Salı, 18 Ağu 2026
  • My Feed
  • My Interests
  • My Saves
  • History
  • Blog
Subscribe
Medya Günlüğü
  • Ana Sayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • 🔥
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Font ResizerAa
Medya GünlüğüMedya Günlüğü
  • MG Özel
  • Günlük
  • Serbest Kürsü
  • Köşe Yazıları
  • Beyaz Önlük
  • Mentor
Ara
  • Anasayfa
  • Yazarlar
  • Hakkımızda
  • İletişim
Bizi takip edin
© 2026 Medya Günlüğü. Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak.
EditörKöşe Yazıları

“El âlem”in penceresi

Erdal Çolak
Son güncelleme: 12 Ağustos 2026 19:48
Erdal Çolak
Paylaş
Paylaş

İnsan, dünyaya kendi sesiyle gelir; ama çoğu zaman başkasının şarkısıyla yaşar.

Kendi gözüyle doğar aslında. Tertemiz, hiçbir ön yargıya bulanmamış bir bakışla. Sonra yavaş yavaş başkasının, ailenin, toplumun gösterdiğine bakmayı öğrenir. Kendi gözü dururken el âlem penceresinden bakar dünyaya. Beğenileni güzel sanır, gösterileni gerçek sanır. Bir süre sonra baktığı şey değil, ona ne bakması gerektiği söylenen şey olur hayatı.

Kendi kulağıyla doğar. İlk önce annesinin kalbini duyar, kendi nefesini duyar. Sonra uğultu başlar. Başkasının fısıltısı, dedikodusu, korkusu, öğüdü… O kadar çok ses dolar ki kulağına, kendi iç sesini duyamaz olur. Sağır değildir, sadece kendi sesine sağırdır.

Kendi kalbiyle doğar. Dünyanın en dürüst kasıyla. Korkmadan, hesap yapmadan atan bir kalple. Sonra o kalbe başkasının korkuları öğretilir. Başkasının ayıpları, günahları, el âlem ne derleri yüklenir. Kendi kalbi varken başkasının onayı için çarpar olur. Severken bile “acaba” diye sever.

Beyniyle doğar. Merak eden, soran, kurcalayan bir akılla. Ama ona hazır cevaplar verilir. Düşünme, biz senin yerine düşündük denir. Ezber verilir, fikir verilir, yol verilir. Kendi aklı varken başkasının doğrusuyla yaşamak daha kolay gelir.

Doğduğumuz anda bize ait olan tek şey nefesimizdir. Geri kalan her şeyi zamanla öğreniriz: Dilimizi, inançlarımızı, korkularımızı, sevinçlerimizi, hatta neye alkış tutup neye öfkeleneceğimizi bile. Farkında olmadan başkalarının yazdığı notalarla büyür, onların bestesini kendi hayatımız sanırız.

Çocukken ailemiz bize ilk melodiyi öğretir. Ardından okul gelir; doğruyu, yanlışı, başarıyı ve başarısızlığı tanımlar. Sonra toplum devralır. “Böyle düşünmelisin, böyle yaşamalısın, böyle giyinmeli, böyle sevmeli, böyle inanmalısın” der. İnsan, kabul görmek uğruna bu melodiyi ezberler. Çünkü ait olmak, çoğu zaman özgün olmaktan daha kolaydır.

Modern dünyada bu şarkının sesi daha da yükseldi. Televizyonlar, reklamlar, sosyal medya ve algoritmalar her gün kulağımıza yeni nakaratlar fısıldıyor. Neyi beğeneceğimizi, neye güleceğimizi, neden korkacağımızı ve hatta neyi hayal edeceğimizi bile bize söylüyor. Böylece aynı cümleleri kuran, aynı öfkeleri yaşayan, aynı mutlulukları paylaşan insanlar çoğalıyor. Kalabalık büyüyor; ama özgün sesler giderek azalıyor.

Oysa doğada hiçbir kuş başka bir kuşun sesiyle ötmez. Hiçbir nehir başka bir nehrin yatağında akmaz. Hiçbir yıldız başka bir yıldızın ışığını ödünç almaz. Sadece insan, kendine ait olmayan hayatları yaşamaya ve başkasına ait şarkıları söylemeye razı olur.

Bunun nedeni korkudur. İnsan, farklı olmanın bedelinden çekinir. Dışlanmaktan, yanlış anlaşılmaktan, yalnız kalmaktan korkar. Bu yüzden kendi sesini kısar, kalabalığın korosuna katılır. Alkış uğruna kendi türküsünü unutur.

İşin ironik yanı şudur: Herkes farklı olmak istediğini söyler; ama çoğu insan farklı görünmeye çalışırken bile aynı kalıpların içinde hareket eder. Aynı modayı takip eder, aynı sloganları tekrarlar, aynı düşünceleri sorgulamadan savunur. Kendi hayatının yazarı olmak yerine, başkasının senaryosunda rol alan bir oyuncuya dönüşür.

Gerçek özgürlük, herkesin sustuğu yerde konuşabilmek değil; herkes aynı şarkıyı söylerken kendi sesini duyabilmektir. Çünkü insanın en büyük başarısı, kalabalığın alkışını kazanması değil, aynaya baktığında duyduğu sesin gerçekten kendisine ait olduğunu hissedebilmesidir.

Hayat kısa bir konserdir. Perde kapandığında kimse kaç kişiden alkış aldığımızı hatırlamayacak. Geriye yalnızca şu soru kalacak: Kendi şarkımızı mı söyledik, yoksa ömrümüz boyunca başkalarının ezgisini mi tekrarladık?

Belki de insanın en büyük yolculuğu, yeni bir şarkı öğrenmek değil; doğduğu gün içinde var olan ama zamanla unuttuğu kendi sesini yeniden bulabilmektir. Bir Hint sözü der ki “kişinin kendi işinde ölmesi yaşamdır, başkasının işinde yaşamak ölüm!..”

***

Medya Günlüğü sosyal medya hesapları:

X

Bluesky

Facebook

Instagram

Bu yazıyı paylaşın
Facebook Email Bağlantıyı Kopyala Print
YazanErdal Çolak
Takip et:
Gazeteci-yazar-akade​misyen. Konya’nın Cihanbeyli ilçesine bağlı Kuşça kasabasında 1975’te doğdu. İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı, 1996 yılında başladığı Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ndeki üniversite, daha sonra Danimarka Kraliyet Okulu’nda (İVA) Copenhagen (The Royal School of Library and Information Science) Kütüphanecilik bölümünde tamamladı. Kütüphanenin Kültüre Etkisi ve Bilginin Bilimselliği üzerine doktora yaptı. Danimarka The Union Press Associat​ion IPC yönetim kurulu üyesi, uluslararası basın yayın kartı sahibi. Kişisel gelişim alanında eğitimler aldı. Psikoterapi Eğitimi sertifikası, Yaşam Koçluğu ve NLP (Zihinsel ve Dilsel Programlama) konusunda diploma sahibi. ”Sonsuzluk İle Hiçlik Arasındaki İnsan” adlı deneme kitabı Dancaya, ”Yalnızlık Aşktır; Yalnızlık, Yokluğun, Hiçliğin Şiirleri” kitabı”. ”Loneliness Is Love” adıyla İngilizceye çevrildi. ”Yüreğim Sensizliğim”, ”Yalnızlık Aşktır”, ”Ben Sana Değil Kendime Geç Kalmışım” adlarında şiir kitapları var. Danimarka’da yaşamaktadır.
Önceki Makale Bugünkü köşe yazıları
Sonraki Makale İgor’un “daça” maceraları

Medya Günlüğü
bağımsız medya eleştiri ve fikir sitesi!

Medya Günlüğü, Türkiye'nin gündemini dakika dakika izleyen bir haber sitesinden çok medya eleştirisine ve fikir yazılarına öncelik veren bir sitedir.
Medya Günlüğü, bağımsızlığını göstermek amacıyla reklam almama kararını kuruluşundan bu yana ödünsüz uyguluyor.
FacebookBeğen
XTakip et
InstagramTakip et
BlueskyTakip et

Bunları da beğenebilirsiniz...

EditörGünlük

Aleksey Batrakov’un portresi

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
EditörGünlük

Tarihi değiştiren adam

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
EditörGünlük

“Kelime bölme” kuralı

Medya Günlüğü
18 Ağustos 2026
EditörMentor

Fenerbahçe’nın çıkış yolu

Mentor
18 Ağustos 2026
Medya Günlüğü
Facebook X-twitter Instagram Cloud

Hakkımızda

Medya Günlüğü: Medya eleştirisine odaklanan, özel habere ve söyleşilere önem veren, medyanın ve gazetecilerin sorunlarını ve geleceğini tartışmak isteyenlere kapısı açık, kâr amacı taşımayan bir site.

Kategoriler
  • MG Özel
  • Günlük
  • Köşe Yazıları
  • Serbest Kürsü
  • Beyaz Önlük
Gerekli Linkler
  • İletişim
  • Hakkımızda
  • Telif Hakkı
  • Gizlilik Sözleşmesi

© 2025 Medya Günlüğü.
Her Hakkı Saklıdır.
Webmaster : Turan Mustak

Welcome Back!

Sign in to your account

Username or Email Address
Password

Lost your password?