Tarihte pek çok ulusun geçmişine bakıldığında, kültürel üst kimliklerin bugünün dar siyasi haritaları üzerinden değerlendirildiği görülür.
Bu yüzeysel bakış açısı nedeniyle, dışarıdan bakan bir göz için “Türk” kavramı yalnızca “Türkiye Cumhuriyeti” sınırlarına, “Türkiye” ise ne yazık ki Orta Doğu eksenli bir kültür sanrısına indirgenmektedir.
Oysa kökleri milattan öncesine dayanan kadim bir kültür, bugünün ulus devlet sınırlarına sığmayacak kadar geniştir. Anadolu Türklerinin, yani bugün Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında yaşayan toplumun tarihsel varlığı; pratik, çözüm odaklı ve hareket halindeki bir yaşam biçimiyle şekillenmiştir. Türk boylarının bir kısmı Türkistan’dan koparak Avrupa ve Anadolu içlerine ilerlediğinde, Türk devlet aklı için yeni bir “kültürel harmanlama sahası” açılmıştır.
Avrupa Hun Devleti, Kıpçak boyları ve Osmanlı’nın Balkanlar’daki hâkimiyeti gibi siyasi ve sosyal yapılar, yerleştikleri coğrafyalarda özgün kültürel sentezler var etmişlerdir. Bu durum, Türklerin genetik ve tarihsel bir “hayatta kalma sanatı”dır.
Türkiye Türkleri, yakın tarih itibarıyla haklı olarak Osmanlı İmparatorluğu ile özdeşleşir. Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken temel husus şudur: Osmanlı’nın kurucu unsurları Türkistan’dan ilerlerken Fars-Arap coğrafyasından geçmiş ve Anadolu ile Balkanlar’a bu kültürün izlerini taşıyarak ulaşmıştır. Türklerin hükmettiği coğrafyanın kültürünü kendi değerleriyle harmanlaması tarih boyunca avantaj sağlasa da, Batı’ya gidişte bu durum ters tepmiştir.
Çünkü Balkan coğrafyası, Fars-Doğu sentezli bir idari ve sosyal kültüre tam olarak uyum sağlayamamıştır. Buna rağmen, Türk kavramı Balkanlar’da ve Doğu Avrupa’da varlığını sürdürmüştür. Bugün Doğu Avrupa’da somut bir Türk algısı ve mirası varsa, bu durum koruyabildiğimiz öz kültürün eseridir. Nitekim Doğu Avrupa’ya ulaşan Türkler zamanla “Türk-Slav” etkileşimine girmiş, fakat merkezî idarenin Doğu etkisinden tam anlamıyla sıyrılamaması nedeniyle Balkanlar’da kalıcı bir kültürel üst kimlik inşası yarım kalmıştır.
Tarihsel bir özdağınıklıktan kurtulmak için şapkamızı önümüze koymalı ve yabancı etkilerden sıyrılarak öz kimliğimize dönmeliyiz. Tıpkı Rusların kendi kimliklerini Doğu Roma etkisinden sıyırıp Balkanlar ve Türkistan coğrafyasına bir güç odağı olarak yansıtması gibi; Türkler de Anadolu, Balkanlar ve Türkistan ekseninde merkezî bir “Türk Bilinci” yaratmalıdır
Türkiye, “Doğu Avrupalı zihniyete sahip, kökleri Asya’ya dayanan bir merkez ülke” vizyonuyla hareket etmelidir. Türk algısını Orta Doğu parantezinden çıkarıp Doğu Avrupa ve Avrasya eksenine çekmek, tüm dünyaya Türkleri “Avrupalı ve kökleri Asya’ya dayanan kadim bir ulus” olarak kabul ettirecektir.
(Mert Ustabaş, tasam.org)
Makalenin devamını okumak için tıklayın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
