Bir zamanlar Avrupa futbolunda gözden düşmeye başlayan yıldızların son büyük sözleşmelerini imzalamak için tercih ettiği liglerden biri olarak görülüyordu Türkiye.
Ama günümüzde bu tablo sanki değişmeye başlıyor.
Mohamed Salah’ın Trabzonspor’a, Romelu Lukaku’nun Fenerbahçe’ye ve Duşan Vlahoviç’in Beşiktaş’a imza atması, öncesinde Victor Osimhen ve Leroy Sané gibi kariyerlerine henüz nokta koymamış isimlerin Galatasaray’ı seçmesi eski bir soruyu yeniden gündeme getirdi:
Dünyaca ünlü futbolcular neden Türkiye’ye geliyor?
İlk ve en kolay cevap, elbette para için.
Ancak yabancı medyanın bu transferlere yaklaşımı, meselesinin yalnızca yüksek maaşlardan ibaret olmadığını gösteriyor. Türkiye artık bazı futbolcular için Avrupa’nın beş büyük ligi ile Suudi Arabistan veya MLS (ABD) gibi alternatifler arasında farklı bir seçenek sunuyor.
Yüksek net gelir, her şeye rağmen Avrupa futbolunda kalma imkânı, UEFA kupaları, tutkulu taraftarlar, büyük kulüpler ve takımın merkezinde yer alma fırsatı Türkiye’yi cazip kılıyor.
Peki bunlar gerçekten paranın önüne geçebilir mi?
Sadece para değil
Salah’ın Trabzonspor’a transferi, yabancı basında belki de en çok şaşkınlık yaratan transferlerden biri oldu.
Londra’da yayınlanan The Guardian gazetesi, Mısırlı yıldızın Trabzonspor’a iki yıllık sözleşmeyle geldiğini ve anlaşmanın yıllık net gelir, primler ve ticari haklar bakımından son derece yüksek bir paket içerdiğini yazdı. Gazeteye göre bu transfer yalnızca Trabzonspor’un değil, Türk futbolunun ekonomik gücü açısından da dikkat çekici bir gelişme.
Dünyanın en büyük uluslararası spor radyo istasyonu talkSPORT ise, transferin “sadece yüzde 50 civarındaki ücret artışıyla açıklanamayacağını” savunan daha farklı bir yorum yaptı. İngiliz radyosunun futbol analisti Andy Brassell’e göre, Suudi Arabistan’a gitmek yerine Avrupa futbolunda kalma isteği, Türkiye’nin kültürel yapısı ve UEFA organizasyonlarında mücadele edebilme ihtimali de Salah’ın kararını etkilemiş olabilir.
Salah açısından Türkiye’nin sunduğu bir başka şey de sunduğu rol. Liverpool’da dünyanın en büyük futbolcularından biri olabilirsiniz. Ama Trabzonspor’da yalnızca yıldız değil, bütün projenin merkezindeki isim hâline gelirsiniz.
On binlerce taraftarın karşıladığı, forma satışlarını ve kulübün uluslararası görünürlüğünü doğrudan etkileyen bir futbolcu Salah.
The Guardian’ın transfer analizine göre Salah’ın gelişi Trabzonspor’un bilet ve ticari gelirlerine de anında etki yaptı. Yani bu transferde oyuncunun aldığı para kadar, kulübün Salah markasından elde etmeyi umduğu ekonomik değer de önemli.
Ama yabancı basında herkes aynı fikirde değil.
Dünyaca ünlü futbol dergisi FourFourTwo, Salah’ın kararını oldukça sert bir dille eleştirerek transferin esas olarak maddi nedenlerle gerçekleştiği görüşünü savundu. Dergiye göre Mısırlı yıldız, hâlâ üst düzey Avrupa liglerinde oynayabilecek durumda olmasına rağmen çok daha düşük rekabet seviyesindeki bir lige gitmeyi tercih etti.
Yani Salah transferi bile tek başına tartışmayı özetliyor:
Para mı, yaşam tercihi mi, Avrupa’da kalmak mı, yoksa bunların hepsi mi?
Muhtemelen sonuncusu.
“Yabancı” değil
Romelu Lukaku’nun Fenerbahçe’ye transferinin ise daha kişisel bir tarafı var.
Reuters’ın haberinde dikkat çekilen ayrıntılardan biri, Lukaku’nun Türkiye ile çocukluğundan gelen bağı. Dolayısıyla babasının Gençlerbirliği’nde oynadığı dönemde hayatının bir bölümünü geçirdiği Türkiye Lukaku için tamamen yabancı bir yer değil.
33 yaşındaki futbolcu açısından kariyerinin son döneminde yeni bir başlangıç yapma isteği de rol oynamış olabilir.
Napoli’de sakatlıklarla dolu bir sezon geçiren Lukaku, Fenerbahçe’de yalnızca iyi bir sözleşme değil, yeniden takımın merkezindeki isimlerden biri olma fırsatı bulabilir.
Para elbette önemli.
Ancak özellikle yıldız oyuncular açısından bazen başka bir soru devreye giriyor:
“Nerede daha önemli olacağım?”
Avrupa’nın dev kulüplerinden birinde yüksek ücret alan ama düzenli forma şansı bulamayan bir futbolcu olmak mı, yoksa Türkiye’de takımın hücumunun merkezine yerleşmek mi?
Lukaku gibi kariyerinde Chelsea, Manchester United, Inter ve Napoli gibi kulüplerde oynamış bir futbolcu için bu ikinci seçenek, sportif açıdan da yeni bir motivasyon yaratabilir.
Önemli santrafor
Duşan Vlahoviç’in Beşiktaş’a imza atması ise belki de bu tartışmanın en dikkat çekici örneklerinden biri.
Çünkü Vlahoviç, Türkiye’ye kariyerinin sonuna yaklaşmış bir futbolcu olarak gelmedi. Sırp golcü, 26 yaşında ve Avrupa futbolunun hâlâ önemli santrforlarından biri.
Transfer sürecini yakından takip eden İngiliz talkSPORT, Juventus sonrası Vlahoviç’in yüksek ücret beklentileri ve Avrupa’daki büyük kulüplerden beklediği teklifleri alamamasının Türkiye seçeneğini güçlendirdiğini yazdı. Haberde, oyuncunun uzun süre kulüpsüz kalmasının ardından Beşiktaş’a gitmesinin Avrupa transfer piyasasında dikkat çekici bir gelişme olduğu vurgulandı.
Vlahoviç örneği, Türkiye’nin transfer piyasasında yeni bir noktaya geldiğini gösteriyor.
Bir dönem Süper Lig’e gelen yabancı yıldızların çoğu 34, 35 hatta daha ileri yaşlardaydı.
Şimdi ise Avrupa’nın büyük liglerinde hâlâ oynayabilecek yaşta futbolcular Türkiye’ye geliyor.
Elbette burada ekonomik şartlar belirleyici.
Ancak, örneğin Beşiktaş Vlahoviç’e sadece yüksek bir maaş sunmadı. Takımın tartışmasız golcüsü olmak, büyük bir kulübün yüzlerinden birine dönüşmek ve kariyerini yeniden inşa edebileceği bir ortam da teklifin parçası.
Değişim işaretleri
Aslında bu değişimin ilk büyük işaretleri 2025’te geldi.
Victor Osimhen’in Galatasaray’a transferi, Türk futbolu açısından ekonomik ve sportif bakımdan bir dönüm noktasıydı.
Galatasaray’ın resmî açıklamasına göre Osimhen için Napoli’ye 75 milyon avro bonservis bedeli ödenirken, oyuncuyla dört yıllık sözleşme imzalandı. Sözleşmede yıllık net 15 milyon avro garanti ücretin yanı sıra sadakat primi ve imaj hakları için ayrı ödemeler de yer aldı.
Bu transferin önemi yalnızca rakamlarında değildi.
Osimhen, kariyerini Avrupa’nın üst düzey liglerinde sürdürme yaşında bir oyuncuydu.
Türkiye’ye gelişinin ardından bonservisiyle Galatasaray’a transfer olması, Süper Lig’in artık yalnızca “kiralık yıldızların” veya kariyerinin son dönemindeki futbolcuların adresi olmadığını gösterdi.
Leroy Sané transferi de aynı mesajı verdi.
Galatasaray’ın resmî açıklamasına göre Alman yıldızla üç yıllık anlaşma imzalandı ve Sané’ye sezon başına net 9 milyon avro garanti ücret ile 3 milyon avro sadakat primi ödenmesi kararlaştırıldı.
Sané’nin İstanbul’a geldiğinde yaptığı ilk açıklamalarda özellikle taraftar atmosferinden duyduğu heyecanı vurgulaması da dikkat çekiciydi.
Yani Türkiye’nin sunduğu paketin yalnızca banka hesabıyla ilgili olmadığı, en azından futbolcuların kendi açıklamalarında da görülüyor.
Gizli avantaj
Yine de işin ekonomik tarafını küçümsemek mümkün değil.
Futbol transferlerinde açıklanan rakamlar kadar önemli olan bir başka konu, futbolcunun eline gerçekte ne kadar para geçtiği.
Türkiye’de kulüpler, yıldız oyuncularla yaptıkları anlaşmalarda çoğu zaman net ücret üzerinden garanti verebiliyor. Bu da Avrupa’nın bazı ligleriyle karşılaştırıldığında önemli bir avantaj yaratıyor.
Örneğin bir futbolcunun İngiltere, İtalya veya Almanya’da yüksek görünen brüt maaşı ile Türkiye’de aldığı net ücret aynı kapıya çıkmıyor.
Bu nedenle Türk kulüpleri transfer görüşmelerinde yalnızca yüksek rakamlar değil, oyuncunun cebinde kalacak daha yüksek bir gelir de sunabiliyor.
Salah örneğinde The Guardian ve talkSPORT tarafından açıklanan ücret paketleri de bu rekabetin ulaştığı seviyeyi gösteriyor.
Üçüncü yol mu?
Belki de son transferlerin ortaya çıkardığı en ilginç soru bu.
Suudi Arabistan çok daha büyük paralar sunabiliyor. Ancak Avrupa futbolundan, UEFA organizasyonlarından ve Avrupa merkezli futbol gündeminden uzaklaşmak da birçok oyuncu için ağır bir bedel.
MLS, ABD yaşam tarzı ve ticari fırsatlar açısından cazip.
Fakat sportif rekabet ve Avrupa kupaları açısından farklı bir dünya.
Türkiye ise bazı yıldızlara başka bir paket sunuyor:
Yüksek net gelir
Avrupa’ya coğrafi yakınlık
UEFA organizasyonlarında oynama fırsatı
Dünyanın en tutkulu taraftar gruplarından bazıları
İstanbul gibi küresel bir şehirde yaşama imkânı
Takımın tartışmasız yıldızı olma şansı
Salah, Lukaku ve Vlahoviç’in aynı yaz transfer döneminde Türkiye’ye gelmesi bu nedenle tesadüf olarak görülmeyebilir.
Üstelik bu üç oyuncunun hikâyeleri birbirinden farklı.
Salah için Avrupa’da kalmak ve kültürel yakınlık önemli olabilir.
Lukaku için Türkiye ile kişisel bağları ve yeni bir başlangıç isteği öne çıkıyor.
Vlahoviç içinse ekonomik şartların yanı sıra Avrupa’nın en önemli santrforlarından biri olarak yeniden takımın merkezine yerleşme fırsatı var.
Osimhen ve Sané ise Türkiye’nin artık daha genç ve kariyerinin devamındaki yıldızları da hedefleyebildiğini gösterdi.
Tek neden maddi olmayabilir ama para olmadan bu transferlerin önemli bölümünün gerçekleşmeyeceğini söylemek de gerçekçi değil.
Belki Türkiye’nin yeni transfer formülünü şöyle özetlemek mümkün: Para + Avrupa’ya yakınlık + ateşli taraftar + üstleneceği başrol + yaşam tarzı.
Bu beş unsur bir araya geldiğinde, Süper Lig yıldız futbolcular için geçmişte olduğundan çok daha güçlü bir seçenek hâline geliyor.
Türkiye henüz Premier League, La Liga veya Serie A ile aynı prestije sahip değil ama son transferler şunu gösteriyor:
Süper Lig artık yalnızca futbolcuların Avrupa defterini kapattığı bir yer olarak görülmüyor.
***
İlgili yazılar:
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
