Liberalizmin birlikte büyüdüğü yakın dostu, gelişkin Batı ülkelerinde kutsanarak ilahlaştırılan demokrasi, günümüzde özellikle liberal ve serbest Batı toplumlarında, piyasanın başarısızlıkları sonucunda büyüsünü kaybetmeye ve yer yer sorgulanmaya başlamıştır.
Liberalizmin dokusuyla uyumlu olan ve toplumların belli bir gelişmişlik seviyesi ve gelir ölçeğine ulaşmalarından sonra yeşererek boy atabilen demokrasi olgusu, son yıllarda serbest piyasanın yarattığı büyük gelir eşitsizlikleri ve hayal kırıklıkları sonucu bir kriz hali yaşamaktadır.
2. Dünya Savaşı’ndan zaferle çıkmasıyla öz güveni artan liberal demokrasi, takip eden dönemde ABD‘de ve Avrupa’da, Keynesyen para ve maliye politikalarının etkisiyle gerçekleştirdiği hızlı büyüme ve refah artışıyla “şanslı 30 yıl” denen bir bahar dönemi yaşadı.
1973’te patlak veren petrol krizinin tetiklediği ekonomik bunalım sonrasında, devletin özellikle maliye politikaları aracılığıyla ekonomiye aktif müdahalesini öngören Keynesyen ekonomi politikası hızla bir kenara bırakılmış, “neoliberalizm” de denen pür liberal ekonomi çağı başladı.
1980’li yıllarda ABD’de Başkan Reagan’ın “Reaganomics” denilen pür liberal politikaları ve aynı dönemde İngiltere’de “Demir Leydi” Thatcher’ın ünlü “başka alternatif yok” sözüyle güya zorunlu olduklarını vaaz ederek uyguladığı pür liberalizmi, ülkelerinin orta ve düşük gelirli insanları için sürekli zarar yazarken, yüksek gelirli kesimlerin lehine işledi.
1990’ların başında Sovyet İmparatorluğu’nun dağılmasıyla, yıllardır “Soğuk Savaş” yaşadığı sosyalist rakibini yenen liberal kapitalizm adeta öz güven patlaması yaşadı ve liberalizm gurularından Fukuyama; liberalizmin görünüşte ayakta kalan tek seçenek oluşunu “tarihin sonu” diyerek çok çok iddialı ve tartışmalı bir biçimde ifade etti.
90’lı yılların başında belirginleştikten sonra zamanla ivmelenen küreselleşme olgusu, çok geçmeden liberal kapitalizmle el ele yürümeye ve bir süre sonra da artık bütünleşip küresel kapitalizm olarak hızla koşmaya başladı.
Küreselleşmenin ekonomik boyutunun yani küresel kapitalizmin temel direğini sermayenin serbest dolaşımı oluşturmaktaydı. Özgür ve dolaşım hızı yüksek olan sermaye ana vatanı olan Batı’dan kanatlanarak dünyanın birçok noktasına konmuş ancak işte bu sermaye hareketleri gelir dağılımını çok uluslu şirketlerin lehine ve kitlelerin aleyhine olmak üzere, çok hızlı bir şekilde ve eskisine rahmet okutacak derecede bozmuştu maalesef.
Son yıllarda ise, özellikle ileri teknoloji gerektiren ürünleri üreterek tüm dünyanın kullanımına sunan çoğu Batı merkezli dev teknoloji şirketleri, tıpkı güçlü bir mıknatıs gibi öteki ülkelerin gelirlerini çok daha hızlı bir şekilde kendilerine çekmeye başlamış, gelinen noktada bu şirketlerin değerleri devasa boyutlara ulaşarak birçok ülkenin milli gelirinden çok daha büyük ölçeklere ulaşırken, gelir adaletsizliği ürkütücü düzeylere varmıştır.
Dizginlerinden boşaltarak hızla oradan oraya hareket eden küresel kapitalizm, gelir dengesini öyle bir hale getirmiştir ki, İngiltere merkezli bir yardım kuruluşu olan Oxfam’ın 2019 sonunda yayımladığı “Önemseme Zamanı” raporuna göre; dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesiminin toplam gelirden aldıkları pay yüzde 40 a ulaşmıştır. Gene en zengin 2.153 bireyin toplam serveti tüm servetin yüzde 60’ını kapsamaktadır. Öte yanda, söz konusu 2.153 bireyin toplam gelirden aldığı pay, 4.6 milyar insanın aldığı toplam paya eşittir.
Serbest piyasanın yarattığı işte bu akıllara durgunluk veren dengesizlikler, birçok toplumda liberal değerlerin giderek daha yüksek sesle eleştirilmesine ve liberalizmin besleyip büyüttüğü ve şimdiye dek üzerine titrenen demokrasi idealinin sorgulanmasına yol açmıştır.
Günümüzde, liberalizmin şampiyonlarının da dahil olduğu birçok ülkede göçmen karşıtlığı, ırkçılık ve dinsel fanatizm kisvelerine bürünen ama aslında kitlelerin ekonomik dengesizliklere olan öfkesini yarattığı duygu dünyalarına hitap eden popülist siyasi liderler başarılı olmakta. Bu liderlerin aklı, mantığı ve yapıcı diyaloğu kapı dışarı eden, çözüm değil de sorun üreten siyasetsizlikleri meseleleri kangrenleştirmekte yani popülizmin karanlık gölgesi bir kez daha toplumların üzerini kaplamış bulunmaktadır maalesef.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
