Salı, 10 Mar 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Serbest Kürsü

İsrail’in tercihi “zayıf çevre”

Metin Duyar
Son güncelleme: 24 Aralık 2025 15:25
Metin Duyar
Paylaş
Paylaş

Güvenlik Korkusunun Bölgesel Stratejiye Dönüşümü

Orta Doğu’daki istikrarsızlık genellikle kadim düşmanlıklar, mezhepsel fay hatları ya da çözülemeyen sınır sorunlarıyla açıklanıyor.

Bu açıklamalar belirli ölçülerde doğru olsa da, bölgedeki krizlerin neden bu kadar kalıcı, neden bu kadar tekrar eden ve neden çoğu zaman çözüme dirençli olduğunu anlamak için yeterli değil. Asıl mesele, istikrarsızlığın yalnızca bir sonuç değil, kimi aktörler açısından yönetilebilir bir durum olarak görülmesi. Bu çerçevede İsrail’in güvenlik anlayışı, savunma refleksinin ötesinde, çevresini nasıl bir siyasal coğrafya içinde görmek istediğine dair bilinçli bir tercihi yansıtıyor.

İsrail’in kuruluşundan itibaren şekillenen güvenlik doktrini, klasik anlamda güçlü ve dengeli komşularla karşılıklı caydırıcılığa dayalı bir düzen kurmaktan ziyade, çevresel tehditleri sürekli parçalı ve kontrol edilebilir tutma fikrine yaslandı. Bu yaklaşım, askeri üstünlüğün kalıcı olabilmesi için yalnızca kendi kapasitesinin değil, çevresindeki aktörlerin sınırlı kalmasının da gerekli olduğu varsayımına dayanıyor. Dolayısıyla İsrail açısından istikrarlı, kurumsallaşmış ve siyasal bütünlüğünü sağlamış komşular, uzun vadede potansiyel bir denge unsuru olarak algılanırken; zayıf, iç sorunları derin ve merkezi otoritesi sınırlı yapılar daha “öngörülebilir” kabul ediliyor.

Lübnan bu stratejinin en erken örneklerinden biri oldu. 1982 işgali, yalnızca silahlı gruplara karşı yürütülen bir operasyon değildi; zaten kırılgan olan devlet yapısını daha da çözen, siyasal sistemi kronik bir tıkanıklığa sürükleyen bir müdahaleydi. İşgalin sona ermesiyle birlikte güçlü bir Lübnan devleti ortaya çıkmadı; aksine, yıllarca süren siyasi felç, dış müdahalelere açık ve iç dengeleri son derece hassas bir yapı kalıcı hale geldi. Bu durum, İsrail’in kuzey sınırında güçlü bir devlet yerine sürekli meşgul olan, kendi iç sorunlarıyla boğuşan bir komşuya sahip olmasını sağladı.

Benzer bir tablo Suriye için de geçerli. İç savaş sürecinde İsrail’in doğrudan taraf olmaktan kaçınması, çoğu zaman “temkinli” bir politika olarak yorumlandı. Ancak savaşın uzaması ve merkezi devlet kapasitesinin ciddi biçimde aşınması, İsrail açısından güvenlik risklerini azaltan bir sonuç üretti. Güçlü bir orduya ve bölgesel etkiye sahip bir Suriye yerine, toprak bütünlüğü zedelenmiş, karar alma kapasitesi sınırlı ve dış aktörlere bağımlı bir yapı, kısa vadeli güvenlik hesapları açısından daha tercih edilir görüldü.

Gazze ise bu yaklaşımın en sistematik ve en görünür uygulama alanı. Uzun yıllardır süren abluka, yalnızca belirli bir örgütü zayıflatmaya yönelik bir güvenlik önlemi olarak okunamaz. Aynı zamanda işleyen, siyasal olarak bütünlüklü ve uluslararası alanda etkili bir Filistin yapısının ortaya çıkmasını engelleyen yapısal bir düzenleme niteliği taşıyor. İsrail açısından Gazze’de “yönetilebilir kriz”, çözüme ulaşmış bir Filistin meselesinden daha az riskli kabul ediliyor. Çünkü çözüm, diplomatik baskıyı artıran, hukuki sorumlulukları netleştiren ve uluslararası talepleri çoğaltan bir süreci beraberinde getiriyor.

Bu noktada Filistin sahasındaki siyasal parçalanma da kritik bir rol oynuyor. Gazze ile Batı Şeria arasındaki ayrışma, yalnızca iç dinamiklerin sonucu değil; uzun yıllar boyunca beslenen ve dolaylı biçimde sürdürülen bir bölünmüşlük hali. Tek merkezli, güçlü ve temsil kabiliyeti yüksek bir Filistin aktörü, İsrail’in güvenlik perspektifinde daha zorlayıcı bir muhatap anlamına geliyor. Buna karşılık parçalı bir yapı, askeri ve diplomatik olarak daha kolay yönetilebilir bir alan yaratıyor.

Ancak bu stratejinin artık ciddi bir sınırına gelindiği de açık. Zayıf komşular üzerine kurulu güvenlik mimarisi, kısa vadede kontrol hissi verse de uzun vadede sürekli bir belirsizlik üretiyor. Parçalı devletler, öngörülebilir olmaktan ziyade, ani krizlere ve kontrol edilemeyen sıçramalara daha açık hale geliyor. Gazze’de, Lübnan’da ya da Suriye sınırında yaşanan her yeni gerilim, bu kırılgan düzenin ne kadar kolay alevlenebildiğini gösteriyor.

Daha da önemlisi, bu yaklaşım İsrail’in diplomatik yalnızlığını derinleştiriyor. Devletlerle kurulan pragmatik ilişkiler, bölge toplumlarının algısını dönüştürmeye yetmiyor. Körfez ülkeleriyle geliştirilen normalleşme süreçleri, kısa vadeli stratejik kazanımlar sağlasa da, toplumsal meşruiyet üretmekte zorlanıyor. Güvenliğin yalnızca askeri ve teknik bir mesele olarak ele alınması, uzun vadede siyasal ve ahlaki bir maliyet yaratıyor.

Bugün gelinen noktada İsrail’in çevresini zayıf tutmaya dayalı stratejisi, kendi içinde bir çelişki barındırıyor. Sürekli kriz üreten bir çevre, kalıcı güvenlik sağlamıyor; aksine, her an yeniden patlayabilecek bir istikrarsızlık havuzu yaratıyor. Güçlü komşular riskli olabilir; fakat zayıf komşuların yarattığı belirsizlik, zamanla daha yönetilemez bir tehdit haline geliyor.

Orta Doğu’nun neden barış üretemediği sorusu, bu nedenle yalnızca çözülemeyen anlaşmazlıklara değil, çözümsüzlüğün bilinçli biçimde sürdürüldüğü stratejilere bakılarak yanıtlanmalı. Barışın gecikmesi bir başarısızlık değil, kimi güvenlik akılları için tercih edilmiş bir durum olabilir. Ancak bu tercih, artık kendi sınırlarına dayanmış görünüyor. Çünkü yönetilebilir olduğu varsayılan kırılganlık, giderek daha az yönetilebilir hale geliyor.

Güvenlik korkusunun bölgesel stratejiye dönüşmesi, İsrail’e kısa vadede hareket alanı kazandırmış olabilir; fakat uzun vadede bu strateji, yalnızca çevresini değil, kendi toplumsal dokusunu da sertleştiriyor. Sürekli tehdit algısı, yalnızca dışarıya karşı değil, içeride de bir kapanma yaratıyor. Güvenliğin mutlaklaştırıldığı her toplumda olduğu gibi, burada da siyaset daralıyor, empati geri çekiliyor, insan hayatı istatistiklere indirgeniyor.

Zayıf çevre tercihinin yarattığı istikrarsızlık, yalnızca haritaları değil, hafızaları da parçalıyor. Çünkü kalıcı güvensizlik, zamanla yalnızca düşman üretmiyor; yorgunluk, kayıtsızlık ve içe kapanma da üretiyor. Güçlü olmak zorunda kalmak, bir noktadan sonra güçlü kalabilme ihtimalini de giderek aşındırır.

İsrail’in karşı karşıya olduğu asıl sorun, askeri kapasite eksikliği değil; güvenliği yalnızca başkalarının zayıflığı üzerinden tanımlayan bir düşünce biçiminin sınırlarına dayanmış olmasıdır. Güvenlik, başkalarının kırılganlığı üzerine inşa edildiğinde, eninde sonunda kendi kırılganlığını da üretir hale geliyor. Orta Doğu’nun bugünkü hali, bu stratejinin bölgeye yüklediği bedelin sessiz kaydı olduğu kadar, İsrail toplumunun da giderek ağırlaşan bir yükle yaşamayı öğrenmek zorunda bırakıldığının göstergesidir.

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

EtiketlendiJeopolitik
Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanMetin Duyar
Takip et:
Orta Doğu siyaseti, insan hakları ve ekonomi-politik alanlarında çalışan akademik bir yazar olarak, toplumsal eşitsizliklerin yapısal nedenlerini irdeleyen metinler kaleme almaktadır. Yazılarında yalnızca güncel gelişmeleri değil, bu gelişmelerin tarihsel ve kuramsal arka planını da analiz eder. Devlet, yurttaşlık ve adalet kavramlarını ele alırken; baskı rejimlerinin ideolojik işleyişini ve insan haklarının nasıl ihlal edildiğini sorgulayan eleştirel bir bakış açısı sunar. Medya Günlüğü’ndeki yazılarında, okuyucuyu gündemin ötesine taşıyan bir düşünsel derinlik ve tutarlı bir perspektif hedeflenmektedir.
Önceki Makale Afrika Uluslar Kupası’nda “Türkler”
Sonraki Makale AKP raporu ve yanıtlanacak sorular

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörSerbest Kürsü

Ercan’da nasıl ölmek istersiniz?

Alper Eliçin
10 Mart 2026
Serbest Kürsü

Avrupa’daki emekçi Türk kadınları

Gürsel Demirok
8 Mart 2026
Serbest Kürsü

‘Olgunlaşamamış büyükler kreşi’

Tijen Zeybek
8 Mart 2026
Serbest Kürsü

Yapay zekâ yeteneğin sonu mu?

Adil Gürkan
7 Mart 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?