Bilim tarihi açısından sembolik öneme sahip günlerden biri de 21 Haziran 1633.
Çünkü bu tarihte İtalyan bilim insanı Galileo Galilei, Engizisyon Mahkemesi önünde yargılandı ve savunduğu görüşlerden vazgeçmeye zorlandı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda bu olayı yalnızca bir bilim insanının yargılanması olarak görmek eksik olur. Aslında yaşananlar, insanlık tarihinin en eski mücadelelerinden birini temsil ediyordu: Bilgi ile otoritenin, sorgulama ile dogmanın, gözlem ile alışkanlığın karşı karşıya gelişi.
Galileo’nun hikâyesi, gökyüzüne bakmakla başladı.
Yüzyıllar boyunca insanlar, Dünya’nın evrenin merkezinde olduğuna inanmıştı. Bu görüş yalnızca bilimsel bir teori değil, aynı zamanda dönemin düşünce düzeninin de temel taşlarından biriydi. Ancak 16. yüzyılda Polonyalı astronom Nicolaus Copernicus, Güneş’in merkezde bulunduğu yeni bir model ortaya koydu.
Galileo ise teleskobunu gökyüzüne çevirdiğinde, bu görüşü destekleyen güçlü gözlemler yaptı. Ay’ın kusursuz olmadığını, Jüpiter’in etrafında dönen uydular bulunduğunu ve Venüs’ün evreler geçirdiğini gözlemledi. Bunlar o dönemin yerleşik anlayışını sarsan bulgulardı.
Ama sorun, Galileo’nun ne gördüğü değil, gördüklerini söylemesiydi.
Onun başına gelen tarih boyunca birçok düşünür, sanatçı ve bilim insanının başına gelmiş, onlar da eleştirilmiş, dışlanmış ya da cezalandırılmıştı.
1633 yılında Galileo Roma’da Engizisyon Mahkemesi önüne çıkarıldı. Mahkeme sonunda savunduğu görüşleri geri çekmeye zorlandı ve ömrünün geri kalanını ev hapsinde geçirdi.
Galileo’nun mahkemeden çıktıktan sonra kendi kendine ” E pur si muove” (Yine de dönüyor) dediği iddia ediliyor. Bu sözün gerçekten söylenip söylenmediği kesin bilinmese de, sembolik anlamı oldukça güçlü.
Çünkü Dünya’nın dönmesi için insanların buna inanması gerekmiyor.
Galileo’nun yaşadıkları, bilimin otoriteye değil kanıta dayandığını gösteriyor.
***
Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:
