Kurumsal disiplin, kelime anlamı itibarıyla; kurum sınırları içerisinde davranış biçimlerini, iletişim usullerini, görünümü, aidiyet duygusunu ve sürdürülebilirliği kapsayan geniş bir alanı ifade eder.
Eğitim yoluyla üyelere kazandırılan bu disiplin anlayışı, zaman ve coğrafyaya bağlı olarak farklılaşabilen, ortak bir kabule dayanır.
Bu noktada özellikle “kabul” kavramını vurgulamak gerekir; zira aksi hâlde o kurumda varlık göstermek ve uzun süre barınmak oldukça zordur. Genel olarak, kuruma dâhil olma sürecinde bireyden beklenen, mevcut şartları bildiğini ve kabul ettiğini açıkça onaylamasıdır. Çalışan, üye ya da gönüllü fark etmeksizin bu yaklaşım, kurumsal yaşamın temel başlangıç noktasıdır.
Farklı kurumlarda çalışma fırsatı bulmuş biri olarak, bu onaylama ve kabullenme refleksini doğal karşılarım. Çünkü kurumsal kültüre dâhil olma arzusu ve kısa sürede “diğerleri gibi olma” eğilimi, çoğu zaman sorgulama ihtiyacını veya olasılığını baskılayarak köreltir. Gözlemlerim de bu yöndedir.
Zira farklı bir bakış açısıyla durup sorgulama cesareti göstermek, özellikle kuruma yeni katılmış ve henüz kabul görme aşamasını tamamlamamış bir üye için, kolaylıkla kuruma yönelik bir tehdit ya da saldırı olarak algılanabilir. Oysa bireyin; gelişim, değişim, yükselme ya da mevcut durumu muhafaza etme yönündeki iştahı, genellikle ilerleyen dönemlerde ve sonuçlarına katlanmayı göze alarak ortaya koyacağı daha planlı adımlarla anlam kazanır.
Bu noktaya kadar “kurum” kavramından bahsettik. Kurumu; belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelmiş, ortak bir kültür geliştirmiş ve bu kültür sayesinde bir arada kalabilme becerisini sürdürebilen bireyler topluluğu olarak da tanımlamak mümkündür.
Disiplin kavramına ilişkin tanımlara baktığımızda, kısa ve öz biçimde şu açıklamalarla karşılaşırız:
Türk Dil Kurumuna göre disiplin:
* Bir topluluğun yasalarına, yazılı veya yazısız kurallarına titizlikle uyması; sıkı düzen, düzence, inzibat
* Kişilerin içinde yaşadıkları topluluğun genel düşünce ve davranışlarına uymalarını sağlamak amacıyla alınan önlemlerin bütünü
Cambridge Sözlüğü’ne göre disiplin:
* İnsan davranışlarını kurallar ve cezalar yoluyla kontrol etme, Terbiye etme; düzgün davranmayı öğretme.
Bu tanımlara dikkatle bakıldığında, ortak paydanın uyum, düzen ve davranışların kontrolü kavramları etrafında şekillendiği açıkça görülür.
Kendisini bir kurum fikriyle özdeşleştirmiş ve belirli bir amacı olan toplulukların sürdürülebilirliğini sağlayabilmesi için, üyelerinin kurum düzenine uyum göstermesi hayati öneme sahiptir. Bu uyumun sürekliliğini sağlamak adına, düzenli aralıklarla ve belirli usullerle kontrol edilmesi de kaçınılmazdır.
Uyumu sağlama ihtiyacı, beraberinde ölçme ve denetleme mekanizmalarını getirir. Bu ölçüm sürecinde, kurum çıkarlarıyla örtüşmeyen davranışlar tespit edildiğinde çeşitli yaptırımlar devreye girer. Örneğin; eleştiri, uyarı, kınama, belirli sürelerle yetki kısıtlaması, yetkinin tamamen geri alınması, maddi yaptırım veya gelirden mahrum bırakma, geçici uzaklaştırma ya da üyelik/ sözleşmenin feshi gibi pek çok farklı uygulama görülebilir.
Bu sürecin tamamını tek bir çatı altında toplamak istersek, disiplin kavramını rahatlıkla kullanabiliriz.
Disiplin; statik değil, dinamik ve dönüştürülebilir bir olgudur. Zamana ve koşullara göre uyarlanabilir, güncellenebilir; ancak sürdürülebilirlik açısından her zaman vazgeçilmezdir. Nitekim öz disiplinini koruyabilen kurumların, bazı devletlerin ömürlerinden bile daha uzun süre ayakta kaldığına tarih boyunca şahit olmaktayız.
Dünyadan birkaç örnek vermek gerekirse:
* Kongo Gumi (Japonya): 578 yılında kurulmuş, bilinen en eski şirkettir.
* Hoshi Ryokan (Japonya): 718 yılından beri faaliyet gösteren bir otel işletmesidir.
* St. Peter Stiftskulinarium (Avusturya): 803 yılından bu yana hizmet veren bir restorandır.
* Beretta (İtalya): 1526’dan beri silah üretimi yapan bir firmadır.
* Hacı Bekir Lokumları: 1777’den beri faaliyet göstermektedir.
* Vefa Bozacısı: 1876 yılından bu yana varlığını sürdürmektedir.
Bu kurumların uzun ömürlü olmalarını; öz disiplinlerini muhafaza etmelerine, finansal bağımsızlıklarına, değerlerin nesilden nesile aktarılmasına, kurumsal kültürlerini köklerine sadık kalarak yenileyebilmelerine, kriz anlarında esnek ve uzun vadeli düşünebilmelerine ve en önemlisi duyulan güveni koruyabilmelerine bağlamak mümkündür.
Disiplini anlık konfor, kısa vadeli çıkarlar veya kişisel tatminler uğruna esnetmek ya da işlevsiz hâle getirmek ise, eninde sonunda kurumu ayakta tutan kolonları aşındıracak ve kaçınılmaz bir çöküşe zemin hazırlayacaktır.
Fatih Saygın
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
