Cumartesi, 23 May 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
Köşe YazılarıManşet

Ginny MacColl ya da Ajda Pekkan 

Dr. Nevin Sütlaş
Son güncelleme: 23 Mayıs 2026 17:07
Dr. Nevin Sütlaş
Paylaş
Paylaş

Yetmişlerini ortalamış bir kadının videosu beni benden aldı. Guinness Rekorlar Kitabı’na da giren bu kadın ödüllü bir Ninja imiş. Tam teşekkül bir atlet yani.

Aşağıda paylaştığım videoda (*) yapabildiklerini görebileceğiniz Ginny MacColl kırışmış cildine rağmen taş gibi kaslarıyla çok ilginç bir kadın. 

Ginny kırk yaşına geldiğinde osteopeni teşhisi konmuş. Anlaşılan benim gibi onun da genç yaşta başlamış kemik erimesi. Bunun anlamı yıllar sonra kemikleri peynir gibi delik deşik olacak ve en olmadık yerde çatt diye kırılacak olması. 

Eee, malum kadın kısmı kırılgan olur, yaşlanınca daha da nazenin olur. Hele minyonsa daha da beter olur. Yaşlılıkta kas da pek yapılamaz yani osteopeninin yanında nur topu gibi ikizi yani “sarkopeni” de peydah olur. 

Sarkopeni kas azalması, ostepeni ise kemik azalması yani erimesidir. İkisi de yaşla ve ataletle beraber oluşur. Sonra da gelsin ağrılar sızılar, düşmeler kırılmalar. Sonuçta kadın kısmının yaşlılığı ağrılarla sızılarla dolu olur. 

Kaderimiz (!) böyle yazılmış ne yapabiliriz ki? 

Ginny yapmış ama. 63 yaşındayken ilk kez jimnastik yapmaya başlamış. Önce evde kapıya astığı barfikste kendini yukarı aşağı çekmeye başlamış, sonrası gelmiş. Yarışmalar kazanıp rekorlar kitabına girecek kadar başarılar kazanırken hem kas yapmış hem de kemik erimesine nanik çekmiş.

Ginny MacColl

Ginny gibi suratı kırışıklar değil de seksenini geçtiği halde yirmilerinde gösteren Ajda Pekkan gibiler aklını başından alıyor kimilerinin çünkü evvel ahir kadına kas yakıştırılmıyor. Gençler bilmez ama yüzünü ve bedenini kestirip biçtirerek yeniden şekillendirme işini başlatan ilk ünlü Raquel Welch idi. Sonrasında batıdan doğuya doğru hızla yayıldı estetik çılgınlığı. Bizim neyimiz eksikti, Ajdagiller başta olmak üzere pek çok Barbie bebek oluştu ki hepsi tam seyirlik. Sadece ünlülerle de sınırlı kalmadı bu akım, ekmek parasında zorlananlar bile estetik parasını buluşturur oldu… 

Genç ve güzel görünmeye çalışmak sadece kadınlara özgü bir dert de değil. Epilasyonundan saç ektirmeye, kıllarını boyatmaktan şeyine sopa taktırmaya varana dek erkeklerin de gençleşmek için yapmadıkları yok. Sadece daha gizli kapaklı gidiyorlar, hepsi o. Şimdilerde bazı cesur (!) gençler çekiçle vura vura çene kemiklerini minik minik kırıyormuş. O dayanılmaz kemik ağrılarına katlanmaları da çenelerindeki kırıklar iyileşirken araları dolsun da çeneleri daha büyük olsun diye yani daha çekici olmak içinmiş…

Boy uzatmak için bacak kemiklerinin enlemesine kırılıp aralarına kemik tozu ekilip iyilemesini beklemek için yapılan ameliyatlar de var. Birkaç santim daha uzun görünebilmek için ameliyat olup aylarca yatalak beklemek…  

Kadınların bütün suratlarını boydan boya kestirmeleriyle yarışır bir ağrı olmalı çene ve bacak kemiklerinde kasten yaratılan o kırıkların ağrısı. Erkeklerin estetik amaçlı acı çekme oranı yine de kadınlarla yarışamaz… 

Ahhh kadınlar, kadınlar. “Bu gençleştiriyor!” deyiver de bak neler yaptırıyorlar sorgusuz sualsiz: Yüzünü yılan zehri ile iğnelemekten başla, memesine silikon tıktırmaktan çık. Ciltlerine sıktıkları ve tıktıklarından gir, orasını burasını kumaş gibi doğratmaktan çık… 

Günümüzde akla mantığa uymaz bir güzelleşme modasıdır aldı gidiyor. Gerçi eskiden daha mı farklıymış emin değilim. Kızın ayağı büyüdüğünde de bir bebeğin avuç içi kadar kalsın diye bebelerinin ayak parmaklarını tabanlarına katlayıp sımsıkı boğumlayan Çinliler mi dersin, daha uzun görünsün diye çocukluktan itibaren boyunlarına halkalar takan Afrikalılar mı dersin, memeleri daha çok göze batsın diye altına kaldıraç yerleştirip giysilerinden dışarı fırlatan Avrupalılar mı dersin, belleri ipincecik olsun diye korseyle sımsıkı bağlayıp iç organlarını haşat eden Kafkaslar mı dersin, say say bitmez genç ve güzel görünmek için kadınların kendi bedenlerine yaptıkları eziyet. Hem de ne uğruna? 

Sorsan bu eziyetleri erkekler için çektiklerine hepsi itiraz eder. Ne yapıyorlarsa sadece kendileri için yapıyorlarmış, yersen. “Issız bir adada tek başıma yaşasam aynı biçimde mi davranırdım?” diye sorup samimiyetle yanıtlasalar, kendilerini bile inandırdıkları bu yalan ortaya çıkardı ama nerede o samimiyet. Aynı soru ve yanıtı gençliklerini kovalayan erkekler için de geçerli elbette.

Güzellik, ömür boyu peşinden koşulan en temel şey çünkü güzel olan tercih ediliyor. Güzellik aynı zamanda gençlik demek çünkü genç olan tercih ediliyor. Yaşlı ve zengin Adnan beyler genç ve güzel Bihterleri seçiyor çünkü. O nedenle herkes Bihter pardon Barbie olma peşine düşüyor. 

İşte tam da orada başlıyor kadınlık stresi: Gözlerimin etrafına kaz ayakları yerleşti derdi. Saçıma ak düştü derdi. Gerdanım pörsüdü derdi. Memelerim sarktı derdi. Kollarımın altı torbalandı derdi. Bugün bunun, yarın öbürünün derdi. Dur durak bilmeden çığ gibi coşup taşan yaşlanma işaretlerinin derdi. 

Herkesin derdi kendine ama kimse “Eskiden sabahın köründe koşuşturmaya başlar, gece yarısı yatağa düşene kadar yorulmazdım, şimdi iki üç basamağı çıkamıyorum” derdine düşmüyor. Kimse “Eskiden kafadan çarpma yapardım, şimdi yazarak bile en basit toplamayı yapamıyorum” diye bir dert de çekmiyor. Yaşlanmayı sadece bedenin dış görüntüsü sanıp kaporta boya ile uğraşmaktan motora bakmaya sıra gelmiyor. 

Estetik operasyon yaptıran tanıdıklarıma hep sorarım maliyetini. Hepsinin cevabı kaç para ödedikleri üzerine. Çektikleri acıyı, maliyet hesabına katmıyor hiçbiri. Ameliyat öncesi ve sonrasının yarattığı stresin maliyetini de hesaplamıyorlar, ağrıyı hesaba katmadıkları gibi. Ancak onlardan daha önemli bir şey var; anestezinin maliyeti. Alınan her anestezi pek çok beyin hücresinin biçilmesine neden oluyor. Tıpkı madde kullanımında olduğu gibi. Maliyet hesabında iç organların yıkımını düşünen yok ki beyne sıra gelsin. Bedeninin görüntüsü için masaya yattığında, ödemeyi beyninin hücreleri ile yaptığını bilemiyor, güzelliğe takıntılıların kafası. 

Yaratılan modalar neye zorlarsa zorlasın, sağlık gerekçesi dışında ameliyat olmak isteyen de bu isteği karşılayan da apaçık suçludur. Ameliyat olmayı seçmek kadar ameliyat etmeyi seçmek de tıbbi suçtur.

Ne kadar çok istesek de hep genç kalmak mümkün değil. Ginny’e de olduğu gibi yaşlanma kırklarındayken belirti vermeye başlıyor. Fiziksel güç de beyinsel aktiviteler de yavaşlamaya başlıyor. Yaşlandıkça adaleler de kemikler de beyin de eriyor. Yaşlılıkta ostepenik, sarkopenik ve demansif olmak kaderimiz (!)

Kader denilen şey mistik bir laftır, irade ise gerçek bir söz. İrade kaderi çelmeler. İsteyen yaşlanmasını iradesiyle yani çalışarak yavaşlatabilir. 

Bedeni genç kalsın isteyen, Ginny kadar olmasa da fiziksel olarak aktif bir hayat sürmelidir. Lütfen videoyu izleyin de biz doktorların ağzına sakız olmuş “65 yaşından sonra kas yapımı mümkün değildir” zırvalığının nasıl çöpe atılabildiğini görün.

Aklı genç kalsın isteyen de ekran bağımlılığına teslim olmak yerine aklını sürekli çalışır tutmalıdır. Aklı çalıştırmanın yolu da haber izleyip dertlenmek, bulmaca çözmek falan değil, her şeyi merak etmek ve yolunu bulup yeni yeni şeyler öğrenmektir. 

Atalarımızın dediği gibi, çalışan demir pas tutmaz. İsteyen hem bedenini hem de aklını doğal yıkımın hızından koruyabilir. Çabasıyla doğru orantılı olarak elbette. Kadere de böyle çelme takılır.  

Ancak, merakın ve yeni şeyler öğrenmenin gücünü küçümseyen de, cerrahın bıçağını kovalayan da, kumarın ve dizilerin tutkunu olan da, koltuğun minderi olmayı seçen de iflah olmaz. 

Bütün bunlar bana göre böyle elbette. Size asıl neyin lazım olduğunu ben nereden bilebilirim ki? 

(*) https://www.facebook.com/reel/1243257087989204

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanDr. Nevin Sütlaş
Takip et:
1959 yılında Adapazarı’nda doğdu, İstanbul Üniversitesinde Tıp doktoru, Bakırköy Akıl Hastanesinde Nöroloji Uzmanı oldu ve aynı hastanede 30 yıl eğitim görevlisi hekim olarak çalıştı. Beynin damar ve enfeksiyon hastalıkları, yoğun bakım, hasta beslenmesi, açlık grevi/ ölüm orucu ve Multipl Skleroz konularında çalıştı. Sağlık sisteminin özelleştirilmesi sürecinde uğradığı mobing yüzünden 2016 yılında aktif meslek yaşamını sonlandırdı. Beyin ile ilgili bilimsel bilgiler temelinde topluma yönelik kitaplar yazmayı sürdürüyor. Florida'da yaşıyor. Web sayfası: http://www.nevinsutlas.net/index.html Elektronik posta: calisal01@yahoo.com
Önceki Makale Haydi düşelim yola tam sırası
Sonraki Makale Kapadokya’dan Amasya’ya gezi notları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

Manşet

“Kaplanlar” Premier Lig’de

Medya Günlüğü
23 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Kapadokya’dan Amasya’ya gezi notları

İlhan İlmenöz
23 Mayıs 2026
ManşetSerbest Kürsü

Haydi düşelim yola tam sırası

Tijen Zeybek
23 Mayıs 2026
Köşe YazılarıManşet

Görünmez pusula

Emre Dilek
23 Mayıs 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?