Pazar, 24 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

“Kendim ettim kendim buldum”

Erdal Çolak
Son güncelleme: 24 Mayıs 2026 16:40
Erdal Çolak
Paylaş
Paylaş

İnsanlık tarihi boyunca çağlar değişti. Taş baltaların yerini akıllı telefonlar, mağaraların yerini gökdelenler aldı.

İnsan, toprağın üzerinde yürüyen bir canlı olmaktan çıkıp gökyüzüne ulaşan bir uygarlık kurdu. Ancak bütün bu değişimlerin içinde hiç değişmeyen bir arayış vardı: Anlamı bulmak, hakikate ulaşmak ve insanın kendisini tanıma isteği.

Bugün ise insanlık tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilgiye yakın, fakat belki de kendisine en uzak hâlinde yaşıyor.

İşte tam da böyle bir çağda, dünyanın farklı ülkelerinden diplomatlar, bilim insanları ve siyasetçiler Kopenhag’da bir araya geldi. Görünürde konuşulan mesele iklim kriziydi; karbon emisyonları, enerji politikaları, yeşil dönüşüm ve uluslararası anlaşmalar… Fakat gerçekte masadaki konu bundan çok daha derindi: İnsanlığın doğayla kurduğu ilişkinin çöküşü ve modern insanın kendi yarattığı dünyanın içinde kayboluşu.

20-21 Mayıs tarihlerinde düzenlenen Kopenhag İklim Bakanları Toplantısı, yalnızca COP31 öncesi diplomatik bir hazırlık değildi. Bu toplantı, Antroposen Çağı’nın ortasında insanlığın kendi vicdanıyla yaptığı büyük bir yüzleşmeydi.

Çünkü içinde yaşadığımız çağ artık yalnızca teknoloji çağı değil; insanın doğa üzerindeki etkisinin gezegenin kaderini değiştirecek boyuta ulaştığı bir dönemdir. Bilim insanları bu dönemi “Antroposen” olarak adlandırıyor. İnsan artık sadece doğada yaşayan bir varlık değil; iklimi değiştiren, okyanusları kirleten, ormanları yok eden ve gezegenin geleceğini belirleyen bir güç hâline geldi.

Fakat insanın en büyük trajedisi de burada başladı.

Rönesans’la birlikte insan korku ve dogmaların içinden çıkarak düşüncenin merkezine yerleşti. Başlangıçta bu büyük dönüşüm aklın özgürleşmesiydi. İnsan sorguluyor, öğreniyor ve evreni anlamaya çalışıyordu. Ancak zamanla bu arayış üstünlük duygusuna dönüştü. İnsan doğayı anlamak yerine ona hükmetmek istedi. Kendini evrenin sahibi sandı.

En büyük yanılgı da burada doğdu: Gücü bilgelikle karıştırdı.

Dağları deldi, nehirlerin yönünü değiştirdi, ormanları yok etti ve bütün bunları “ilerleme” adı altında meşrulaştırdı. Oysa doğa fethedilecek bir düşman değil, insanın varlığını mümkün kılan kadim bir dengedir.

Kopenhag’daki toplantının asıl anlamı da tam burada saklıydı. Avrupa Birliği artık yalnızca çevreyi korumaktan söz etmiyor; iklim krizini enerji güvenliği, ticaret savaşları, jeopolitik rekabet ve ekonomik güç dengeleriyle birlikte ele alıyor. Çünkü dünya değişti. ABD’nin Paris Anlaşması’ndan geri çekildiği, küresel düzenin parçalandığı bir dönemde Avrupa yeni bir iklim diplomasisi inşa etmeye çalışıyor.

Ancak bu yeni diplomasi yalnızca çevresel bir duyarlılık değil; aynı zamanda ekonomik ve stratejik bir güç mücadelesi.

Kopenhag’da verilen mesaj açıktı: “Hırs artık yeterli değil.”

Bu cümle yalnızca iklim politikalarına dair bir eleştiri değil, modern insanın içine düştüğü ruh hâlinin de özeti gibiydi. Çünkü insanlık bugün yalnızca doğayı değil, anlam duygusunu da kaybediyor.

Modern insan teknolojinin verdiği güçle kendisini neredeyse tanrısal bir konuma yerleştirdi. Yapay zekâlar üretiyor, genetik kodlarla oynuyor, uzaya ulaşıyor. Fakat bütün bu ilerlemenin ortasında en önemli şeyi unutuyor: haddini bilme duygusunu.

İnsan kendisini doğanın üstünde gördüğü anda yalnızca doğadan değil, zamanla kendi özünden de koptu.

Bugün yaşanan ekolojik krizler, iklim değişiklikleri ve derin ruhsal yalnızlıklar biraz da bu kopuşun sonucudur. İnsan evrenin merkezinde olduğunu düşünürken diğer canlıları yalnızca tüketilecek nesneler gibi görmeye başladı. Oysa yaşam görünmez bağlarla birbirine bağlıdır. Bir ağacın yok oluşu yalnızca bir ağacın kaybı değil; yaşamın hafızasından bir parçanın silinmesidir.

Kopenhag’daki toplantıda konuşulan “yeşil dönüşüm” bu yüzden yalnızca enerji meselesi değildir. Asıl mesele insanın kendi zihinsel dönüşümüdür.

İnsan doğaya savaş açtığını sanarken aslında kendi varlığına zarar veriyor. Toprağı tüketirken köklerini, nehirleri kirletirken hafızasını, gökyüzünü karartırken ruhunu da yok ediyor. Doğa affetmez; yalnızca hatırlatır.

Bugün dünyanın bir ucundaki olaydan saniyeler içinde haberdar olabiliyoruz. İnsanlar düşüncelerini milyonlara ulaştırıyor, haberler sınır tanımadan yayılıyor. İlk bakışta bu büyük bir ilerleme gibi görünüyor. Fakat asıl soru şu: Bu kadar iletişim insanı hakikate mi yaklaştırıyor, yoksa gerçeğin gürültüsü içinde daha da mı kaybolmasına neden oluyor?

Modern insan artık olduğu kişi olmaktan çok, göründüğü kişi olmaya çalışıyor. Sosyal medya dev bir sahneye dönüşmüş durumda. İnsanlar burada mutluluklarını sergiliyor, kusursuz görüntüler oluşturmaya çalışıyor. Beğeniler ve takipçi sayıları yeni çağın değer ölçüsüne dönüşürken, insanın iç dünyası sessizce çöküyor.

Platon’un mağara alegorisindeki gibi insanlar bugün de gölgelerle yaşıyor. Gerçek hayatın yerini dijital temsiller aldı. Uzun sohbetlerin yerini kısa mesajlar, gerçek duyguların yerini emojiler aldı. Herkes konuşuyor ama kimse gerçekten dinlemiyor.

Belki de bu yüzden insanlık bugün bilgi çağında olmasına rağmen hakikat krizinin tam ortasında bulunuyor.

Kopenhag’daki zirvenin görünmeyen tarafı tam da buydu: İnsanlığın yalnızca iklimi değil, kendi vicdanını da kurtarma çabası. Avrupa Birliği’nin yeni iklim stratejisi temiz enerji yatırımları, karbon düzenlemeleri, yeni ticaret anlaşmaları ve yeşil teknoloji ortaklıklarıyla şekilleniyor. Fakat bütün bunların ötesinde daha büyük bir soru var:

İnsan gerçekten değişmek istiyor mu, yoksa yalnızca krizleri yöneterek mevcut düzeni sürdürmeye mi çalışıyor? Antroposen Çağı’nın en büyük problemi teknoloji eksikliği değil, anlam eksikliğidir. İnsan bilgiye hiç olmadığı kadar hızlı ulaşıyor, fakat hakikati ayırt etmekte zorlanıyor. Gerçek yönlendirilebilir; hakikat ise insanın içsel farkındalığında ortaya çıkar.

Belki de bugün insanlığın yeniden öğrenmesi gereken en temel gerçek şudur: İnsan doğanın efendisi değil, onun yalnızca bir parçasıdır. Kendini evrenin sahibi sandıkça küçülür; doğayla birlikte var olduğunu fark ettikçe büyür. Kopenhag’daki toplantı, bir anlamda insanlığın aynaya baktığı andı. Diplomatların masasında yalnızca karbon emisyonları değil; insanlığın kibri, korkuları, çıkarları ve geleceği vardı. Bütün bu tartışmaların ortasında doğa sessizce aynı şeyi söylüyordu:

İnsan, hükmettiğini düşündüğü dünyada aslında kendi sonunu hazırlayan tek canlıdır.

Şarkıda söylendiği gibi:

“Kendim ettim kendim buldum, sararıp soldum eyvah eyvah…”

Belki de Antroposen Çağı’nın en acı gerçeği budur. İnsan, doğaya verdiği zararların sonucunu yine kendisi yaşamaktadır. Yüzyıllardır süren müdahaleler toprağı, suyu ve havayı yıprattı. Şimdi ise dünya, insana kendi sınırlarını yeniden hatırlatıyor. Kopenhag’da gerçekten aranan şey yeni bir iklim anlaşması değil; insanlığın kaybettiği hakikat duygusudur.

Fotoğraf: stateofgreen.com

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanErdal Çolak
Takip et:
Gazeteci-yazar-akade​misyen. Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça kasabasında 1975’te doğdu. İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı, 1996 yılında başladığı Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki üniversite, daha sonra Danimarka Kraliyet Okulu’nda (İVA) Copenhagen (The Royal School of Library and Information Science) Kütüphanecilik bölümünde tamamladı. Kütüphanenin Kültüre Etkisi ve Bilginin Bilimselliği üzerine doktora yaptı. Danimarka The Union Press Associat​ion IPC yönetim kurulu üyesi, uluslararası basın yayın kartı sahibi. Kişisel gelişim alanında eğitimler aldı. Psikoterapi Eğitimi sertifikası, Yaşam Koçluğu ve NLP (Zihinsel ve Dilsel Programlama) konusunda diploma sahibi. ”Sonsuzluk İle Hiçlik Arasındaki İnsan” adlı deneme kitabı Dancaya, ”Yalnızlık Aşktır; Yalnızlık, Yokluğun, Hiçliğin Şiirleri” kitabı”. ”Loneliness Is Love” adıyla İngilizceye çevrildi. ”Yüreğim Sensizliğim”, ”Yalnızlık Aşktır”, ”Ben Sana Değil Kendime Geç Kalmışım” adlarında şiir kitapları var. Danimarka’da yaşamaktadır.
Önceki Makale CHP Genel Merkezi boşaltıldı
Sonraki Makale CHP nasıl bir strateji izlemeli?..

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Unutmayı öğrenen toplumlar

Metin Duyar
24 Mayıs 2026
GünlükManşet

Ekonomi nasıl etkilenecek?

Medya Günlüğü
24 Mayıs 2026
GünlükManşet

CHP Genel Merkezi boşaltıldı

Medya Günlüğü
24 Mayıs 2026
GünlükManşet

Koltuğunu bırakmayan adam

Medya Günlüğü
24 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?