Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kurtuluş Savaşı sırasında İstiklal Mahkemeleri’ni yeniden düzenleyen kanunu kabul etmesinin üzerinden 104 yıl geçti.
31 Temmuz 1922’de Meclis’ten geçen yasayla olağanüstü yetkilerle donatılan mahkemeler, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşmasında önemli rol oynadı.
Peki İstiklal Mahkemeleri neden kuruldu, nasıl çalıştı ve neden hâlâ Türkiye’nin en çok konuşulan kurumlarından biri?
Söz konusu mahkemeler ilk kez 11 Eylül 1920’de çıkarılan “Firariler Hakkında Kanun” kapsamında kuruldu. O dönemde Ankara Hükümeti henüz düzenli ordusunu oluşturma aşamasındaydı; cepheden kaçan askerlerin sayısı artıyor, Anadolu’nun birçok yerinde isyanlar çıkıyor ve bir yandan da işgal kuvvetleriyle mücadele sürüyordu.
TBMM, hem firarları önlemek hem de iç güvenliği sağlamak amacıyla olağan mahkemelerin yavaş işlediğini düşünerek hızlı karar verebilecek özel mahkemeler oluşturdu.
İstiklal Mahkemeleri normal mahkemelerden oldukça farklıydı; Üç üyeden oluşuyordu; bu kişiler doğrudan TBMM tarafından milletvekilleri arasından seçiliyordu. Bir üye savcılık görevini üstlenirken diğer iki üye yargılama yapıyordu.
En dikkat çekici özelliklerinden biri ise kararlarının kesin olmasıydı.
Kararlara itiraz edilemiyor, temyiz yolu bulunmuyor ve verilen hükümler çoğu zaman aynı gün uygulanıyordu.
Bu yönüyle İstiklal Mahkemeleri, olağanüstü dönemlerin olağanüstü yargı organı olarak kabul edildi.

Siyasi tarihte “Üç Aliler” olarak da anılan mahkeme üyeleri. (Soldan sağa) “Kılıç” Ali Bey, “Kel” Ali Bey (Ali Çetinkaya), Necip Ali Bey ve Reşit Galip Bey. Wikipedia
Mahkemeler başlangıçta asker kaçaklarıyla ilgileniyordu. Ancak zamanla görevleri genişledi.
Başlıca görev alanları şunlardı:
Asker firarları
Casusluk
İsyan ve ayaklanmalar
Vatana ihanet
İşgal kuvvetleriyle iş birliği
Kaçakçılık
Askeri emir ve yasaklara aykırı davranışlar
Bazı bölgelerde vergi kaçırma, eşkıyalık ve kamu düzenini bozan olaylar da bu mahkemelerin görev alanına girdi.
31 Temmuz 1922 neden önemli?
Kurtuluş Savaşı sürerken çıkarılan ilk düzenlemelerin süresi dolmaya başlamıştı. Bunun üzerine TBMM, 31 Temmuz 1922’de İstiklal Mahkemeleri Kanunu’nu kabul ederek mahkemelerin yapısını yeniden düzenledi.
Yeni kanunla mahkemelerin görev ve yetkileri daha ayrıntılı biçimde tanımlandı ve hukuki dayanakları güçlendirildi. Büyük Taarruz öncesinde ordunun disiplinini sağlamak ve cephe gerisini kontrol altında tutmak Ankara açısından hayati önem taşıyordu.
İstiklal Mahkemeleri sadece Kurtuluş Savaşı sırasında faaliyet göstermedi, Cumhuriyet’in ilanından sonra da yeniden kuruldu.
Özellikle 1925’teki Şeyh Sait İsyanı sonrasında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu ile birlikte mahkemelerin yetkileri yeniden genişletildi. Bu dönemde yalnızca silahlı isyanlar değil, hükümetin kamu düzenine tehdit olarak gördüğü birçok siyasi faaliyet de mahkemelerin gündemine girdi.
İstiklal Mahkemeleri’nin baktığı en bilinen davalardan biri, 1926’daki İzmir Suikastı girişimi oldu.
Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik suikast planıyla bağlantılı olduğu iddia edilen çok sayıda kişi yargılandı. Eski İttihat ve Terakki yöneticileri ile muhalif siyasetçilerin de sanıklar arasında yer aldığı davalarda çok sayıda idam cezası verildi.
Karşıt görüşler
İstiklal Mahkemeleri’ni savunan ve dönemin olağanüstü koşullarına dikkat çeken tarihçiler, ülkenin işgal altında bulunduğunu, düzenli ordunun kuruluş aşamasında olduğunu, iç isyanların Ankara Hükümeti’ni tehdit ettiğini hatırlıyor ve hızlı yargılamaların yapılmaması halinde Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasının zorlaşabileceğini söylüyor. Bu görüşe göre mahkemeler, genç devletin ayakta kalmasını sağlayan zorunlu olağanüstü tedbirlerden biriydi.
İstiklal Mahkemeleri’nin eleştirenler ise, temyiz hakkının bulunmamasını, savunma imkanlarının sınırlı olmasını, kararların çok hızlı uygulanmasını gerekçe gösteriyor ve 1925 yılı sonrasında siyasi muhalefeti bastırmak amacıyla kullanıldığını iddia ediyor.
Bu mahkemeler, görevlerini büyük ölçüde tamamladıktan sonra 7 Mart 1927’de tamamen kaldırıldı.
Yaklaşık yedi yıl boyunca farklı dönemlerde faaliyet gösteren bu mahkemeler, Türkiye’nin hukuk ve siyaset tarihinde derin izler bıraktı.
Gazeteci Uğur Mumcu, 11 Kasım 1992’de Cumhuriyet’te yayımlanan yazısında, İstiklal Mahkemeleri’nin evrensel hukuk kurallarına göre çalışan adli mahkemeler değil; dönemin olağanüstü koşullarında (ayaklanmalar, savaş ve rejim karşıtı tehditler) hızlı kararlar almak üzere kurulmuş siyasi-devrimsel mekanizmalar olduğunu yazdı.
İdam sayısı
Yaklaşık 100 yıl önce kapatılmalarına rağmen günümüzde de tartışılan İstiklal Mahkemeleri’nin kaç kişi için idam kararı aldığı hâlâ polemik konusu.
Wikipedia’da yer alan bilgiye göre, İstiklal Mahkemeleri dünyadaki devrim mahkemeleriyle karşılaştırıldığında nispeten az sayıda ölüm cezası verdi. Fransız Devrimi’nde 1793 yılında 17.000 kişi yargılanıp idam edilmiş, yargılanmadan idam edilenler ile birlikte bir yılda toplam 40.000 kişi infaz edilmişti. Rus Devrimi’nde ise aristokrat ve burjuva sınıfından on binlerce kişi öldürülmüştü.
Akademisyen-tarihçi Ergün Aybars “İstiklâl Mahkemeleri” çalışmasında mahkemelerin Türk Devrimi’nin bir parçası olduğunu ve devrimi gerçekleştirmek için çalıştıklarının unutulmaması gerektiğini yazıyor. Aybars’a göre, İstiklâl Mahkemeleri’nin verdiği idam kararı birinci dönemde resmi kayıtlara göre 1054, isyan bölgesi dahil ikinci ve üçüncü dönem mahkemelerin verdiği azami infaz sayısı ise 576. Toplamda bütün idam kararlarının sayısı 1.630.
Türk Tarih Kurumu’nun Ansiklopedik Türk Tarih Sözlüğü’ne göre, mahkemelerin tutanaklarında “idama mahkûm edilen” insan sayısı çok daha yüksek görünmekle birlikte (yaklaşık 4.000 kişi) bu kararların büyük bir kısmı uygulanmamış. Ayrıca, 2.627 kişiye verilen idam cezası, suçluların cepheye giderek savaşması veya teslim olması şartıyla ertelenmiş.
Not: Görsel yapay zekâyla üretilmiştir.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
