Bir İngiliz atasözü; “Kör bir adam karanlık bir odada olmayan bir kara kediyi arıyor” der.
Bu söz; modern kent yaşamının bir parçası olmuş bireyin, son derece parasallaşmış ilişkilerin tıpkı bir örümcek ağı gibi her yanını sardığı ve körleştirdiği bir ortamda yaşayan ve o yaşamın içerisinde huzuru ve mutluluğu arayan kişinin nafile çabasını çarpıcı bir biçimde ifade etmekte aslında.
Tüketim toplumunun huzuru ve mutluluğu tüketime endeksleyen ve tüketimin düzeyiyle mutluluk arasında tam bir korelasyon bulunduğunu vaaz eden ve bitmek bilmeyen propagandasının kıskacında, zihni iğdiş olan, bilinci iyiden iyiye bulanıklaşan kişi, huzuru aslında olmadığı yerde arayarak, tüketmekle, hep daha fazlasını tüketmekle bulabileceğini ummayı sürdürmekte.
Ünlü Alman sosyolog George Simmel ta 1900’lü yılların başında, keskin zekâsı ve uzak görüşlülüğüyle, hızla ilerleyen modernleşmenin getireceklerini yani bugün yaşadığımız bunalımlarımızı ve arayışlarımızı o günlerden öngörmüş ve şöyle demişti:
“Hayatın tatmin edici ve nihai amaçlarının bozulduğu dönemlerde, bir araçtan başka bir şey olmaması gerekenler nihai amaçların yerlerini alarak onların giysilerine bürünürler.”
İşte bugün Simmel’in öngörüsü tam olarak gerçekleşmiş, modern kapitalizm bireyi toplumsal ve kültürel bağlarından koparmış, onu yaşamın gerçek mutluluk kaynaklarını göremeyecek kadar kör etmiştir. Ayrıca, yaşamı pür ekonomik bir bakışla fayda-maliyet analizine indirgemesine yol açmış, tüm gerçek erdemlerin birer birer yitip gittiği bir ortamda onu anlam ve mutluluk arayışıyla baş başa bırakmış oldu.
İşin ilginç ve bir o kadar da trajikomik olan yanı ise; bireyi yalnızlaştırıp içe kapatarak, yaşamın her alanını parasallaştırarak onu mutsuzlaştıran modern tüketimci kapitalizmin, kişinin artık kronikleşmiş huzursuzluk ve mutsuzluk hastalığına çare olarak, kendi içinden çıkardığı ve para karşılığında hizmet veren yaşam koçlarının tavsiyelerini sunmasıdır.
Huzursuz bireye mutluluğu bulabilmek için nasıl daha çok kazanabileceğinin ve tabii ki daha çok tüketebileceğinin yollarını gösteren paralı yaşam koçlarının bu tavırları, kanseri vitaminlerle tedavi etmeye çalışan bir doktorun faydasız çabalarının ötesinde bir anlam taşımaz.
Halbuki Pascal’ın dediği gibi, “Mutluluk bir odada tek başına oturup kalabilmektir.”
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
