Salı, 14 Tem 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe Yazıları

“Bölünme” bize ne anlatıyor?

Aydın Sezer
Son güncelleme: 4 Temmuz 2026 21:01
Aydın Sezer
Paylaş
Paylaş

Bir siyaset bilimci ve yazar olarak Türkiye’nin siyasi tarihimizi incelediğimde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bir siyasi partiden ziyade, sürekli yeni fraksiyonlar ve hatta iktidarlar çıkaran bir “kuluçka makinesi” olduğunu görüyorum.

Bugün Kılıçdaroğlu ve Özel ekseninde yaşanan gerilim, artık yüksek sesle dile getirilen bir “bölünme” tehlikesini önümüze koyuyor. Acaba bu kopuş, Türk siyasi tarihinde gördüğümüz o derin ideolojik fay kırılması mı, yoksa dışsal destekle oluşan saf bir hegemonya mücadelesi mi?

Gelin, bu güç mücadelelerinin ideolojik benzerlikleri ve farklılıkları üzerinden bugünü; Demokrat Parti’nin dünden bugüne uzanan mirası, Turan Feyzioğlu’nun 1967’deki Güven Partisi vakası ve elbette Ecevit’in unutulmaz DSP serüvenini, hatta gerekmese dahi Muharrem İnce ile kıyaslayarak siyasi fotoğrafı netleştirelim.

Fark nerede benzerlik nerede?

Olası bir “Kılıçdaroğlu-Özel bölünmesini” okuyabilmemiz adına bu ikilinin ideolojik konumlanışını net saptamamız gerekir. İşin aslı şu ki; karşımızda siyasal yelpazenin zıt kutuplarına savrulmuş iki siyasi aktör yok. Aksine, aslında ideolojik bağlamda büyük bir farklılıktan çok, yöntemsel ve biçimsel ayrılıklardan söz edebiliriz. Kılıçdaroğlu, “Helalleşme” çıkışları, Altılı Masa ile sağ siyaseti merkeze davet etmesi gibi eylemlerle CHP’yi daha pragmatist ve “kitleleri kucaklayan orta yolcu ve dengeci” bir zemine çekmeyi denedi. Karşısında ise “Değişim” parolasıyla genel başkanlığa ulaşan Özgür Özel yine sosyal demokrat nosyonu terk etmeden, sadece partinin “mücadele formunu” sokak siyasetine ve dinamizme çekeceği ancak iktidarla “Normalleşme” tartışmalarını sürdüreceği vaadiyle öne çıktı.

İkisi arasındaki çizgi bir merkez sağ-merkez sol ya da kapitalist-sosyalist gerilimi taşımıyor. Her iki lider de aynı “bürokratik parti” içerisinden yetişmiş, aynı sosyal demokrat dili konuşmaya çabalayan fakat uygulamada ve ittifakların sınırlarında ihtilaf yaşayan profiller. Biri diğerinin uzun yıllar en yakınındaki kişi, yardımcısı. Onların farklılığı, partiyi “Kim yönetecek?” ve “Hangi dille muhalefet edeceğiz?” tartışmasının ötesine ideolojik olarak çok fazla taşmıyor. Elbette bu süreçte dış etkenin rolü mevcut.

Geçmişin fay kırıklarıyla bugünü karşılaştırmak

Durum böyleyken CHP tarihine bir göz atmak elzem. Çünkü 1946’da, 1967’de ve 1980 sonrası süreçte yaşanan büyük kopuşlar, tamamen ciddi birer “ideolojik duruş” ve “yöneliş” meseleleriydi.

1-İdeolojik tabanların mücadelesi: Demokrat Parti (1946)

Tarihin ilk büyük kırılması Demokrat Parti ile yaşanmıştır. DP’nin kuruluş felsefesinde, erken Cumhuriyet döneminin katı, bürokratik elitizmine ve devletçilik şemsiyesi altındaki otoriterliğine net bir isyan vardı. DP, kendisini her ne kadar CHP’nin bir karış solunda bir parti olarak konumlandırmaya çalışsa da, merkez sağ/liberal muhafazakâr çizgiye çekmişti. Yani özel teşebbüse dayalı ekonomik özgürlük ve dini taleplere alan açan bir retoriğin temsilcisi olarak tam anlamıyla bir devlet partisinden kalın çizgilerle kendisini ve  tabanını ayrıştırmıştı.  

2-Sağ Kemalizmin ‘sol’ isyanı: Güven Partisi (1967)

İsmet Paşa ile birlikte Bülent Ecevit 1965 seçimleri döneminde partinin çizgisini “Ortanın Solu” olarak açıkladığında, bu yöneliş CHP içerisinde deprem etkisi yaratmıştı. Bugün, Özel ile Kılıçdaroğlu arasında bir milimetre dahi oynamayan solculuk tartışması, 1967’de büyük bir sarsıntı doğurdu. Turhan Feyzioğlu önderliğindeki “Sekizler Hareketi” Kurultay’da Ecevit önderliğindeki Ortanın Solu kanadına itiraz bayrağını açtı. “CHP sosyalist değildir ve olmayacaktır” manifestosuyla tasfiye mekanizmasından dönüp “Güven Partisi’ni” (1967) kurdular. Feyzioğlu liberal sağ, Ilımlı muhafazakâr orta bir demokratikleşmeyi temsil etti.  

3-Bürokrasiden kopuş ve halkçı Sol: Demokratik Sol Parti 

DSP’nin (1985) siyasete asıl damga vuran çıkışı ise Demokrat Parti ile çok ilginç benzerlikler barındırır. Tıpkı DP’nin elitizm ve bürokrasi vesayetini kırmak için “Yeter, söz milletindir” diyerek yeni burjuvaziye ve köylüye yönelmesi gibi; Demokratik Sol Parti çatısıyla Bülent ve Rahşan Ecevit de 1980 ihtilali sonrası o bildik vesayetçi eski “Ankara merkezli CHP örgütü” kodlarına geri dönmemişti. İşçiyi, sendikayı, gecekonduyu esas alan, elitizmi kırıp inançlara saygılı yepyeni laik bir merkez sol/ulusal sol tahkimatı yapmıştı. Özgür Özel “Anadolu siyaseti/değişim” söylemleriyle elitizme çatıyormuş gibi tınlasa da ve Kılıçdaroğlu da vaktiyle helalleşme ve halkla iç içe politikalar geliştirse de, DSP örneğindeki gibi keskin bir entelektüel-emekçi kırılması, yeni bir programatik kopuş veya “Ne ezen ne ezilen diyerek yeniden düzen inşası” yaşanmıyor.  

Netice: Bu ihtilaf partiyi doğurmaz ancak törpüler

Ben mevcut tabloyu şöyle okuyorum: Kılıçdaroğlu’nun CHP dışından parti siyasetine entegre ettiği merkez sağ müttefik yapı kurma ideali ile Özel’in kısmen taban dinamiğine dayanan sokaktaki CHP’lisine yaslanıp ama bunu yaparken de muhataplık dilini ‘gölge kabine’ ve ‘normalleşme’ adı altında iktidara yaklaştırmak isteyen yapısı arasında radikal ve felsefi bir derinlik uçurumu bulunmuyor.

Bugün CHP içinde kopması muhtemel bu dal ya da beklenen muhtemel bölünme, tarihte bir DSP ve Demokrat Parti’nin doğuş misyonuna erişemez; ancak güncel siyaset makinesinde siyasal güveni bozan talihsiz bir iç kanama, sadece isimlerin, partilinin aidiyet listelerinin yer değiştirdiği yavan bir “koltuk çekişmesi” olarak anılmaktan öteye gidemeyecektir. Cumhuriyet Halk Partisi ideolojik olarak bölünmüyor; sadece gücün merkezden yeni bir çekim alanına transfer edilirken çıkardığı sürtünme gürültüsünü yaşıyor.

Fotoğraf: chp.org.tr

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram 

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanAydın Sezer
Takip et:
Siyasete ve dış politikaya dair nüanslı, eleştirel, yer yer alaycı yazılar ve enerji alanında değerlendirmeler.
Önceki Makale Halk neden aydınlara mesafeli?
Sonraki Makale Bulutlarla beraber yaşayanlar…

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörKöşe Yazıları

Başarısızlık kimin suçu?

Metin Duyar
13 Temmuz 2026
Köşe Yazıları

Arjantin, İngiltere ve “Tanrı’nın eli”

İlhan İlmenöz
13 Temmuz 2026
Köşe Yazıları

Bağnazın sağcısı solcusu

Dr. Nevin Sütlaş
12 Temmuz 2026
Köşe Yazıları

Alex’i güldüren tişört

Cenk Başlamış
12 Temmuz 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?