Perşembe, 30 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
GünlükManşet

“İstiklal Mahkemeleri” neden kuruldu?

Medya Günlüğü
Son güncelleme: 30 Temmuz 2026 05:54
Medya Günlüğü
Paylaş
Paylaş

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kurtuluş Savaşı sırasında İstiklal Mahkemeleri’ni yeniden düzenleyen kanunu kabul etmesinin üzerinden 104 yıl geçti.

31 Temmuz 1922’de Meclis’ten geçen yasayla olağanüstü yetkilerle donatılan mahkemeler, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında önemli rol oynadı.

Peki İstiklal Mahkemeleri neden kuruldu, nasıl çalıştı ve neden hâlâ Türkiye’nin en çok konuşulan kurumlarından biri?

Söz konusu mahkemeler ilk kez 11 Eylül 1920’de çıkarılan “Firariler Hakkında Kanun” kapsamında kuruldu. O dönemde Ankara Hükümeti henüz düzenli ordusunu oluşturma aşamasındaydı; cepheden kaçan askerlerin sayısı artıyor, Anadolu’nun birçok yerinde isyanlar çıkıyor ve bir yandan da işgal kuvvetleriyle mücadele sürüyordu.

TBMM, hem firarları önlemek hem de iç güvenliği sağlamak amacıyla olağan mahkemelerin yavaş işlediğini düşünerek hızlı karar verebilecek özel mahkemeler oluşturdu.

İstiklal Mahkemeleri normal mahkemelerden oldukça farklıydı; Üç üyeden oluşuyordu; bu kişiler doğrudan TBMM tarafından milletvekilleri arasından seçiliyordu. Bir üye savcılık görevini üstlenirken diğer iki üye yargılama yapıyordu.

En dikkat çekici özelliklerinden biri ise kararlarının kesin olmasıydı.

Kararlara itiraz edilemiyor, temyiz yolu bulunmuyor ve verilen hükümler çoğu zaman aynı gün uygulanıyordu.

Bu yönüyle İstiklal Mahkemeleri, olağanüstü dönemlerin olağanüstü yargı organı olarak kabul edildi.

Siyasi tarihte “Üç Aliler” olarak da anılan mahkeme üyeleri. (Soldan sağa) “Kılıç” Ali Bey, “Kel” Ali Bey (Ali Çetinkaya), Necip Ali Bey ve Reşit Galip Bey. Wikipedia

Mahkemeler başlangıçta asker kaçaklarıyla ilgileniyordu. Ancak zamanla görevleri genişledi.

Başlıca görev alanları şunlardı:

Asker firarları

Casusluk

İsyan ve ayaklanmalar

Vatana ihanet

İşgal kuvvetleriyle iş birliği

Kaçakçılık

Askeri emir ve yasaklara aykırı davranışlar

Bazı bölgelerde vergi kaçırma, eşkıyalık ve kamu düzenini bozan olaylar da bu mahkemelerin görev alanına girdi.

31 Temmuz 1922 neden önemli?

Kurtuluş Savaşı sürerken çıkarılan ilk düzenlemelerin süresi dolmaya başlamıştı. Bunun üzerine TBMM, 31 Temmuz 1922’de İstiklal Mahkemeleri Kanunu’nu kabul ederek mahkemelerin yapısını yeniden düzenledi.

Yeni kanunla mahkemelerin görev ve yetkileri daha ayrıntılı biçimde tanımlandı ve hukuki dayanakları güçlendirildi. Büyük Taarruz öncesinde ordunun disiplinini sağlamak ve cephe gerisini kontrol altında tutmak Ankara açısından hayati önem taşıyordu.

İstiklal Mahkemeleri sadece Kurtuluş Savaşı sırasında faaliyet göstermedi, Cumhuriyet’in ilanından sonra da yeniden kuruldu.

Özellikle 1925’teki Şeyh Sait İsyanı sonrasında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile birlikte mahkemelerin yetkileri yeniden genişletildi. Bu dönemde yalnızca silahlı isyanlar değil, hükümetin kamu düzenine tehdit olarak gördüğü birçok siyasi faaliyet de mahkemelerin gündemine girdi.

İstiklal Mahkemeleri’nin baktığı en bilinen davalardan biri, 1926’daki İzmir Suikastı girişimi oldu.

Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik suikast planıyla bağlantılı olduğu iddia edilen çok sayıda kişi yargılandı. Eski İttihat ve Terakki yöneticileri ile muhalif siyasetçilerin de sanıklar arasında yer aldığı davalarda çok sayıda idam cezası verildi.

Karşıt görüşler

İstiklal Mahkemeleri’ni savunan ve dönemin olağanüstü koşullarına dikkat çeken tarihçiler, ülkenin işgal altında bulunduğunu, düzenli ordunun kuruluş aşamasında olduğunu, iç isyanların Ankara Hükümeti’ni tehdit ettiğini hatırlıyor ve hızlı yargılamaların yapılmaması halinde Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının zorlaşabileceğini söylüyor. Bu görüşe göre mahkemeler, genç devletin ayakta kalmasını sağlayan zorunlu olağanüstü tedbirlerden biriydi.

İstiklal Mahkemeleri’nin eleştirenler ise, temyiz hakkının bulunmamasını, savunma imkanlarının sınırlı olmasını, kararların çok hızlı uygulanmasını gerekçe gösteriyor ve 1925 yılı sonrasında siyasi muhalefeti bastırmak amacıyla kullanıldığını iddia ediyor.

Bu mahkemeler, görevlerini büyük ölçüde tamamladıktan sonra 7 Mart 1927’de tamamen kaldırıldı.

Yaklaşık yedi yıl boyunca farklı dönemlerde faaliyet gösteren bu mahkemeler, Türkiye’nin hukuk ve siyaset tarihinde derin izler bıraktı.

Gazeteci Uğur Mumcu, 11 Kasım 1992’de Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında, İstiklal Mahkemeleri’nin evrensel hukuk kurallarına göre çalışan adli mahkemeler değil; dönemin olağanüstü koşullarında (ayaklanmalar, savaş ve rejim karşıtı tehditler) hızlı kararlar almak üzere kurulmuş siyasi-devrimsel mekanizmalar olduğunu yazdı.

İdam sayısı

Yaklaşık 100 yıl önce kapatılmalarına rağmen günümüzde de tartışılan İstiklal Mahkemeleri’nin kaç kişi için idam kararı aldığı hâlâ polemik konusu.

Wikipedia’da yer alan bilgiye göre, İstiklal Mahkemeleri dünyadaki devrim mahkemeleriyle karşılaştırıldığında nispeten az sayıda ölüm cezası verdi. Fransız Devrimi’nde 1793 yılında 17.000 kişi yargılanıp idam edilmiş, yargılanmadan idam edilenler ile birlikte bir yılda toplam 40.000 kişi infaz edilmişti. Rus Devrimi’nde ise aristokrat ve burjuva sınıfından on binlerce kişi öldürülmüştü.

Akademisyen-tarihçi Ergün Aybars “İstiklâl Mahkemeleri” çalışmasında mahkemelerin Türk Devrimi’nin bir parçası olduğunu ve devrimi gerçekleştirmek için çalıştıklarının unutulmaması gerektiğini yazıyor. Aybars’a göre, İstiklâl Mahkemeleri’nin verdiği idam kararı birinci dönemde resmi kayıtlara göre 1054, isyan bölgesi dahil ikinci ve üçüncü dönem mahkemelerin verdiği azami infaz sayısı ise 576. Toplamda bütün idam kararlarının sayısı 1.630.

Türk Tarih Kurumu’nun Ansiklopedik Türk Tarih Sözlüğü’ne göre, mahkemelerin tutanaklarında “idama mahkûm edilen” insan sayısı çok daha yüksek görünmekle birlikte (yaklaşık 4.000 kişi) bu kararların büyük bir kısmı uygulanmamış. Ayrıca, 2.627 kişiye verilen idam cezası, suçluların cepheye giderek savaşması veya teslim olması şartıyla ertelenmiş.

Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
Önceki Makale Osmanlı’dan günümüze Afrika
Sonraki Makale Kıbrıs’ta ne oluyor?

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

GünlükManşet

Ahmet Davutoğlu’nun portresi

Medya Günlüğü
30 Temmuz 2026
GünlükManşet

Köşe yazılarından seçmeler

Medya Günlüğü
30 Temmuz 2026
ManşetMG Özel

Lavrov’dan Ankara’ya mesaj

Fuad Safarov
30 Temmuz 2026
EditörGünlük

Kıbrıs’ta ne oluyor?

Medya Günlüğü
30 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?