Hırsızlık var, vurgun var, tasfiye var… Para nerede?-Murat Muratoğlu (Nefes)
“Nasreddin Hoca’nın evine hırsız girer. Komşular toplanır, Hoca’yı suçlamaya başlar: “Kapıyı neden kilitlemedin?”, “Pencereyi neden açık bıraktın?”, “Biraz dikkatli olsaydın ya!”
Hoca bir süre dinler, sonra dayanamaz: “İyi de komşular… Hırsızın hiç mi suçu yok?”
SPK yedi şirketin kurduğu 131 fonu kapattı. Güzel de bu neydi? Ceza mı? Değil… Olay yerine şerit çekmek. Polis gelir, şeridi çeker, fotoğrafı çeker, tutanağı tutar. Sonra hırsızın evine gidilir.
Sonunda gidildi. Bir zahmet gidildi. Hele şükür gidildi. Daha önce neden gidilmedi?
25 kişi hakkında işlem, 15 gözaltı, yöneticilerin ve yakınlarının mal varlıkları donduruldu. 10 şüpheli de firari… Sahi, yurt dışı yasağı vardı hani?
Evin içine bakınca da insanın ağzı açık kalıyor. Bu şirketlerin kurullarında rektör var… Eski büyükelçi var… Eski kamu bürokratları var… Cumhurbaşkanlığı çevresinden isimler var… İktidara yakın gazetede köşe yazan var…
Kurulda oturmak suç değildir, soruşturma da mahkumiyet değildir. Ama yönetim kurulu üyeliği düğünde nikah şahitliği de değildir. İmza atarsın, ücret alırsın, prestij kazanırsın. İşler yolundayken kartvizite yazarsın; işler patlayınca “Ben toplantılara pek katılmıyordum” olmaz.
Peki kanunumuz manipülasyon şüphelisine ne yapıyor? Verilen “Ceza” iki yıl işlem yasağı… İki yıl borsaya giremezsin. Sonra? Gel, devam et. Suçlu mu, onu mahkeme söyleyecek.
Ama diyelim ki söyledi, yine de SPK’nın elindeki en ağır silah, yüz milyarlarca liralık fon yönetmiş adama iki yıl mola…
Daha acayibi var. Kanuna göre piyasa dolandırıcısı, soruşturma başlamadan elde ettiği menfaatin iki katını Hazine’ye yatırırsa “Etkin pişmanlık”tan yararlanıyor; ceza yok. O “Menfaat” de genelde gerçek vurgunun çok altında hesaplanıyor. Giden dana, gelen civciv…
İyi de zararı yatırımcı görüyor, para neden Hazine’ye gidiyor? Fonzedeye ne var? Geçmiş olsun mesajı mı? İyi geceler öpücüğü mü?
Kanunda Fonun içinde ne kaldıysa satılacak, kalan “Pay oranında” dağıtılacak diyor. Yani hırsızın evinden çıkanı değil, olay yerinde kalanı paylaşıyorsun.”
‘Böyle gitmez’… ‘Bunlar gitmez’-Mustafa Balbay (Cumhuriyet)
“Pazaryerinde bir yurttaş pazarcıyla konuşmamızın arasına girdi, tatlı sert çıkıştı:
– Siyaset mutlaka seçenek üretir, toplum sandıkta patlar deyip duruyorsunuz ama boşuna!
Neden diye sormama kalmadan yanıtını kendisi verdi:
– Seçim falan yok, unutun onu!
Önce seçimin olacağına inandırmak gerekti. Kanıtı iktidardan verdik:
“Olur mu öyle şey! Bugünlerde en yoğun tartışma iktidar kanadından gelen seçim tarihleri üzerine… Seçimi kazanmayı kendilerince garanti edecek adımlar atabilirler ama seçimi kaldıramazlar.”
Yurttaşın dediği dedikti:
– Bulurlar bir şey.
Sohbetin yönünü değiştirerek yol almayı denedik:
“Bakın borsayı yazboz tahtasına çevirmişler. Görünen emeklisin, 2027 maaş zamları şimdiden iç karartıyor. Böyle gider mi?”
Yurttaş, “O başka” dedi, bir doz daha ileri gitti:
– Bir şey bulup seçim yapmayacaklar. İstersen bahse girelim!
Aslında bu tür endişeleri dile getirmemek, uygun dille böyle bir şeyin konuşulması bile yanlış, demek gerekiyor. Ancak toplum içindeki bir dalgalanmayı yok saymak da halka gerçekleri söylememek olur!
Sözün özü toplum; “Böyle gitmez” öfkesiyle, “Bunlar gitmez” korkusu arasında sıkışmış durumda.
Bu sıkışıklığı giderecek olan siyasetin kendisi. İktidar bunu çok iyi bildiği için seçeneğini aşağı çekmeyi icraat listesinin ilk sırasına almış durumda. Bunu en iyi gösterebileceği algının transferler olduğunu düşünüyor.
Yine dillendirilmesinin yararlı olmayacağını düşündüğümüz bir konuya girelim; dün sabah transfer pazarındaki duruma biraz derinden bakalım, dedik.
Geçmişte de transferlerin öne çıktığı, toplumca yadırganan dönemler oldu. İki milletvekilinin dokuzar kez parti değiştirmesi kara mizahla izah edildi. Onlardan biri evden çıkarken eşi soruyormuş, “Bugün hangi partiye gideceksin”?
Bugün iş mizahı aştı.”
Enine boyuna 10 maddede fon krizi-Hayri Kozanoğlu (BirGün)
“2008 Küresel Finansal Krizi’nde finans madrabazı Bernie Madoff kendine güvenen yatırımcıları 65 milyar dolar zarara uğratmak cürmünden 150 yıl hapse mahkum olmuştu.
Aralarında sinema yönetmenleri Steven Spielberg ve Pedro Almodovar, aktrist Zsa Zsa Gabor’un da bulunduğu ünlü-ünsüz ama tümü zengin mağdurlarının birikimleri bir anda buharlaşmıştı.
Bu güruh yıllarca Madoff’un dağıttığı dolar bazında %20’leri aşan karlarla lükslerine lüks katmış, “değirmenin suyunun nereden geldiğini” hiç sorgulamamışlardı. Ne zaman ki bu karların fiktif olduğu, Madoff’un finans şemalarının altının kof çıktığı görüldü, gerçek kafalarına dank etti. Tüm bu kepazeliğin en veciz özetini yapmak onuru da “Hepsi bir yalandı!” cümlesiyle Madoff’un kendisine nasip oldu.
Bizde de 15 milyar TL’lik şirketi 87 kat artışla bir anda 1.3 trilyon TL’ye yükselen Destek Faktoring patronu Mehmet Kumova kendisinin de bu durumda bir anormallik sezdiğini ama söz konusu müthiş performansın “hoşuna gittiğini” söylüyor. Anormal bir durum olsa SPK bize bildirir diye düşünerek yola devam ettiğini öne sürüyor. (Nefes Gazetesi’nde Şehriban Kıraç’ın haberi 20 Eylül 2026).
Bu noktada spekülatif balonların ve finansal çöküşlerin tanrı buyruğu olmadığını, kuralsız kapitalizmin doğasından kaynaklandığını göstermek için en doğrusu, post-Keynesyen Hyman Minsky’e kulak vermek.
Minsky’e göre, “öfori” yani aşırı iyimserlik bazen bir manipülasyondan, bazen sistemin yapısal özelliklerinden ortaya çıktıktan sonra, güven gittikçe artar. Refah ve mutluluk beklentisi giderek kendini doğrulayan bir kehanet halini alır.
“Spekülatif finansman” yani eski borçları yenileme veya borç alma beklentisi yerini “Ponzi finansmanına”, diğer bir deyişle borcun ancak değerlenecek eldeki varlıkların satılarak bakiyenin kapatılması kof umuduna bırakır. Bir anlamda “ dönülmez akşamın ufkuna” gelinir ve aniden bomm diye balon patlar.
Bizde de tam bu aşamaların yaşandığı, fon düzenlemeleri hayata geçince artık bu çarkın dönmeyeceğinin anlaşılmasıyla “fon krizinin” patlak verdiği anlaşılıyor. İsterseniz bu noktada, oldukça detaylı ögeleri barındıran bu süreci 10 maddede özetlemeye çalışalım.
1- Ülkede kronik bir enflasyon sorunu yaşanıyor. Faizlerin yüksek düzeylerde tutulmasına, sözde dezenflasyon programı uygulanmasına rağmen bir türlü enflasyon %30’un altına indirilemiyor. Tasarrufların satın alma gücünü korumak için mutlaka “enflasyonu yenmek”, yani yatırımlardan çok yüksek getiriler sağlamak gerekiyor. Paradan para kazanma hırsını kamçılayan, zengin olup şatafatlı bir yaşam sürme özlemini kabartan psikolojik ve kültürel ortam da, bir an önce köşeyi dönmeyi arzulayan kişileri aşırı risk almaya yönlendiriyor.”
Kurgulu seçim, adalet ve Yeni Parti-Mustafa Yalçıner (Evrensel)
“Türkiye’de çatışma konusu olmayan şey yok!
Sömürü aşırı yoğun, “çökme” fazlasıyla bol, özü eşitliğin görüntüde olanı ya da biçimselin de biçimseli olan bir tür hak ve hukuk ya da haksızlık ve hukuksuzluk olunca çatışma kaçınılmaz oluyor.
İşçi, yoksul ve küçük üretici köylü, kentli dar gelirli, küçük üretici/tüccar, esnaf, genci, kadını, işçileşmekte olan memuru, emeklisiyle emekçiler ve hakları zaten tekelci burjuvazinin hedefi. Emekleri ve gelirlerine çökülüyor ve buradan çatışma doğuyor.
Yetmiyor; emek ürünleriyle emekçilerin her tür geliri, ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynakları nasıl sahiplenilip paylaşılacak, bu paylaşım ve tabii ki başta halk olmak üzere ülke nasıl yönetilecek– bunun kararlaştırılacağı bir çatışma da sürüyor. Saray rejiminin devamı amaçlanarak ve ülke tek sesli bir dikensiz gül bahçesine dönüştürülmek istenerek halkın yanı sıra burjuvazinin bir kesiminin de üzerine çullanılmış durumda.
Hiçbir hakkı tanınmayarak işçi sınıfı ve emekçi halk her tür yöntemle zapturapt altına alınmaya uğraşılırken burjuva muhalefete de hayat hakkı tanınmaması için elden gelen arda konulmuyor.
Sanki Saray belediyeciliğiyle belediyeleri sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi muhalif belediye ve belediyecilere operasyon üzerine operasyon düzenleniyor. “Bu kadarı da olmaz” dedirtecek baskı ve ikna yöntemleriyle transferler yaşanıyor. Muhalefet bölünmeye çalışılırken ana muhalefet izne bağlanmak isteniyor. Amaç ortada: Saray düzenini zora sokmayacak bir siyasal ortam yaratmak!
Aramakla bulunmaz hale sokulan adaletin bakanı açık konuşuyor: “2028 yılında Sayın Cumhurbaşkanımızı tekrar seçmek için bir seçim düzenlenecek.”
Türkçesiyle, kimse olağan bir seçim beklemesin, bir oyun oynanacak demek bu! Sadece o değil Saray rejiminin bütün sözcüleri aynı minvalde konuşuyor.
Sadece amaç değil, tüm niyet ve her şey ortada. Çatışmanın bir tarafının çatışmaya yaklaşımı belli.
“İktidar iktidar…” sloganını yükselten, cumhurbaşkanı adayının ardından partisi bile elinden alınarak kendi içinde “çekişme”ye zorlanan ve yeni parti kurmak zorunda bırakılan ana muhalefet partisi lideri Özel “sonunda o sandık gelecek ve kazanacağız” demekle yetiniyor. Eleştirisi, Gürlek’in demokrasiden nasibini almamış olmasıyla sınırlı. “Seçim kararı vermek 360 milletvekilinin işi” diyor. Oysa, açık konuşan Gürlek niyeti belli ediyor; sandık gelecek olsa bile, Erdoğan’ı “tekrardan seçtirmek için” gelecek. Hiç getirmemekten kaçınılacak, o çok kolay değil. Ancak tasarlanan da açık. Bunun önlemleri çoktan alınmaya başlandı. Yetmedikçe herhalde yenilerinin alınacağı daha açık söylenemez. Ve zaten önlemin ardı arkası kesilmiyor. Planlanan, sonucu belli bir seçim.”
Ben sizin dediğinizi yaptım, şimdi beni kim koruyacak?-Servet Yıldırım (ekonomim.com)
“131 fonun tasfiye süreci, yatırımcı güveninin ne kadar kolay sarsılabileceğini gösterdi. Yatırım fonlarının tasfiye süreci, yıllardır bireysel yatırımcıya verilen “profesyoneller yönetsin” tavsiyesini tartışmaya açtı. Yıllardır insanları tasarruflarını sermaye piyasalarına taşımaya çağırıyoruz, şimdi yapılması gereken, bu çağrının karşılık bulmasını sağlayan güveni korumak.
Yatırımcıyı piyasaya getirmek zor ama kaçırmak kolaydır. Bu halkı yatırım fonlarından soğutmayalım.
Bir zamanlar “yatırım fonuna yatırım yapın” diye bireysel yatırımcıya ne diller dökmüştük. Ne demiştik? “Bireysel yatırımcı tek tek hisseleri ve finansal araçları takip edemez. Onun yerine bu işi SPK lisanslı uzmanların takip ettiği fonlara yatırım yapsın.”
Geçen hafta yaşananlardan sonra bu tavsiye ciddi şekilde test edilmeye başlandı. Tavsiyeye uyan bazı yatırımcıların gözünü günlerdir uyku tutmuyor. Çünkü tavsiyelere uyup fonlara yatırım yaptılar ve o fonlar tasfiye edildi.
SPK yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu 131 fonun tasfiye sürecini başlattı. Sürecin detaylarını yayımlayarak yatırımcıların paralarını nasıl alabileceklerini belirledi. Önümüzdeki dönemde fonların varlıkları yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek kademeli biçimde nakde çevrilecek. Oluşan para da yatırımcılara sahip oldukları pay oranında ödenecek. Tasfiye sürecinin altı ay içinde tamamlanması öngörülüyor; ancak nakit oluştukça yatırımcılara daha erken ödeme yapılabilecek.
Bunlar prosedür. Asıl mesele ise prosedürün çok ötesinde.
Yatırım fonu yatırımcıya sadece bir finansal ürün satmaz. Bir ölçüde güven de satar. “Sen piyasayı takip etmek zorunda değilsin. Bu işi profesyoneller yapacak” denir. Yatırımcı da bunun karşılığında yönetim ücreti öder, riskini kabul eder ve parasını profesyonel yönetime teslim eder.
Elbette fon yatırımı risksiz değildir. Hisse senedi fonu düşebilir, altın fonu değer kaybedebilir, tahvil fonunun getirisi beklentinin altında kalabilir. Geçmiş performans geleceğin garantisi değildir. Fonun kazancı da kaybı da yatırım yaptığı varlıkların performansına ve piyasa koşullarına bağlıdır.
Ama burada tartıştığımız şey piyasa riski değil. Yatırımcının “hisse düştü, zarar ettim” demesiyle “güvendiğim sistem ortadan kalktı, paramın akıbetini bekliyorum” demesi aynı şey değil. Birincisinde yatırımcı riskini bilerek piyasanın içine girer. İkincisinde ise yatırımcıya, sermaye piyasasının kuralları içinde güvenli bir yapı sunduğumuzu söyleyen sistemin sorgulanması gündeme gelir.
İşte asıl tehlike burada.”
Not: Başlıklara tıklayarak yazıların tamamına ulaşabilirsiniz.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
