Perşembe, 30 Nis 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

İnsan görülmek ister

Erdal Çolak
Son güncelleme: 20 Mart 2026 08:43
Erdal Çolak
Paylaş
Paylaş

İnsan, varoluşunun farkına vardığı ilk andan itibaren kendisini tuhaf bir sahnenin ortasında bulur.

Ne bu sahnenin nasıl kurulduğunu bilir ne de oyunun ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini. Sanki uzun bir bilinçsizlik uykusundan uyanmış da kendisini sonsuz gibi görünen bir dünyanın içinde, sayısız insanın arasında bulmuştur. Herkes bir şeylerin peşinde koşmakta, herkes bir şeylerden kaçmakta, fakat kimse tam olarak neyi aradığını ya da neden kaçtığını kesin olarak bilmemektedir.

Kendi doğallığını gösterdiğinde bile başkalarının kurallarına uymayan bir canlıdır sanki. İnsan, doğanın kendi içinde kabul ettiği çeşitliliği kendi elleriyle sınırlamaya çalışır; farklı olmayı, kendi renkleriyle var olmayı bir suç gibi görür. Bütün bu yargılar, tarih boyunca içten içe bir haksızlık hissi bırakır; insan kendisine değil, başkasına göre ölçülür.

İnsanlık tarihinin büyük kısmı bu sahnede hayatta kalma mücadelesiyle geçti. İnsan önce doğanın sertliğiyle karşı karşıyaydı. Açlık vardı, soğuk vardı, hastalıklar vardı. İnsan ateşi keşfetti, barınaklar kurdu, avlanmayı öğrendi. Zamanla bilim ve teknoloji gelişti, şehirler yükseldi, gökyüzünde metal kuşlar uçmaya başladı. İnsanlık tarihinin uzun yolculuğu, doğanın birçok zorunluluğunu hafifletmiş gibi görünüyor.

Bugün gökyüzünde metal kuşlar uçuyor, şehirler geceleri gündüz kadar aydınlık, dünyanın bir ucundaki insan diğer ucundaki biriyle birkaç saniye içinde konuşabiliyor. İnsanlık tarihinin uzun yolculuğu, doğanın birçok zorunluluğunu hafifletmiş gibi görünüyor. Fakat modern çağ bu sahneye bambaşka bir unsur ekledi: İnsan artık yalnızca yaşamıyor, aynı zamanda kendisini sürekli gösteriyor.

Küçük ekranlar aracılığıyla milyonlarca insan birbirinin hayatını izliyor. Bir kahve, bir manzara, bir tatil, bir anlık hareket… Bütün bunlar küçük görüntüler halinde dünyanın dört bir yanına gönderiliyor. Hayat artık yalnızca yaşanan bir şey değil; aynı zamanda gösterilen bir şey haline gelmiş durumda.

Belki de bu çağın en tuhaf yönü burada ortaya çıkar. İnsanlık tarihinin büyük kısmında insanlar görünmemek için yaşadı. Avcılar sessiz hareket etmek zorundaydı. Kabileler kendilerini korumak için saklanırdı. Hayatta kalmak çoğu zaman görünmemeyi gerektiriyordu. Bugün ise insan görünmek için çabalıyor.

Eğer bundan birkaç bin yıl önce yaşamış bir insan bugün aramıza gelseydi, muhtemelen ilk başta gördüğü şeylere hayret ederdi. Gökyüzünde uçan metal kuşlara, ışıkla dolu şehirlere ve avlanmadan bulunabilen yiyeceklere bakar ve bunların bir tür büyü olduğunu düşünürdü. Fakat asıl şaşkınlığı muhtemelen küçük bir ekranın içinde gördüğü manzaralar yaratırdı.

Çünkü o insan hayatı boyunca hayatta kalmak için uğraşmıştı. Ateşi korumak, yiyecek bulmak, soğuktan korunmak… Bunlar onun günlük meseleleriydi. Bir gün birisi ona küçük bir ekran gösterse ve içinde insanların garip yüz ifadeleri yaparak dans ettiğini, sebepsiz yere bağırdığını ya da görünmez bir kalabalığın dikkatini çekmeye çalıştığını gösterseydi, muhtemelen uzun süre sessiz kalırdı.

Sonra belki de şu soruyu sorardı: “Bu bir ritüel mi?” Birisi ona bunun eğlence olduğunu, insanların bunu milyonlarca kişinin izlemesi için yaptığını anlatsaydı muhtemelen daha da şaşırırdı. Çünkü onun dünyasında insanlar bir şey yaptıklarında bunun genellikle bir amacı olurdu: Avlanmak, korunmak, hayatta kalmak. Oysa modern dünyada insanlar görünüşe göre yalnızca görünmek için bir şeyler yapmaktadır.

Belki de o eski insan bir süre ekranı izledikten sonra başını sallayıp şöyle derdi:

“Demek ki sonunda ateşi, barınağı ve yiyeceği çözdünüz… Şimdi de sıkıntıyla ne yapacağınızı çözmeye çalışıyorsunuz.”

Bu söz aslında modern insanın durumunu şaşırtıcı bir biçimde özetler. İnsanlık doğanın büyük sorunlarının çoğunu hafifletti. Açlık, soğuk ve mesafe eskisi kadar belirleyici değil. Fakat insanın iç dünyasında var olan bazı ihtiyaçlar değişmedi. İnsan hâlâ görülmek ister. Hâlâ fark edilmek ister. Hâlâ varlığının başkaları tarafından onaylanmasını ister.

Belki de bu yüzden modern çağın en tuhaf sahneleri ortaya çıkmıştır. İnsanlar artık yalnızca yaşamak için değil, aynı zamanda izlenmek için de yaşarlar. Küçük ekranların içinde herkes biraz daha komik, biraz daha tuhaf ve biraz daha dikkat çekici olmaya çalışır.

Bu durum bazen ironik bir görüntü oluşturur. Çünkü insanlık tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar güçlü araçlara sahiptir. Fakat bu araçların büyük bir kısmı, insanın kendisini başkalarına göstermesini kolaylaştırmak için kullanılır. Sanki insanlık uzun bir yolculuğun sonunda çok büyük bir sahne kurmuş gibidir. Ve herkes bu sahnede biraz daha görünür olmak için çabalamaktadır.

Eğer o eski insan bütün bunları biraz daha izlemeye devam etseydi, belki de sonunda şu sonuca varırdı:

“İnsan gerçekten çok ilerlemiş… Ama kendisini hâlâ tam olarak çözememiş. İnsan, zamanın ve dünyanın bütün sırlarını çözse de, hâlâ kendi varoluşunun sırrını çözmekte zorlanıyor; belki de hayat, görünenlerin değil, keşfedilmeyi bekleyenlerin hikâyesidir.”

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanErdal Çolak
Takip et:
Gazeteci-yazar-akade​misyen. Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça kasabasında 1975’te doğdu. İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı, 1996 yılında başladığı Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki üniversite, daha sonra Danimarka Kraliyet Okulu’nda (İVA) Copenhagen (The Royal School of Library and Information Science) Kütüphanecilik bölümünde tamamladı. Kütüphanenin Kültüre Etkisi ve Bilginin Bilimselliği üzerine doktora yaptı. Danimarka The Union Press Associat​ion IPC yönetim kurulu üyesi, uluslararası basın yayın kartı sahibi. Kişisel gelişim alanında eğitimler aldı. Psikoterapi Eğitimi sertifikası, Yaşam Koçluğu ve NLP (Zihinsel ve Dilsel Programlama) konusunda diploma sahibi. ”Sonsuzluk İle Hiçlik Arasındaki İnsan” adlı deneme kitabı Dancaya, ”Yalnızlık Aşktır; Yalnızlık, Yokluğun, Hiçliğin Şiirleri” kitabı”. ”Loneliness Is Love” adıyla İngilizceye çevrildi. ”Yüreğim Sensizliğim”, ”Yalnızlık Aşktır”, ”Ben Sana Değil Kendime Geç Kalmışım” adlarında şiir kitapları var. Danimarka’da yaşamaktadır.
Önceki Makale Churchill’in kâbusu oldu
Sonraki Makale Rusya’dan füze iddiası

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Köşe YazılarıManşet

Türkiye’nin kendi zihnine yabancı aydını

Metin Duyar
30 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Emeğin sessiz hikâyesi

İsmail Boy
30 Nisan 2026
Köşe YazılarıManşet

Hazmedemedikleri gün

Orhan Alpdündar
30 Nisan 2026
Köşe Yazıları

Para da insan da sahteleşti

Erdal Çolak
29 Nisan 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?