CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı olduğu 2023 seçimlerinden önce sosyal medya hesabından “Kirli İşler” başlıklı bir video yayınlamıştı.
Video o tarihte kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştı. Kılıçdaroğlu videoda, her gün binlerce dezenformasyon haberi üretildiğini belirterek büyük çaplı iftira kampanyaları ve muhalefeti etkisiz hale getirmeye yönelik girişimlerle karşı karşıya olduklarını söylemişti.
Kılıçdaroğlu’nun işaret ettiği kara propaganda, dezenformasyon ve kirli siyaset yöntemleri aslında Türk siyasetinin yabancı olmadığı olgulardır. Son günlerde sıkça dile getirilen “CHP’ye tuzak kuruldu” görüşlerini okuyunca aklıma bu video geldi.
İktidar partisi ve ona yakın çevrelerin CHP’de yaşanan gelişmelerden memnun olduğu görülüyor. Birbiri ardına çeşitli siyasi senaryolar üretiliyor. Yaşananlar, siyasette kirli yöntemlerin ve siyasi mühendislik çalışmalarının nasıl işlediğine dair dikkat çekici örnekler sunuyor.
CHP’nin bugün içinde bulunduğu kaotik ortam, ister istemez “Parti bu tuzağa nasıl düştü?” sorusunu gündeme getiriyor. Aslında yaşananların işaretleri aylar öncesinden görülmeye başlanmıştı. İktidarın CHP’yi baskı altında tutma, başarısız gösterme, yıpratma ve parçalama stratejisi uzun zamandır bilinen bir gerçekti. Bu nedenle 38. Kurultay sonrasında yaşanan gelişmelerden iktidarın memnuniyet duyması şaşırtıcı değildir.
CHP’nin 2024 yerel seçimlerinde elde ettiği başarı, iktidar açısından önemli bir uyarı niteliği taşıyordu. Bu başarının ardından CHP’deki yükselişi durdurmaya, partiyi itibarsızlaştırmaya ve kamuoyu nezdinde yıpratmaya yönelik hamlelerin hız kazandığı görüldü. Siyasi açıdan bakıldığında bu stratejinin iktidar tarafından bilinçli biçimde uygulandığı söylenebilir.
38. Kurultay’a ilişkin yargı süreci ve “mutlak butlan” tartışmaları da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Ancak asıl dikkat çekici nokta, CHP yönetiminin böyle bir sürecin yaratabileceği sonuçları yeterince öngörememiş olmasıdır. Daha da önemlisi, yargı kararı açıklanmadan önce parti içindeki farklı kanatların bir araya gelerek uzlaşma zemini oluşturamamasıdır.
Oysa kriz davul zurna çala çala geldi. Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel çizgisini temsil eden isimlerin mahkeme kararı öncesinde bir araya gelerek ortak bir çözüm arayışına girmemeleri, bugün yaşanan tablonun oluşmasına zemin hazırladı. Gelinen noktada CHP’nin görüntüsü, partiye gönül veren milyonlarca seçmen açısından kaygı verici ve umut kırıcıdır.
Bugün yapılması gereken, tarafların birbirlerini yıpratma yarışını bırakıp uzlaşma yollarını aramasıdır. Çünkü CHP’nin ikiye bölünmesinden siyasi fayda sağlayacak olan yalnızca iktidardır. Parti içindeki farklı görüşlerin ortak bir zeminde buluşması ve yeniden birlik görüntüsü verilmesi büyük önem taşımaktadır.
CHP gibi köklü, demokratik gelenekleri güçlü ve çok sesli bir partiyi yönetmek hiçbir zaman kolay olmadı. Farklı görüşlerin, farklı eğilimlerin ve güçlü siyasi kişiliklerin bulunduğu bir yapıda uzlaşmayı sağlamak her zaman liderlik becerisi gerektirdi.
Bugün CHP’nin karşı karşıya olduğu sorun da tam olarak budur. Mahkeme kararları, siyasi hesaplar ve parti içi çekişmelerin ötesinde asıl mesele, partinin birlik ve bütünlüğünü koruyup koruyamayacağıdır. Bu nedenle olağanüstü kurultayın gecikmeden gerçekleştirilmesi ve tüm tarafların ortak bir zeminde buluşması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Aksi halde kaybeden yalnızca bir grup ya da bir isim olmayacaktır. Kaybeden CHP olacak, kaybeden muhalefet olacak, kaybeden milyonlarca seçmen olacaktır. Eğer parti içindeki düğüm çözülemez ve CHP kendi iç hesaplaşmalarının esiri haline gelirse, ortaya çıkacak siyasi tablonun en büyük kazananı yine AKP olacaktır.
Tarih, kriz dönemlerinde uzlaşmayı değil ayrışmayı tercih eden siyasi aktörleri genellikle haklı çıkarmamıştır. CHP’nin önündeki soru artık “Kim haklı?” sorusu değil, “Parti bu süreçten nasıl güçlenerek çıkar?” sorusudur.
Verilecek cevap, yalnızca CHP’nin değil, Türkiye siyasetinin geleceğini de etkileyecektir.
İlgili yazı:
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
