Arkadaşım Ruhsar tam tepesinde yapıyor topuzunu, oysa genelde topuz kafanın arkasında hatta enseye yakın yapılıyor.
Tıpkı Ruhsar’ınki gibi Buda’nın da tam tepesinde bir topuz var. Ancak onunkiler de saç topuzu mu bilemeyince öğreneyim istedim. Buda’nın bu tepe çıkıntısına “Uşnişa” dendiğini böyle öğrendim.
Aslında her şey 3 Çin tanrısının biblolarını incelerken başladı. “Fu” mutlulukla bol şans ve serveti, “Lu” refah ve bollukla kariyer gelişmişliğini, “Şou” ise enerji bolluğuyla uzun ve sağlıklı yaşamı temsil eden Tao tanrılarıymış. Benim ilgimi çekense bu tanrıların vadettikleri değil de sonuncusunun alnındaki belirgin bombe oldu.
Diğer isimleri “Şoulao” ve “Şousing” olan tanrı Şou’nun hiçbir şeye benzetemediğim alın bombesi meğerse Buda’nın tepesindeki topuz ile bağlantılıymış. Böyle başladı Budizmin simgelerinin içine düşmem. Megerse Buda’yı Buda yapan belirgin olmayan 80 başka işareti varsa da asıl 32 belirgin işaret varmış vücudunda:
1-Ayakları yere sıkıca /dengeli basar.
2-Ayak tabanında çark /hayat döngüsü izi vardır.
3-Topukları geniş/çıkıntılıdır.
4-El ve ayak parmakları uzundur.
5-El ve ayak derisi yumuşacık ve narindir.
6-Ellerinde ve ayaklarında perde (zar) vardır.
7-Ayak bilekleri yüksek, ayakları kemerlidir.
8-Baldır kasları bir antilopunki gibidir.
9-Eğilmeden avuç içleriyle dizlerine dokunabilecek kadar uzun kolları vardır.
10-Erkeklik organı içe çekilmiştir /kılıfla örtülüdür.
11-Cildi altın rengindedir.
12-Cildi o kadar pürüzsüzdür ki üzerine toz yapışmaz.
13-Vücudundaki her gözenekten bir kıl çıkar.
14-Vücut kılları mavi-siyah renkte, kıvırcık ve uçları sağa doğru kıvrıktır.
15-Uzuvları bir tanrıya aitmiş gibi düzgündür.
16-Ayak tabanları, avuç içleri, omuzlar ve başın tepesi yuvarlaktır.
17-Kürek kemikleri arasındaki oluk yoktur.
18-Göğüs yapısı bir aslanınki gibidir.
19-Dik ve düzgün duruşludur.
20-Omuzları dolgun, yuvarlak ve boynuyla orantılıdır.
21-Vücudu mükemmel orantılıdır; kollarının açıklığı boyuna eşittir.
22-Kırk dişi vardır.
23-Çenesi bir aslanınki gibidir.
24-Dişleri düzgündür, aralarında boşluk yoktur.
25-Dişleri beyaz ve parlaktır.
26-Uzun ve geniş bir dile sahiptir.
27-Yiyeceklerin tadını iyileştiren tükrüğü vardır /tat alma duyusu aşırı hassastır.
28-Derin, yankılı, ilahi bir sesi vardır.
29-Gözleri koyu mavidir.
30-Kirpikleri boğanınki gibidir.
31-Kaşlarının arasındaki alın bölgesinde içbükey bir girdap oluşturan yumuşak beyaz tüyler bulunmaktadır: Urna
32-Başı son derece pürüzsüzdür ve tepesinde etli bir çıkıntı vardır: Bu çıkıntı saat yönünde kıvrılan kısa buklelerle kaplıdır: Uşnisa.
“Uğurlu işaret kabul edilen “Uṣṇiṣa”, “Uṛṇā” ile birlikte değerlendirilir ve çoğu zaman bir mücevher şeklinde tasvir edilir. Uṛṇā, bilgeliği simgeler ve dünyayı aydınlatan bir ışık yaydığına inanılır. Uzun kulak memeleri ise Buda’nın prens olduğu dönemde taktığı ağır küpeleri hatırlatır ve uzun ömrün simgesi olarak kabul edilir.”
Bütün bunları bildiğimi sanmayın. İnternetteki birkaç farklı kaynaktan derledim ki ana elemanlar değişmemekle birlikte aslında her bir kaynak farklı şeyler anlatıyor. Tıpkı diğer dinlerin peygamberleri için anlatılanlarda olduğu gibi, tanımlananların bir standardı da yok.
Dünyada her yüz kişiden 31’i Hristiyan, 24’ü Müslüman, 15’i Hindu iken Budist olanlar 7’den bile az. 8 milyarlık dünyada kabaca 500 milyon kişinin Budist olduğu düşünülüyor. Ancak yaygın olan dinlerinin koyduğu kısıtlayıcı kurallardan bunalan Batı’da Budizme gönül verenler günden güne artıyor.
Tanıdığım birkaç Budist bana Budizmin bir din olmadığını çünkü peygamberi olmadığını, üstünlüğünün de bundan kaynaklandığını söylüyor. Zaten herkes kendi dinini ötekilerden üstün görüyor. Oysa bu yaklaşım bana hiçbir şey ifade etmiyor.
Din cahili biri olarak sorup duruyorum: Budizmde peygamber yoksa Buda kim? Eğer o da diğer yüzlerce hatta binlerce peygamber gibi bir yol gösterici değilse zaaflarından sıyrılmak isteyenler niye onun yolunu izliyor?
Bu arada Budizmin kurucusu Siddhartha Gautama’nın aslında ülkesini yönetmek üzere özenle yetiştirilmiş bir prens olduğunu öğrenerek çok şaşırıyorum. Milattan önce 6. yüzyılda Kuzey Hindistan’da varlıklı bir Şakya kralının oğlu olarak doğmuş Gautama. Sonradan Buda yani “Uyanmış/aydınlanmış” diye anılan bu prens, hanedanlığı reddedip halka karışmış. Bu sırada 29 yaşında, evli ve bir oğlan babasıymış ama sarayıyla beraber ailesini de terk etmiş. Gerçeği bulmak için Hindu keşişi olmuş ama orada da aradığını bulamayınca kendi yolunu kendi çizmeye karar vermiş. Dünya nimetlerine sırtını dönüp arınma yolunda ilerlemiş ve asıl gerçeğe (nirvanaya) ulaşmış. (Böylece kendisi ilk Buda (aydınlanan) olmuşsa da daha sonra nirvanaya eren başka Budalar da olmuş.)
Bu dinin tarihini ve özelliklerini daha çok anlatacak değilim ama önce doğunun sonra batının olmazsa olmazı haline gelen meditasyonun kâşifi olduğunu söylemeden geçmeyeyim. Bir de Hindular ve Müslümanlarca peygamber sayıldığını ekleyeyim.
Ancak karısını boş versek de minik oğlunu da terk edip giden bu Buda’nın “Cinsel organları içeri kaçmış, cildi pürüzsüz parlak…” falan da ne demek oluyor? Gel de şimdi bacaklarının arasında fıtık torbasıyla cinselliğe takık zamane peygamberini hatırlama. Bu yerli seks düşkünüyle beraber Rus Rasputin’ini falan da hatırlayınca “cinsel gücü kendisine inananlardan on kat, sıradan insanlardan yüz kat fazlaydı” diye anılanı da gel de anımsama…
Bütün bunların bana hatırlattığı tek bir şey var: İnsan beyninde inançların zemini olan bölgenin aynı zamanda cinselliğin de kumanda merkezi oluşu. Üstelik aynı bölgenin yeme içmenin de merkezi olması. Komuta aynı yerde olunca sonuç da aynı oluyor; en dindar olanla yeme içmeye ve de sekse en takıntılı olan aynı kişi oluyor. O nedenle cinsel organı örtülü olan Buda’nın tükürüğü de yiyecekleri en lezzetli hale getiren oluyor…
Yeme, içme, üreme ve inanç gibi en temel varoluş işlevlerimiz haz ile çalışıyor. O nedenle beslenmekten çok haz almak için yiyoruz. O nedenle üremekten çok haz için sevişiyoruz. O nedenle kusurlarımızdan arınmak için değil haz düşkünlüğümüzün neden olduğu kusurlarımızı örtmek için dine sığınıyoruz.
Dünya nüfusunun sadece yüzde beş-on kadarı dinsiz, inançsız. Kalan yüzde doksan küsur hangi dine inanırsa inansın fark etmiyor ki insanların haz tutkusu da ahlaksızlığı da bitmiyor.
Bütün dinler, bütün uyuşturucu ve uyarıcılar, bütün yiyecek ve içecekler bize haz veriyor ama akıllı ve ahlaklı davranmamızı sağlamıyor. Herhangi bir şeyden aldığımız haz onun peşine takılmamızı sağlıyor ama yolumuzu doğru yol kılmıyor. Haz aldığımız için çay kahve peşinde koşuyor, o yüzden duman tüttürüyor, o yüzden çikolata ve alkol seviyor, o yüzden aşık oluyor ve acı çekiyor, o yüzden seks düşkünü ya da sapkını oluyoruz. O yüzden de dindar oluyoruz. Hatta Budist bile oluyoruz.
Ne yaparsak yapalım bir türlü olmak istediğimiz gibi kâmil olamıyoruz. İnsanın kemale ermesi gelecekte bir zaman mümkün olabilecek mi dersiniz?
Japon sumo güreşçilerinde de görmeye alışık olduğumuz tepe topuzuna gelince, Hint’te ve Çin’de hanedan mensupları yani asiller saçlarını tam tepede topuz yaparmış. Asil Gautama’nın tepesindeki topuz ve uzun ömürlü Şou’nun alnındaki topak aslen nirvanaya ermişliği gösteriyormuş ya, öyleyse biz de zamane yaratısı insansı robotların tepelerine ya da alınlarına birer topak koysak, onlar bizim yerimize nirvanaya ulaşırlar mı dersiniz?
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
