Buna kestirme ve biraz da esprili bir cevap verilebilir.
Aydınlar halka mesafeli de ondan.
Ama burada, bilgili, kültürlü, insancıl, iletişim becerisi yüksek manasına gelen aydın ile aydın taklidi yapanı birbirinden ayırmak gerektiğini vurgulayalım.
O aydın taklidinin de adını koyalım: Entel.
Evet.
Halkla aydınlar arasında bir duvar var.
Mimarı entellerdir.
Bu duvarın temeli yüz yıl kadar önce atıldı. Zaman içinde, kavramlarla, mimiklerle, bakışlarla, el hareketleri ile yükseldi.
Duvarın içinde bir avuç entel kaldı. Onların zevklerine, bakış açılarına, beğenilerine ayak uyduramayan kitleler dışlandı.
Bu ötekileşmeye bir tepkinin oluşması kaçınılmazdı.
Duvarın dışında kalanlar da kendi zevklerini, bakış açılarını, değerlerini mutlaklaştırdılar.
Hatta abarttılar.
İşi, bilgiyi, şeffaflığı, estetiği alay konusu yapmaya kadar vardırdılar.
Taşra aydına düşmanlaştı
Taşra da, entel düşmanlığı üzerinden kenti ve kente dair her şeyi ötekileştirdi.
Ötekilere olan tepkisini hayatın her alanına taşıdı.
Siyasette de aynı tepkiler verildi. Hareketin doğru ya da yanlış olmasına bakılmaksızın, farklı yaşayanlar, düşünenler, peşin hükümle mahkum edildi.
Entelimiz, kifayetsizliğinin, müzmin mutsuzluğunun nedenini kendisinde aramak yerine, meçhul bir “cahil” kitle varsaydı ve bütün faturayı ona çıkardı.
Bir dönem sosyal üstünlüğün elinde olmasına güvenerek, “cahil” kitlenin değerlerini, yaşam tarzını ve görüşlerini toptan küçümsedi.
Münevver değil yarım aydınlar
Çok derin bir kavram olan aydın olmak yerine, anlaşılmaz bir dil ile her yere saldıran bir entel rolünü benimsedi.
Giyim kuşam, hitabet, oturuş, mimik olarak bir kentli olduğunu haykıran hanımefendiler ve beyefendilerin yerini, üç beş yüz kelimeye sıkışmış, giyimi bile bir protesto vasıtasına dönüştürmüş, steril ortamın dışında hayatta kalamayan narsist bir canlı aldı.
Hayatı, etiketlerden, yarım yamalak bilgilerden ibaret sanan bir kite ortaya çıktı ve o tarafta kesin egemenliğini ilan etti.
Sinemaya, operaya, tiyatroya, konserlere gitti. Ama bunları hayatın tadına varmak, deneyim yaşamak için değil, başkalarına gösteriş için yaptı
Kitap okur gibi yaptı. Baştan, ortadan ve sondan birkaç sayfa okudu.
Sonra kitap üstünden ulemalık tasladı.
Entelin bilgi derinliği yoktur. Çevresi, içinde yer aldığı toplum, geçmiş ve doğa ile hemen hemen hiçbir bağ kuramaz. Ama bu alanlarda ahkam keser.
Bu entel kitleyi nasıl teşhis edersiniz?
Sıralayalım…
Yüzeyseldir.
Bilgiyi, yetkinleşmek için değil, karşısındakilere hava atmak için kullanır.
Sağlıklı bir fikir alışverişi yerine rakibini susturmayı tercih eder.
Manasına vakıf olmadığı aparma kavramlar ve ağdalı bir dil kullanır.
Amaç, fikren uzlaşmak ve zenginleşmek değil, üstünlük kurmaktır.
Eleştiriye kapalıdır. Onu eleştirmeye kalkmak adeta bir cürettir.
Tek beklentileri seçkin bir statü ve tatmin edilmiş egodur.
İşte tam da bu nedenle halk aydına mesafelidir.
Gerçek aydınların birinci görevi bu entel tayfa ile arasında bir duvar çekmektir. Onlardan daha şeffaf, daha saygılı, daha yerli ve daha alçak gönüllü olduklarını kanıtlamaktır.
Özetle, aydın, ülkesi ve milletine doğru bir adım atmalı ve meydanı sahiplenmelidir.
Gerçek aydının sorumluluğu
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla entel değil; daha fazla aydındır.
Gerçek aydın, bilgisini ve deneyimlerini bir üstünlük vasıtası değil, ortak gelecek için ilham kaynağı olarak değerlendirmelidir.
Toplumu dönüştürmek isteyen, sokağa, tarlaya, kahvehaneye, fabrikalara girmelidir.
Türkiye, entelin duvarını aşmalı ve gerçek aydının köprüsüne koşmalıdır.
İlgili yazılar:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
