İklim değişikliği artık yalnızca çevre politikalarının, meteorolojinin ya da doğal afet yönetiminin konusu olmaktan çıktı.
Bugün iklim krizi; göçten eğitime, tarım, gıda ve temiz suya erişim güvenliğinden kamu düzenine, çocuk korumadan toplumsal eşitsizliklere kadar uzanan çok boyutlu bir güvenlik meselesidir. Özellikle çocuklar ve bilhassa kız çocukları açısından bakıldığında, iklim krizinin etkileri çok daha ağır sonuçlar doğurabilmektedir.
UNICEF’in 16 Haziran 2026 tarihinde yayımladığı “Children’s Climate Risk Report 2026” (Çocukların İklim Riski Raporu), dünyanın çocuklar açısından karşı karşıya bulunduğu tabloyu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.
Rapora göre dikkat çeken en önemli nokta yaklaşık 1,1 milyar çocuk; kuraklık, aşırı sıcak, sıcak hava dalgaları, seller, yangınlar, kum/toz fırtınaları ve tropikal fırtınalar gibi en az üç farklı ve birbiriyle örtüşen iklim tehlikesinin etkisi altında.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, iklim krizinin çocukları yalnızca doğrudan afetlerle karşı karşıya bırakmamasıdır. Asıl tehlike, afetin ardından başlayan zincirleme kırılganlıklardır.
Bir afet birçok risk
Kuraklık nedeniyle tarımsal üretim düşebilir, ailenin geçim kaynakları zayıflayabilir ve geliri azalan aile başka bir bölgeye göç etmek zorunda kalabilir. Bu süreçte göç eden çocuk okulundan kopabilir. Bir süre sonra karşımıza yalnızca bir iklim mağduru değil; eğitim hakkı zedelenmiş, sosyal çevresinden kopmuş ve ekonomik olarak daha kırılgan hale gelmiş bir çocuk çıkar.
Özellikle kız çocukları açısından bu süreç daha ağır sonuçlara yol açabilir. Aile içindeki bakım ve ev işlerinin kız çocuklarının üzerine daha fazla yüklenmesi, eğitimden kopma, erken yaşta evlilik ve sömürü risklerinin artması mümkündür. Dolayısıyla iklim krizini yalnızca “sel oldu, yangın çıktı, kuraklık yaşandı” diyee değerlendirmek yetersizdir.
Asıl soru şudur: Afetten sonra çocuğun hayatında ne oluyor?
Neden özel ele alınmalı?
İklim krizleri toplumun bütün kesimlerini etkiler; ancak herkes aynı ölçüde etkilenmez. Çocuğun yaşı, cinsiyeti, engellilik durumu, yaşadığı bölge, ailesinin ekonomik durumu ve temel hizmetlere erişimi, iklim kaynaklı risklerin sonuçlarını belirler. UNICEF de iklim afetlerinin çocukları cinsiyet, yaş, engellilik, konum ve göç durumlarına göre farklı biçimlerde etkileyebildiğine dikkat çekiyor.
Bu nedenle “kız çocuk odaklı tasarım” yaklaşımı, bir ayrıcalık yaratma çabası olarak değil; farklı risklere farklı çözümler üretme zorunluluğu olarak görülmelidir. Örneğin afet sonrasında geçici barınma alanları oluşturulurken yalnızca kaç kişinin barınacağı hesaplanmamalı, şu sorular da sorulmalıdır:
Kız çocuklarının güvenli hareket edebileceği alanlar var mı?
Aydınlatma yeterli mi?
Temiz su ve hijyen imkânları mevcut mu?
Cinsel istismar ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı koruma mekanizmaları çalışıyor mu?
Çocukların eğitimden kopmasını önleyecek düzenlemeler yapılmış mı?
Bunlar birer “sosyal politika ayrıntısı” değil; doğrudan çocuk güvenliği ve insan güvenliği meseleleridir.
Bir göç ve güvenlik meselesi
İklim kaynaklı afetler insanların yer değiştirmesine neden oluyor. UNICEF, 2016-2021 yılları arasında sel, fırtına, kuraklık ve orman yangınları nedeniyle 43,1 milyon çocuk yer değiştirmesinin kaydedildiğini; bunun ortalama olarak günde yaklaşık 20 bin çocuğa karşılık geldiğini belirtiyor.
Bu rakam bize önemli bir gerçeği gösteriyor: İklim krizi gelecekte başlayacak bir göç problemi değildir; zaten başlamış bir insan hareketliliği problemidir. Göç eden çocuk için yeni bir okul, yeni bir mahalle, yeni bir sosyal çevre ve yeni bir güvenlik ortamı söz konusudur. Bu süreç iyi yönetilmezse eğitimden kopuş, çocuk işçiliği, istismar, insan ticareti, erken yaşta evlilik ve çeşitli suç türlerine maruz kalma riskleri artabilir.
Bu nedenle afet yönetimi ile çocuk koruma politikalarının birbirinden bağımsız düşünülmesi artık mümkün değildir.
Kentler çocuklar için tasarlanmalı
İklim dirençli kent kavramını yalnızca beton altyapı, yağmur suyu kanalları veya taşkın önleme sistemleri üzerinden ele almak eksik bir yaklaşımdır. Gerçek anlamda dirençli bir kent;
Çocuğun güvenli okuluna ulaşabildiği,
Aşırı sıcaklarda serinleyebildiği,
Temiz suya ve sağlık hizmetlerine erişebildiği,
Afet sonrasında güvenli barınma imkânına sahip olduğu,
Sosyal destek mekanizmalarının çalıştığı,
Şiddet ve istismardan korunabildiği kenttir.
UNICEF’in 2026 raporu da iklim riskini yalnızca tehlikeye maruz kalma üzerinden değil; çocukların sağlık, eğitim, temiz su, beslenme ve sosyal koruma gibi temel hizmetlere erişimiyle birlikte değerlendiriyor. Bu yaklaşım, klasik afet yönetiminden daha geniş bir perspektifi zorunlu kılıyor.
Düşünmemiz gereken bir konu
Türkiye; kuraklık, orman yangınları, aşırı sıcaklar, ani ve yoğun yağışlar, seller ve su kaynakları üzerindeki baskılar bakımından iklim değişikliğinin etkilerini giderek daha fazla hisseden ülkelerden biridir. Bu nedenle çocuk odaklı iklim politikası Türkiye açısından da stratejik önem taşımaktadır.
TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 21,3 ile 21,4 milyon çocuk yaşamaktadır (toplam nüfusun yüzde 24,8’i). Bu çocukların yüzde 36,8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındadır; kız çocuklarında bu oran biraz daha yüksektir. İklim kaynaklı şoklar, zaten var olan bu kırılganlığı hızla derinleştirme potansiyeline sahiptir.
2025 yılında Türkiye genelinde 3.224 orman yangını kaydedilmiş ve yaklaşık 81.473 hektar alan etkilenmiştir. Bu rakam bir önceki yıla göre yanan alanda ciddi bir artışı ifade etmektedir. Yangınlar yalnızca orman ekosistemini değil; yerleşim yerlerini, tarım alanlarını ve okulları da tehdit etmiştir. Özellikle Ege, Akdeniz ve bazı İç Anadolu bölgelerinde yaşanan büyük yangınlar, çocukların eğitim sürecinin kesintiye uğramasına, geçici yer değiştirmelere ve solunum yolu rahatsızlıklarının artmasına yol açabilmektedir.
Kuraklık ve su stresi ise daha yavaş ama daha yaygın bir tehdittir. Türkiye, kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı açısından “su stresi” yaşayan ülkeler kategorisindedir. Konya Ovası gibi bölgelerde yeraltı suyu seviyesinin düşmesi obruk oluşumlarını hızlandırmış, tarımsal üretimde verim kayıplarına neden olmuştur. Mevsimlik tarım işçisi ailelerde çocuklar, hem aşırı sıcaklara hem de yetersiz barınma ve hijyen koşullarına daha fazla maruz kalmaktadır. Aşırı sıcak dönemlerinde tarlalarda ve çadır alanlarında yaşayan çocukların ısı stresi ve sağlık riskleri artmaktadır.
2023 Kahramanmaraş depremlerinin etkileri hâlâ devam ederken, iklim kaynaklı afetlerin bu bölgelerde üst üste gelmesi, çocuk koruma ve eğitim sistemleri üzerindeki baskıyı daha da artırmaktadır. Afet sonrası geçici barınma alanlarında kız çocuklarının güvenliği, hijyen imkânları, aydınlatma ve eğitim sürekliliği gibi konular hâlâ sistematik olarak merkeze alınmayı beklemektedir.
Olumlu bir gelişme olarak, AFAD ve Save the Children Türkiye iş birliğiyle 2025 yılı sonunda 4 ile 8 yaş çocuklara yönelik ulusal iklim farkındalığı ve afet hazırlık eğitim programı hayata geçirilmiştir. Oyun, hikâye, şarkı ve sanat etkinlikleriyle desteklenen 16 modüllük bu program, erken yaşta farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu tür girişimlerin yaygınlaştırılması ve ortaokul, lise düzeyine de taşınması kritik önemdedir.
Bu tablo ışığında Türkiye’de öncelikli adımlar şöyle özetlenebilir:
Afet riski yüksek bölgelerde okulların fiziksel dayanıklılığı artırılmalı, aşırı sıcak ve yangın riskine karşı serinleme, tahliye ve alternatif eğitim planları hazırlanmalıdır.
Geçici barınma alanları oluşturulurken çocukların ve özellikle kız çocuklarının güvenliği, temiz su-hijyen imkânları, aydınlatma ve cinsel istismar, şiddet riskine karşı koruma mekanizmaları tasarımın merkezinde bulunmalıdır.
Su, gıda, sağlık ve hijyen hizmetleri yalnızca afet anında değil, afet sonrasında da sürdürülebilir olmalıdır.
Yerel yönetimler, AFAD, Millî Eğitim, Sağlık, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlıkları, kolluk kuvvetleri ve sivil toplum kuruluşları arasında çocuk odaklı, sürekli çalışan bir koordinasyon mekanizması kurulmalıdır.
Çocuk yoksulluğu ile iklim kırılganlığının kesiştiği bölgelerde (özellikle kırsal alanlar, mevsimlik tarım işçisi toplulukları ve depremden etkilenen iller) özel koruma ve sosyal destek programları hayata geçirilmelidir.
Çünkü afet geldiğinde kurumların birbirini aramasını beklemek yerine, afet gelmeden önce kimin ne yapacağının belirlenmiş olması gerekir.
Çocuğu dinlemeden politika üretilemez
Belki de en önemli mesele budur. Çocuklar yalnızca korunması gereken kişiler değildir. Aynı zamanda yaşadıkları çevrenin sorunlarını bilen, ihtiyaçlarını ifade edebilen ve çözümün parçası olabilecek bireylerdir. UNICEF de çocukların ve gençlerin iklim politikalarının ve çözüm süreçlerinin içine dahil edilmesi gerektiğini özellikle vurguluyor.
Bu nedenle bir kent planlanırken çocuklara;
“Bu mahallede kendinizi güvende hissediyor musunuz?”
“Okula giderken sizi endişelendiren yerler nereler?”
“Aşırı sıcaklarda nerede vakit geçiriyorsunuz?”
“Afet olduğunda en çok neye ihtiyaç duyarsınız?” gibi soruların yöneltilmesi yalnızca sembolik bir katılım olmamalıdır. Çocukların verdiği cevaplar, gerçekten planlamaya ve karar alma süreçlerine yansıtılmalıdır.
İklim politikası çocuk politikasıdır
İklim krizini yalnızca sıcaklıkların yükselmesi, yağış rejiminin değişmesi veya doğal afetlerin artması olarak görmek artık mümkün değildir. İklim krizi; bir eğitim krizidir, göç krizidir, gıda ve su güvenliği krizidir, çocuk koruma krizidir, şehircilik krizidir ve giderek daha fazla bir insan güvenliği meselesidir.
Bu nedenle iklim dirençli Türkiye hedefinin merkezinde yalnızca binalar, yollar, barajlar ve altyapı bulunmamalı; çocukların güvenliği de bu altyapının bir parçası olarak görülmelidir. Özellikle kız çocuklarının afet, göç, eğitimden kopma, şiddet ve istismar risklerine karşı korunması; sosyal politikaların, afet yönetiminin ve yerel yönetim planlamasının temel unsurlarından biri haline getirilmelidir.
İklim krizinin gerçek bilançosunu yalnızca bugün yaşanan afetlerle ölçemeyiz. Asıl bilanço, bugünün çocuklarının nasıl bir dünyada büyüyeceğiyle ortaya çıkacaktır. Unutulmamalıdır ki bir çocuğu iklim krizinin sonuçlarından korumak, yalnızca bir çocuğu değil, geleceğin toplumunu korumaktır.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
