Belgesellerde, yiyecek saklarken diğer sincapları kandıran sincaplar görürüz. Ancak aynı numarayı yaparak türdeşlerini yanıltan başka hayvanlar da vardır ve listenin başında kargagiller yer alır.
Örneğin çalı kargası, kuzgunlar ve bazı saksağan türleri bariz yanıltıcı davranışlar sergiler. Yakınlarda izleyen bir türdeş fark ettikleri an yiyeceği saklıyormuş gibi yapar, ardından alıp gözlerden uzak başka bir yerde yeniden gizlerler.
Burada çarpıcı olan, hayvanın izlendiğini fark edince, rakibinin neyi ne kadar gördüğünü hesaba katarak hamlesini değiştirmesi ve gerçeği ondan gizlemeye çalışmasıdır. (1)
İnsanlarda yalan, kişinin doğru olmadığını bildiği bir bilgiyi, karşısındakini yanıltma amacıyla doğruymuş gibi aktarması olarak tanımlanabilir. Hayvanların sergilediği stratejiler dilsel bir önerme içermediği için klasik anlamda yalandan ayrılsa da sonuçları bakımından yanıltıcı bir davranıştır.
Hayvan davranışlarında yanıltma, kabaca işlevsel aldatma ve niyetli aldatma olarak iki düzeyde ele alınabilir: Hayvanın net bir kandırma amacı görülmese bile davranışın sonucu başkasını yanıltıyorsa bu durum işlevsel aldatma sayılır.
Niyetli aldatma içinse rakibinin bildiklerine göre stratejisini esnek biçimde değiştirmesi gerekir. Ancak bilinç, benlik tanıma, başkasının bakışını izleme ve niyetli aldatma aynı bilişsel yeti değildir ve birindeki başarı, diğerlerinin varlığını tek başına kanıtlamaz.
Sincaplar ve kuşlar dışında şempanzeler, orangutanlar ve bonobolar da rakiplerini yanıltmak için çeşitli taktiklere başvurur. Örneğin şempanze, rakibini değerli bir yiyecekten uzak tutmak için başka bir yöne bakar, böylece yanıltılan rakip uzaklaşırken yiyecek kendisine kalır. (2)
Bukalemun renk değiştirerek hayatta kalma şansını artırırken guguk kuşu yumurtalarını başka yuvalara bırakarak bakım yükünü devreder. Bazı antiloplar ise tehlike anında ölü taklidi yapıp ardından aniden kalkarak avcıdan kaçmaya başlar.
Ama bu örneklere bakarak hayvana avantaj sağlayan ya da bize karmaşık görünen her eylem bir aldatma davranışı sayılmamalı. Örneğin erkek mürekkep balığının dişilere yaklaşmak için dişi taklidi yapması ya da balon balığının kumda karmaşık geometrik desenler oluşturması, bütünüyle eş bulmaya yönelik davranışlardır.
Gerçeği saklamak için bilinç gerekir mi?
17. yüzyılda René Descartes, hayvanlara yönelik oldukça sert bir görüş ortaya koyuyordu.
Descartes’a göre bilinç akılla; akıl da dille bağlantılıydı. İnsan düşünebildiği ve konuşabildiği için akıl yürütebiliyordu. Hayvanlar ise konuşma yetisinden yoksun olduklarına göre böyle bir deneyime de sahip olamazdı. Bu yüzden birer “biyolojik makine”den öteye geçemiyorlardı.
Bugünün benzetmesiyle, bir otomobile sertçe dokunduğunuzda alarmın çalışmasıyla bir köpeğin acıyla inlemesi arasında onun açısından temel bir fark yoktu. Bu düşünce kulağa oldukça acımasız geliyor, değil mi? Ama işte yüzyıllar boyunca insanla hayvan arasındaki ayrım büyük ölçüde böyle temellendirildi.
Descartes haklı olsaydı, hayvanların sergilediği kurnazca aldatma taktiklerini de yalnızca karmaşık ama bilinçsiz refleksler olarak yorumlamamız gerekirdi.
Oysa bir hayvanın rakibinin kendisini izleyip izlemediğini ayırt etmesi, davranışını buna göre değiştirmesi ve sonrasında yiyeceğin yerini değiştirmesi, salt mekanik bir refleksle açıklanması oldukça güç görünen bir örüntüdür
Neyse ki 19. yüzyılda Darwin’in bilime katkılarıyla birlikte tablo değişmeye başladı. Darwin, fiziksel özelliklerimiz gibi düşünsel yeteneklerimizin de evrimsel geçmişimizin bir parçası olduğunu ortaya koydu. Buna göre sorun çözme, karşısındakinin niyetini okuma ve kurnazlık gibi beceriler de evrimsel süreçte aşamalı biçimde gelişmiş adaptasyonlardır.
Sonuç itibarıyla, bir hayvanın gerçeği maskeleyebilmesi için önce başkalarınca izlenip izlenmediğini sınaması ve bunun için tepkilerini ve davranışlarını kontrol edebilmesi beklenir. Tüm bu yetilerin düzeyi türden türe değiştiği için aldatma taktikleri de doğal olarak çeşitlilik gösterir.
Hayvan aynada kendisini mi görür?
Hayvan bilincini anlamaya yönelik araştırmalarda kullanılan en bilinen yöntemlerden biri ayna testidir. (3)
Testin mantığı basit: Hayvanın vücudunda doğrudan göremeyeceği bir noktaya renkli bir işaret konur ve karşısına bir ayna yerleştirilir. Hayvan eğer aynadaki görüntüye değil de kendi bedenindeki işarete yönelirse “aynadaki benim” diye düşündüğü varsayılır.
Ancak ayna testi, insan odaklı ve bu nedenle sorunlu bir yaklaşım barındırıyor olabilir. Biz insanlar çevreyi büyük ölçüde görsel ipuçları üzerinden anlamlandırdığımız için, diğer canlıları izlerken de farkında olmadan benzer ölçütlere başvuruyor olabiliriz.
Öte yandan ayna testindeki başarı, belirli bilişsel ve gelişimsel yetilere bağlı olduğundan insanlar için her yaşta aynı sonucu vermez. Örneğin Beulah Amsterdam’ın 1972 tarihli çalışması, insan bebeklerinin aynadaki işareti fark ederek kendi yüzlerine yönelmeye ancak yaklaşık 18–24 aylıkken başladığını göstermiştir. (4)
Bu durum, farklı canlı türlerinin çevreyi farklı duyusal kanallar üzerinden algıladığını da gözden kaçırmamayı gerektirir. Örneğin köpeklerde koku duyusu, görme duyusuna oranla çok daha güçlüdür. Çevreyi tanımada, diğer canlıları ayırt etmede ve bilgi edinmede kokular muazzam bir rol oynar.
Nitekim köpek saatlerce duvara boş boş bakabilir ama kendi kokusunu yüzlerce başka koku arasından ayırt edebilir. İnsanda ise koku duyusu bu ölçüde gelişmiş değildir. Bu nedenle, aynadaki yansımasını tanımayan bir hayvanı doğrudan “benlik algısından yoksun” saymak, bu algıyı tek bir duyusal performansa indirgemek anlamına gelir.
Sinyalin kaynağı da önemli
Hayvanlarda yanıltma davranışına ilişkin çalışmalar, bazı türlerin sinyalin kendisi kadar sinyali veren bireyin güvenilirliğini de değerlendirebildiğini gösteriyor. Örneğin vervet maymunları, yiyecek çalmak amacıyla ortamda gerçek bir tehdit yokken de alarm çağrısı yaparak klan üyelerini yanıltabiliyor.
Ancak 1988 tarihli bir araştırma, sık sık yanlış alarm veren bireylere klanın zamanla daha kuşkucu yaklaştığını ortaya koydu. Bu bulgu, vervet maymunlarının hem çağrının simgesel anlamını hem de çağrıyı yapan bireyin geçmiş davranışlarını dikkate aldığını göstermesi bakımından önemli. (5)
Bu tür davranışlar, insanlardaki bilinçli yalan söylemeyle birebir aynı olmasa da aldatıcı davranışın ilginç örnekleri arasında değerlendiriliyor.
Son olarak, konuya bir de Hint felsefesi penceresinden bakalım.
Advaita Vedanta öğretisine göre bilinç, insana özgü bir ayrıcalık değil, bütün varoluşun temelindeki arı gerçekliktir. Bireysel benlikler ise bu evrensel özün sınırlı görünümleridir.
Bu yaklaşıma göre hayvanlar da bilinçten yoksun değildir; çünkü aynı temel gerçeklik, farklı biçimlerde de olsa tüm canlılarda kendini gösterir. Canlı türleri arasındaki ayrım, özsel bir eksiklikten değil, duyusal ve bilişsel donanımların farklı düzeylerde işlemesinden kaynaklanır.
Dolayısıyla insan ile hayvan arasındaki bilinçsel ayrım, deneyimin özünde değil, nasıl algılandığı, işlendiği ve dışa vurulduğundadır.
En eski metinleri yaklaşık 2.700 yıl öncesine uzanan Vedanta’ya burada değiniyorum; çünkü bilinç kavramını insan merkezli olmaktan çıkarıp evrensel bir düzlemde ele alan ilk öğretilerden biridir.
***
Son yıllardaki araştırmalar, insanlarla hayvanlar arasındaki bilişsel farkların uzun süre varsaydığımız kadar keskin olmayabileceğini gösteriyor. Bazı hayvanların geçmiş deneyimlerinden yararlanarak koşullara göre farklı stratejiler geliştirebildiği görülüyor.
Bununla birlikte, bu davranışlar hayvanların insanlardakine benzer bir bilinçle gerçeği bildikleri ve onu bilinçli olarak gizledikleri sonucuna varmak için yeterli değil.
Bilimsel yöntemler, hayvanların hangi bilgilere dayanarak hareket ettiğini dolaylı olarak sınayabilse de iç dünyalarını doğrudan okuyamaz. Bu nedenle hayvanların davranışlarını “yalan söyleme” yerine “niyetli aldatma” olarak değerlendirmek daha tutarlıdır.
Yine de bu davranışların çoğunun temelinde, evrim sürecinde şekillenmiş, sağ kalma ve üreme başarısını artıran bilişsel ve davranışsal örüntülerin yattığını anımsamak gerekir.
Kaynakça
1-Dally, Emery & Clayton (2006), Food-caching western scrub-jays keep track of who was watching when. Science, 312 (5780)
2-Hare, B., Call, J., & Tomasello, M. (2006). Chimpanzees deceive a human competitor by hiding. Cognition, 101 (3)
3-Gordon Gallup (1970), Chimpanzees: Self-Recognition. Science, 167(3914)
4-Beulah Amsterdam (1972), Mirror Self-Image Reactions Before Age Two. Developmental Psychobiology, 5 (4)
5-Cheney & Seyfarth (1988), Assessment of Meaning and the Detection of Unreliable Signals by Vervet Monkeys. Animal Behaviour, 36
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
