vardı.
Ben Zeki Sözer ile eski Milliyet’in Cağaloğlu ve Bağcılar binalarında uzun yıllar birlikte çalıştım. Milliyet Avrupa Temsilcisi görevini tamamlayıp İstanbul’a dönmüştü. Onun yönlendirmesiyle sayısız haberler röportajlar yaptım. O haberlerin röportajların onlarca katı kadar da anılar biriktirdim. Zeki Sözer benim gazeteci büyüğüm, baba yarısı bir ağabeyimdir.
Zeki Ağabey Frankfurt’tan döndükten sonra, haber müdürü olarak, gazetecilik hızından hiç bir şey kaybetmemişti… Bir gece televizyon izlerken Milliyet gazetesi reklamı geldi ekrana:
-Nazım Alpman’ın yazı dizisi yakında Milliyet’te…”
Enflasyon geriliyor, alım gücü erimeye devam ediyor-Özgür Erdursun (Dünya)
“Temmuz ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla birlikte ekonomi yönetiminin en çok üzerinde durduğu başlıklardan biri, enflasyondaki gerileme oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre yıllık enflasyon temmuz ayında yüzde 31,90 olarak gerçekleşti. Merkez Bankası’nın Piyasa Katılımcıları Anketi yıl sonu enflasyon beklentisini yüzde 29,14, IMF ise yüzde 28,6 olarak öngörüyor. Merkez Bankası’nın resmi tahmini ise yüzde 26 seviyesinde bulunuyor.
Beklentiler, yılsonunda enflasyonun yüzde 30’un altına gerileyebileceğine işaret ediyor.
Ancak vatandaş açısından asıl önemli olan yıllık enflasyonun kaç olduğu değil; maaşının ve emekli aylığının her geçen ay ne kadar değer kaybettiği.
Çünkü enflasyonun düşmesi, fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Fiyatlar artmaya devam ediyor, yalnızca artış hızı yavaşlıyor. Ücretler ve aylıklar ise artırıldıkları ilk günden itibaren yeniden enflasyon karşısında erimeye başlıyor.
Bunun en somut örneğini asgari ücrette görüyoruz. Yedi ayda asgari ücretin alım gücü binlerce lira eridi…
1 Ocak 2026 itibarıyla net 28.075,50 TL olarak belirlenen asgari ücret, açıklanan enflasyon verileri dikkate alındığında bugün aynı satın alma gücünü koruyamıyor.
Ocak 2026’da 28.075,50 TL olan asgari ücretin Ağustos 2026 başı itibarıyla reel değeri
ENAG: 21.624,82 TL
İTO: 23.096,00 TL
TÜİK: 23.423,58 TL
Buna göre;
-ENAG verilerine göre yaklaşık 6.451 TL
-İTO verilerine göre yaklaşık 4.980 TL
-TÜİK verilerine göre ise yaklaşık 4.652 TL tutarında satın alma gücü kaybı oluşmuş durumda.
Başka bir ifadeyle, asgari ücret nominal olarak değişmese de vatandaşın cebindeki paranın gerçek değeri her geçen ay biraz daha azalıyor.”
TÜPRAŞ nasıl savaş zengini oldu: Sömürü oranı yüzde 1060’a çıktı-Uğur Zengin (Evrensel)
“Donald Trump, önceki gün İran’a karşı yürüttüğü savaşın ortasında Teksas merkezli iki petrol şirketini kastederek herkesin gördüğünü dile getirdi: “Ortada bir kıtlık varken çok fazla para kazanıyorlar. Bunu beğenmiyorum.” Trump’ın işaret ettiği Chevron üç ayda 12 milyar dolar, Exxon ise 14.5 milyar dolar kâr etti.
Yüzyıllar önceki sömürgeci fetihlerden bu yana, savaş ve doğal kaynaklar arasında yakın ilişki var. Yüzyıl önce Standart Oil’in ‘mucizevi savaş yakıtını’ üreten işçiler ne uğruna akıl sağlığını kaybetti? Amerikan uçaklarının daha yükseğe ve daha hızlı uçmasını sağlayan kurşunlu benzini üretirken kurşunun zehirlediği işçiler neden boşluğu tokatlıyordu? Vücutlarında ve etraflarında sürekli böceklerin uçuştuğunu sandıkları için. Fabrikanın adı işçiler arasında “Kelebekler Evi”ne çıkmıştı.
Harp zenginlerine ilişkin sayısız hikaye anlatılabilir. Dünyaca ünlü dizi Dallas’ın baş karakteri bu yüzden “Kan sudan yoğun olabilir ama petrol ikisinden daha yoğundur” diyordu. Aile bağları her şeyden önemlidir ancak petrol (servet, çıkar ve güç) aile bağlarından daha baskın ve güçlüdür.
ABD’nin Chevron’u, Exxon’u, Standard Oil’i var da, bizim yok mu? Trump’ın bu şirketler için kurduğu, “Ortada bir kıtlık varken çok fazla para kazanıyorlar” cümlesiniTÜPRAŞ için de kurabilirsiniz. Ancak zaten ortadaki ‘kıtlık’ (doğrusu savaştır) TÜPRAŞ’a (Yani Koç Holdinge) kazandırıyor.
Exxon net kârını yüzde 384 artırdıysa, TÜPRAŞ yüzde 320 artırdı. TÜPRAŞ’ın esas faaliyet kârı bu yılın ilk 6 ayında 59 milyar liraya çıktı. Bu 1.32 milyar dolar net kâr demek. Peki bu kâr nasıl gerçekleşti ve daha önemlisi işçi gelirleri karşısında ne anlama gelir?
Her şeyden önce, dünya günde yaklaşık 100 milyon varil petrol tüketiyor. İran savaşı öncesinde bunun yaklaşık yüzde 20’si Basra Körfezi bölgesinden Hürmüz Boğazı üzerinden dünya pazarlarına ulaşıyordu. Stratejik rezervlerin devreye sokulması ve benzeri yöntemlerle bu miktar 92 milyon varilde stabilize oldu. Ve TÜPRAŞ’ın üretimi bu tüketimin yaklaşık olarak binde 5.5’ine denk geliyor.
Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve Rusya’da petrol rafinerilerinin art arda vurulması TÜPRAŞ’ın önünü açtı. Savaşlar ve saldırılar nedeniyle daralan rafineri arzından (özellikle Rusya ve Ortadoğu) yüksek oranda beslendi. Avrupa’da jet yakıtı stokları bir aylık tüketimin altına indi. Trump’ın kastettiği ‘kıtlık’ bu.
TÜPRAŞ’ın rafineri marjları ise bu nedenlerle tarihsel zirveye çıktı. Jet yakıtında 5 yıllık ortalama rafineri marjı 20 ($/v) altındayken martta 84.4’ü, nisanda 65.5’i, haziranda 42.1’i gördü. Benzer şekilde örneğin geçtiğimiz yılın temmuzunda motorinde rafineri marjı 26.3 iken bu yıl 75’e çıktı. Benzinde de geçtiğimiz yılın temmuzunda 16.2 olan marj 43.9’u gördü. Bu büyük artışlar kârı besledi ve ücret ile kâr makası ücretler aleyhine açıldı.
Savaş enflasyonu körükledi. Altı aylık resmi enflasyon dahi yüzde 17.76’yı gördü. Ve bundan TÜPRAŞ işçileri de doğrudan etkilendi. Halbuki işçiler üç yıllık sözleşmede yüzde 35 zam almış ve zaten ek protokol istememiş miydi?
Bundan sonrası daha az çarpıcı değil.
TÜPRAŞ rafinerilerinin kapasite kullanımı bu olağanüstü dönemde yüzde 95.1’e çıktı. Ana ortaklığa ait net dönem kârı, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yaklaşık 4 katına çıkarak 49.8 milyar TL oldu.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
